Konu
:
Kötü alışkanlıklarla ilgili muhasebe
Tek Mesajı Görüntüle
27-04-2008, 01:54
#
1
(
permalink
)
kalyon34
Kötü alışkanlıklarla ilgili muhasebe
Kötü alışkanlıklarla ilgili muhasebe
Nefis muhasebesinde hatırlayacağımız bir husus bazı kötü alışkanlıklardır.
Bunlardan biri kumar oyunlarıdır. Dinimizin Kur’an ayetleriyle haram kılıp yasakladığı bu fiil “içki”
“tapılmak üzere dikilen put” gibi dinen en ağır haramlar arasında zikredilmiştir(1).
Yüzde 99’u Müslüman olan memleketimizde çeşitli isimler altında (milli piyango
bahisli at yarışları
toto
loto gibi her çeşit tâlih oyunları
zar atma
kağıt oyunları vs. şeklinde) geniş çapta oynanmaktadır.
Tıpkı
bir imtihan aracı olarak Şeytan’ın her an içimizde yer etmesi gibi
bu oyunlar da cemiyette mevcuttur. Ve mükemmel bir imtihandayız. Ve maalesef kaybedilen bir imtihan vermekteyiz. Evet bu kumar oyunları bütün çeşitleriyle serbestçe mevcut
ama kimse kimseyi oynamaya mecbur etmiyor.
“Kişi için ancak çalıştığı vardır”(2)
ayetine inandığımız halde
çalışıp yorularak değil
-zahmetsiz zengin olmak hırsıyla- bu oyunları oynayarak
Allah karşısında suç işleyen bir cemiyetin
-akşamdan cepleri dolu oturduğu kumar masasından
sabahleyin sadece parasını değil itibar ve haysiyetini de kaybetmiş olarak kalkan kumarcı misali- 21 Şubat 2001 gecesinin ferdasında servetini yarı yarıya post modern üç kağıtçılara kaptırmış olarak “el-cezâu min cinsi’l- amel” düsturunca(3) cezalandırılması
durumu bir parça kurtarabilmek için
millî haysiyeti rencide edici tavırlarla dış para kaynaklarına yalvar yakar olma hallerine düşmemiz tabii değil midir?
bunda herkesin belli nisbette bir payı yok mudur?
“Ben bunlardan uzağım” diyebilecek olanların bile
emr-i bi’l-maruf yapmamaktan dolayı sorumlululuktan nasibini alacağı kanaatimizi belirtmek isteriz..
Burada hatırlanması gereken bir diğer kötü alışkanlığımız açık saçıklıktır. Dinimiz ferde
aileye ve cemiyete bakan çok yönlü hikmetlerle
kadın-erkek münasebetlerine ciddi disiplinler getirmiştir. Birbirine nikah düşen karşı cinslerin bırakın müsafaha gibi mübaşeretleri
gözleriyle harama bakmaları bile bizzat
Kur’an-ı Kerim’in ayetleriyle yasaklanmıştır(4).
Her seviyedeki mü’minin bile ciddiyet ve ehemmiyetini iyice kavramasına yönelik tedbirlerden biri olarak Resulullah
bir hadislerinde yetmiş üç şubesinin varlığına(5) dikkat çektiği zinanın
insanın şehevî duygularını tahrîk eden bütün eylemlerde bir mertebesinin bulunabileceğini belirtmek üzere
Buhari’de de yer alan bir hadiste
göz
kulak
dil gibi bütün organların kendilerine has zinalarından bahseder: harama bakmanın göze ait
müstehçen konuşmaların dile ait vs. zinalar olduğunu söyler(6). Buhari
Müslim şartlarında sahih olduğu belirtilen bir Müstedrek hadisinde zinanın artma durumunda öldürme (katl) vak’alarının artacağı
veba hastalığının çıkacağı belirtilir(7).
Yine bir Müstedrek hadisinde
“Bir yerde zina ve riba (faiz) ortaya çıkarsa ahali
kendisine
Allah’ın azabının gelmesi için davetiye çıkarmış olur” buyrulur(8).
Bazı hadislerde bu azabın sıradan bir sıkıntı olmayıp
helake
yıkılmaya götüren pek ciddî bir durum olduğu belirtilir:
“Allah
bir memleketin helak olmasını irade edince orada zinayı yaygınlaştırır”(9).
Dinen en ağır cezanın zina cürmü için takdir edilmiş olması bile
bu meselenin
içtimâî hayatımızda pek ciddî tahribatlara sebep olacağını gösterdiği halde
günümüz Türkiyesinde açık saçıklık ve ihtilat normal bir hayat düzeni haline getirilmiş durumda.
Gazete köşe yazarları arasında Türkiye’nin son ekonomik krizle batışı ile bazı medya çevrelerince açık saçıklığın kasıtlı şekilde yaygınlaştırılma gayret ve faaliyetleri arasında sebeb-sonuç münasebeti kuran tahlillere bile yer verenler oldu. Bunlardan birine göre 1971 muhtırasından beri
ekonomik ve sayısal açıdan çöken Türkiye’de
anarşi ve iç karışıklıklar ile birlikte müstehcen (pornografik) neşriyat şaha kalkmıştır. Yazar
bunun vahâmetini belirtmek için: “MC. İktidarlarında bile porno film artist ve aktirstleri giyinmeye vakit bulamadan film çektiriyorlardı” dedikten sonra
“O dönem
bir yılda 170’e yakın porno filmin çekildiğini” belirtir. Köşe yazarı post-modern darbe sonrası ( yani 28 Şubat 1997 sonrası) yaşanan iktisadî ve ahlâkî çöküşün
sistemli olarak müstehcenlikte geriye dönüşü hatırlattığını söyledikten sonra
yeni üretilen müstehcen filmlere (isimlerini zikrederek) ve gazetelerden bazılarının bu daldaki aşırı gayretlerine parmak basar
isimler verir ve ilave eder: “Bakanlar Kurulu’nun oturup
‘Artık açık alanlarda bile başörtülüler bulunmayacak” diye karar aldığı ülkemde
“Basında Güven” sloganını ağzına sakız eden gazete ve türdeşlerinin çok yakında “Yeşilçam seks filmleriyle ülkeyi kurtarmayı denemesi uzak değil”(10).
Ben bu meselede de
kendi kusurumuzun altını çizmek istiyorum: Eğer Allah’ın: “gözlerinizi haramdan koruyun” emrine uyularak bu müstehçen neşriyata müşteri olunmazsa
ne idiği
kim idiği belirsiz patronlar
gazetelerini
film çekimlerini devam ettirebilir
ahlakî ve millî değerleri bu denli yıkabilirler miydi
ve manevi tahribatların neticesi olan ve herkesi sokağa döken ekonomik çöküş olur muydu? Nitekim yukarıda da kaydedildiği üzere
pek çok hadiste Resulullah
zina ve kumar gibi ahlaksızlıkların yaygınlaşması halinde cemiyetin çeşitli musibetlere giriftar olacağını haber vermiştir:
“Bir kavmde zina zuhur ederse içlerinde fakr ve meskenet zuhur eder”(11)
“Bir yerde zina ve riba (faiz) zuhur ederse kendilerine Allah’ın azabını helal kılarlar”(12).
“Zina çogalırsa
“katl”ler artar ve tâun (salgın hastalıklar) vukua gelir”(13).
“Allah bir yerin helak olmasını dilerse orada zinayı ortaya çıkarır”(14).
Münavi son hadiste geçen geçen helak kelimesiyle kastedilen musibetleri: “çok ölüm
tâun
fakr
zillet” diye açıklar ki krizle birilikte zillete varıncaya kadar hepsini yaşadık ve yaşamaya devam ediyoruz.
Burada
musibetlerimimzin sebebini kendimizde görmek gerektiğini te’yit eden son bir tesbit daha hatırlatmak istiyorum: 7 Şubat 2002 gecesinde biri Profesör üç kişinin iştirakiyle yapılan bir televizyon proğramında
iştirakçilerden bir şovmen (eski adıyla soytarı) bir itirafta bulunarak şu mealde konuşur: “Ben
bazan ciddî proğramlar da hazırlıyorum
ancak bunlara katılanların sayısı çok az oluyor. Eğlenceye yönelik şov (soytarılık) proğramları yapınca bir gecede tirilyonlar kazanıyorum”. Proğramın iştirakçisi Profesör: “Yani milleti güldürüp eğlendirmekle hayırlı bir hizmet yaptığını mı zannediyorsun
Millet böyle bir proğramdan ne kazanmış olabilir?...” der. Bu noktada münakaşa başlar.
Ben burada şunu ilave edeceğim: Elbette ki arz-talebin herkesçe bilinen kendine has kanun ve kaidesi var. Millet olarak
büyük çoğunluk olarak
Allah’ın rahmetini celbedecek taleblere yer verildiği zaman(15) bir kısım güzelliklerin
hayırların tecellisine hak kazanacağız. Nitekim
Hz. Peygamber aleyhissalatu vesselam’ın da atıf yaparak dikkat çektiği bir ayet
Allah’ı memnun eden -hatakârlığını kabul ederek af talebetmekten ibaret olan- istiğfarda bulunulduğu müddetçe
bu ümmete
umumi bela gelmeyeceğini ifade etmektedir: “Allah Teâla Hazretleri şu ayetle ümmetim için bana iki emân indirdi (meâlen):
Sen aralarında olduğun müddetçe Allah onlara azab vermeyecektir . Onlar istiğfarda bulundukları müddetçe
Allah onlara azab vermeyecektir”
(16).Resulullah sözlerini şöyle noktalar:
“Ben aralarından ayrıldımmı (Allah’ın azabını önleyecek ikinci eman olan) istiğfarı kıyamete kadar aralarında bırakıyorum”(17).
Bu kaydettiklerimiz
dinimiz açısından hatayı kabullenip bundan dönüş olan istiğfara yer vermenin ne derece önemli olduğunu ifade ederken
halkımızın da şuursuzca eğlenceye
malayaniyata rağbet ettiğini ortaya koymaktadır. Halbuki ahiretteki hesaba inanan müslümanın
zamanını veya parasını harcarken
tek dakikasının ve tek kuruşunun bile nereye gittiğine dikkat etmesi
araştırması gerekir. Çünkü Hz. Peygamber’in belirttiği üzere
Kıyamet günü
hesabını vermeden Allah’ın huzurundan ayrılamayacağımız
mutlaka hesabı sorulacak olan ömür içinde vurgulanan beş şeyden biri:
“Kazancımızı nereye harcadığımız?” sorusudur(18).
Müstehçen neşriyata
aşırı eğlence
sefahet
malayaniyat ve kumar gibi sağ duyu sahibi hiç kimsenin normal karşılayamayacağı şeylere harcanan zamanın ve paraların elbette ki bir bedeli olacaktır
hem dünyada hem de ahirette. Mü’minler bu incelikleri kavrayıp hayata geçirinceye kadar
Cenab-ı Hak
onları bir surette imtihan etmeye devam edecektir. Çünkü
Kur’an’da
sünnetullah da denen ilahî düstur böyle tesbit edilmiştir:
“İnsanlar kendilerinde olanı değiştirmedikçe
Allah onlarda olanı değiştirmez”(19).
Kaynaklar
(1) 5 Maide 90.
(2) 53 Necm 39
(3) “Ceza
işlenen suç cinsinden verilir”.
(4) 24 Nur 30-31. Özetle: “(Ey peygamber) Mü’min erkeklere söyle gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar ve ırzlarını (haramdan) korusunlar (...) Mü’min kadınlara da söyle gözlerini (harama bakmaktan) sakınsınlar
ırzlarını korusunlar (...)” Devamında baş örtüsü emrine yer verilir ve kimlere karşı zinet mahallerini açabilecekleri belirtilir.
(5) Müstedrek 2
37
(6) Buhari
Kader 9
İsti’zân 12
Ebu Davud
Nikah 43
Müsned 2
276
317
326.
(7) Müstedrek 4
503.
(8) Müstedrek 2
37.
(9) Feyzu’l-Kadîr 1
246.
(10) Zaman 10 Nisan Salı 2001
s. 16.
(11) Bezzar
(12) Câmiu’u’s-Sağîr 1
400 (Sahih).
(13) Hâkim
Müstedrek 2
37
(14) Feyzu’l-Kadir 2
226
(15) Yine bu tarihlerde şahit olduğum bir televizyon konuşmasında konumuzu ilgilendiren bir cümle telaffuz edildi: Bu cümleye göre
Büyük Millet Meclisimizin
günlük ortalama 12 bin kişilik ziyaretçisi vardır. Ve bu ziyaretçiler
hep şahsî taleplerinin peşindedir ve ammeyi ilgilendiren meseleler üzerinde duran yoktur.
(16) 8 Enfâl 33.
(17) Tirmizî
Tefsir
Enfal 3082. h.
(18) Tirmizî
Kıyamet 1
hadis zayıfsa da üç ayrı tarikten geldiği için sahih kabul edilmiştir (Mişkât 2
656).
(19) 13 Ra’d 11.
İbrahim Canan (Prof.Dr.)
kalyon34
Kullanıcının Profilini Göster
kalyon34 adlı üyeye özel mesaj gönder
kalyon34 Kullanıcısının Tüm Mesajları