YAĞMUR ADLI ROMANDAN ALINMIŞTIR:
- Arkadaşlar

bu ilk dersimizde müfredattan ziyade öncelikle edebiyat hakkında bir fikir edinmeyi daha doğrusu sizin zihinlerinizde bundan sonraki hayatınızın en önemli vasfı olacak ve sizin mesleğiniz haline gelecek edebiyat hakkında bir fikri oluşturmayı gerekli görüyorum. Eğer ki sizler büyük bir okyanusa açılmak üzere olan gemicilerseniz öncelikle okyanusun ne olduğunu

nasıl oluştuğunu

neye hizmet ettiğini bilmeniz gerekmektedir. Sizden şunu düşünmenizi istiyorum. Edebiyat nedir? Nasıl ortaya çıkmıştır. Edebiyatı oluşturan

ona hayat veren şey nedir? Bu konuda kim bir şeyler söylemek ister?
Orta sıralarda oturan kumral bir kız söz aldı:
- Hocam bence edebiyat insanın duygularını dışa vurmasıdır.
- Nasıl yani dışa vurmasıdır? Bu düşünceni biraz aç bize.
dedi Özalp hoca. Amacı sorduğu sorularla öğrencisinin akıl yürütmesini sağlamak ve zihninde bir fikri yeşertebilmekti. Hocasının tavırlarından doğru yolda olduğunu sezinleyen öğrenci öncekinden daha cesur bir tavır takınarak fikrini savunmaya başladı.
- İnsan duyguları olan bir canlıdır. Bu yaradılışından beri vardır. İnsan hisseder. Sever

üzülür

kızar ve mutlu olur. İşte edebiyat insanın bu duygularından dolayı ortaya çıkmıştır. İnsan duygularını anlatmak istemiştir. Bunu da edebiyat ile yapmıştır.
Arka sıralardan kalkan bir el Özalp hocanın amaçladığı şekilde sınıfta farklı düşüncelerin çarpışmasını tetikleyecek yönde bir fikir attı ortaya
- Hocam arkadaşımız edebiyatı duyguların dışa vurumu olarak nitelendirdi. Bence burada yanılıyor. Çünkü her duygunun dışa vurulmuş şekline edebiyat diyemeyiz. Mesela bir anne çocuğunu çok seviyor ve ona olan sevgisini dışa vurarak evladına sarılıyor. Şimdi bu annenin evladına sarılışı da mı edebiyattır. Ya da bir ressam gördüğü bir manzaradan çok etkileniyor. Duygularını dışa vurmak maksadında o manzarayı resmediyor. Şimdi bu ressam edebiyatçı ve tablosu da edebiyat eseri midir? Tabii ki hayır. O ressam bir sanatçıdır ve eseri de sanat eseridir. Öncelikle edebiyat ve sanat terimlerinin farklılığını ortaya koymalıyız. Sanat çok daha geniş manadadır ve içine musikiyi resmi heykeltıraşçılığı ve buna benzer sanat dallarını alır. Edebiyat ise bence bu sanat dallarının bir tanesidir.”
Peki dedi Özalp hoca o sanat dallarından biri olan edebiyatın amacı nedir sizce? Sadece duyguların dışa vurulması

insanın hissettiklerini ortaya koyması mıdır? Önce bir sessizlik oldu sınıfta. Hemen herkesin aklında bir takım düşünceler vardı ama kimse bunları toparlayamıyordu. Buğra tartışmanın başından beri dikkat kesilmiş

söylenenleri zihninde yorumluyor ve beli bir düşünce oluşturmaya çalışıyordu. “Bazı şeyler geliyor aklıma fakat bunları ifade edecek doğru kelimeleri bulmalıyım” diye söylendi. Durdu. Gözleri esrarlı bir perdeyi yavaşça aralar gibiydi. “Doğru kelimeleri bulmak”. İşte buydu. Heyecanla el kaldırdı Buğra. Beyin fırtınasının mahsullerini paylaşmak istiyordu arkadaşlarıyla;
- Hocam her iki arkadaşıma da katılıyorum. Edebiyat insanın duygularını ve sadece duygularını da değil aynı zamanda beyninde kurduğu düşünceleri fikirleri de dışa vurma ihtiyacından doğmuştur. Kimi insan müzikle kimisi de resimle açığa çıkarmıştır içindekileri. Acıklı bir olay karşısında yakılan bir ağıt

sevgiliye yazılan bir şiir

yada göz kamaştıran bir güzelliğin kağıt üzerinde tasvir edilişi eserdir. Sanat eseridir bunlar. Sanatın çeşitli kolları vardır ve bu dallarda verilen eserleri birbirinden ayıracak nitelikler olmalıdır. Sanat eserlerini birbirinden ayıran onları kendi içlerinde sınıflandıran unsur

eseri oluştururken kullanılan malzemedir bence. Resmi oluşturan renkler müziği oluşturan ses ise edebiyatı oluşturan unsurda kelimelerdir. Duyuşu

duygu yoğunluğunu içsel sezinişi doğru kelimelerle anlatabilmektir. Yazılanı değerli kılan

içindeki kelimelerin seçilişindeki ustalıktır. Edebiyat kelimelerle yapılır. Edebiyatın sihirli anahtarı işte budur hocam. Doğru kelimeler.
Buğranın sözleri karşısında Özalp hoca şaşkınlığını gizleyememişti. Edebiyat hakkında henüz hiçbir şey bilmeyen birinin bu denli isabetli görüşler sunması

tartışmaya başlarken hedeflediği kriteri çoktan aşmış ve hocada büyük bir memnuniyet yaratmıştı. Meraklı gözlerle:
- Gerçektende güzel bir yaklaşım. İsminiz neydi acaba?
- Buğra hocam
- O halde Buğra sana şunu sormak istiyorum. Sevgiliye yazılan bir şiir edebiyat eseridir dedin az önce. Bize severek okuduğun bir şair ismi söyler misin?
- Tabii ki hocam. Ben Ümit Yaşar Oğuzcan’ı çok beğenirim.
- Hangi şiiri sende en çok etki bırakmıştır.
Anlamaz bakışlarla fırlattı hocasına. Bu soruların altında zekice kurulmuş bir oyun olduğunu seziyor fakat sorularıyla hocasının nereye varmak istediğini kestiremiyordu. Meraklı gözlerle
- Unutma ki şiirini çok severim. Hatta ezberimde. İsterseniz okuyabilirim.
- Tabii ki memnun oluruz.
UNUTMA Kİ
Sen uykusuzluk nedir bilir misin
Tırnaklarınla yastığını parçaladın mı
Gözlerini tavana dikip
Düşündüğün oldu mu bütün gece
Ve bütün bir gün
Belki gelir ümidiyle bekledin mi hiç
Gelmeyince
Seni aramayınca
Ölesiye ağladın mı
Sonra çekilip en koyusuna yalnızlıkların
Ona ait ne varsa
Bir bir hatırladın mı
Sen günden güne erimeyi bilir misin
Dev bir ağacın vekarı içinde ölmeyi
Bir teselli aramayı
Issız parklarda tenha sokaklarda
Ve bütün bir şehir uyurken uzaklarda
Deli divane yollara düşüp
Yaşlanmış bir köpek gibi
Eskimiş bir gömlek gibi
Atılmışlığını hissettiğin oldu mu
Sevmekten
Günler geceler boyunca yürümekten
Elin ayağın kalbin yoruldu mu
Sen yalnızlığın acısını bilir misin
Unutulmak bir hançer gibi saplandı mı sırtına
İçinde kıskançlığın zehirli çiçekleri açtı mı
Bütün gururunu çiğneyip
Sevdiğinin geçtiği yollarda
Bastığı toprakları eğilip öptün mü
Sen çaresizlik nedir bilir misin
Sen yokluk nedir gördün mü
Yanan başını
Duvarlara vurup parçalamak geldi mi içinden
Sen her gün bin defa öldün mü
Böyleyim diye ayıplama beni
Bir gün kendimi
Sonsuzluğun koynuna bırakırsam
Yaralı ve yenik bir asker gibi
Darılma
Unutma ki
Her seven adsız bir kahramandır
Unutma ki
İnsan sevebildiği kadar insandır…
Manalı bir gülümseme beliren dudakları bu kez can alıcı soruyu yöneltmek için açılmıştı Özalp hocanın:
- Peki ümit yaşarın bu şiiriyle

liseli bir aşığın yazdığı

kendisini terk eden liseli sevgilisine duyduğu kini anlatan sıradan bir şiir aynı mıdır? Yani senin söylediğine göre her ikisi de sanat eseridir.
İçine sürüklendiği girdaptan kendini kurtarmak isteyen birinin aceleciliğiyle cevap verdi
- Ama hocam biri kitaplaşmıştır”
İşte benimde merak ettiğim kelimelerin kitaplaşmasını diğer yazılanlardan ayrılmasını sağlayan şey nedir? Nedir yazıyı eser yapan?
Sınıf yine aynı derin sessizliğe gömülmüştü. her öğrencinin beyninde aynı sözler çınlıyordu. Neydi yazıyı eser yapan. Kelimeyi kitaplaştıran büyü neydi. Bu soru öğrencilerin beyninde uğultuya dönüşmüştü. Özalp hoca amacına ulaşmış öğrencilerini düşünmeye

fikir üretmeye yöneltmişti. Yüzünde zafer kazanmış komutan edasıyla:
- Haftaya kadar bu konu hakkında geniş çaplı bir araştırma yaparak ve kendi yorumlarınızı da ekleyerek uzun bir yazı yazmanızı istiyorum. Bakalım kimin kelimeleri doğru kelimeler. Edebiyat dünyasına hoş geldiniz arkadaşlar. Çıkabilirsiniz