I - Burjuvalar ve Proleterler [ 1 ]
Bugüne kadarki tüm toplum [ 2 ] tarihi

sınıf mücadeleleri tarihidir.
Özgür ile köle

patrisyen ile pleb

senyör ile serf

lonca ustası ile çırak

kısacası

ezen ile ezilen

birbiriyle sürekli bir karşıtlık içinde bulunmuş

birbirine karşı gizli ya da açık kesintisiz bir mücadele sürdürmüş

bu mücadele ya tüm toplum yapısının devrimci bir dönüşümüyle

ya da mücadele eden sınıfların hep birlikte çöküşüyle sonuçlanmıştır.
Tarihin daha önceki dönemlerinde

hemen her yerde toplumun değişik katmanlara tam bir ayrılmışlığını

toplumsal konumların çeşitli basamaklara ayrılmasını görüyoruz. Eski Roma'da

patrisyenler

şövalyeler

plebler

köleler; ortaçağda

feodal beyler

vasaller

lonca ustası

çıraklar

serfler; üstelik hemen her bir sınıf da kendi içinde özel bir basamaklılık gösteriyor.
Feodal toplumun çökmesiyle oluşan modern burjuva toplumu

sınıf karşıtlığını ortadan kaldırmış değil. Yalnızca

eskilerin yerine yeni sınıflar

yeni ezme koşulları

yeni mücadele biçimleri getirmiştir.
Ne var ki burjuvazinin dönemi olan çağımızın başlıca özelliği

sınıf karşıtlıklarını basitleştirmiş olmasıdır. Giderek toplumun tümü birbirine düşman iki safa

birbirine doğrudan karşıt iki büyük sınıfa ayrılıyor: Burjuvazi ile proletarya.
Ortaçağın serflerinden ilk kentlerin imtiyazlı köylüleri

imtiyazlı köylülükten de burjuvazinin ilk unsurları oluştu.
Amerika'nın keşfi

Afrika'nın gemiyle dolanılması

yükselen burjuvaziye yeni bir alan yarattı. Doğu Hint ve Çin pazarı

Amerika'nın sömürgeleştirilmesi

sömürgelerle alışveriş

mübadele araçlarında ve genel olarak metadaki artış

ticarete

gemiciliğe

sanayiye görülmemiş bir yükselme getirdi ve böylece de yıkılmakta olan feodal toplumun içindeki devrimci öğeye hızlı bir gelişme sağladı.
Sanayide o zamana kadarki feodal veya lonca yapılı işletme tarzı

yeni pazarlarla büyüyen talebi karşılamaz oldu. O yapıların yerini manüfaktür aldı. Sanayi orta kesimi

lonca ustalarını bir kenara itti; işin değişik korporasyonlar arasında bölünmesi

işin her bir atölyenin kendi içindeki bölünmesi önünde yitip gitti.
Ama pazarlar sürekli büyüyor

talep sürekli yükseliyordu. Manüfaktür de yetmez oldu. İşte bu noktada buhar ve makineleşme

sanayi üretimine devrim getirdi. Manüfaktürün yerini modern büyük sanayi alırken

sanayi orta kesiminin yerini de endüstri milyonerleri

tüm sanayi ordularının patronları

modern burjuvazi aldı.
Büyük sanayi

Amerika'nın keşfinin hazırladığı dünya pazarını oluşturdu. Dünya pazarı ise

ticarete

gemiciliğe

kara ulaşımına ölçüsüz bir gelişme sağladı. Bu da yine sanayiyi geliştirici etki yaptı ve sanayinin

ticaretin

gemiciliğin

demiryollarının genişlemesi ölçüsünde burjuvazi de gelişti

sermayesini artırdı

ortaçağdan kalma tüm sınıfları geriye itti.
Demek ki modern burjuvazinin kendisinin de nasıl uzun bir gelişme sürecinin

üretim ve değişim tarzlarındaki bir dizi dönüşümlerin ürünü olduğu görülüyor işte.
Burjuvazinin bu gelişim basamaklarının her birini

ona uyan bir politik ilerleme izliyordu. Feodal beylerin egemenliğinde baskı altındaki bir kesim

komün[ 3 ] içinde silahlı ve kendi kendini yöneten birlik

şurada bağımsız kent cumhuriyeti

orada monarşiye karşı vergi yükümlüsü üçüncü kesim

sonra manüfaktür döneminde mutlak veya meşruti monarşilerde soylulara karşı denge gücü

bütünüyle büyük monarşilerin temeli olarak burjuvazi

mücadelesinin sonucunda nihayet büyük sanayinin ve dünya pazarının oluşturulmasıyla modern temsili devlette siyasal iktidarı tek başına ele geçirdi. Modern devlet gücü

tüm burjuva sınıfının ortak işlerini yürüten bir komiteden ibarettir.
Burjuvazi

tarihte son derece devrimci bir rol oynamıştır.
İktidara geldiği her yerde burjuvazi

tüm feodal

babaerkil

kırsal ilişkileri darmadağın etmiştir. İnsanları doğal efendilerine düğümleyen cicili bicili feodal kordonları acımasızca koparıp atmış ve insan ile insan arasında kupkuru çıkar dışında

duygusuz "nakit ödeme" dışında

hiçbir bağ bırakmamıştır. Dindar esrikliğin kutsal ürpertilerini de

şövalyece yüksek heyecanları da

dar kafalı burjuva duygusallığını da bencil hesapçılığın buz gibi suyunda boğmuştur. Kişisel saygınlığı değişim değerine indirgemiş

sayısız belgeli ve kazanılmış özgürlüklerin tümünün yerine tek bir özgürlüğü

vicdansız ticaret özgürlüğünü koymuştur. Kısacası burjuvazi

dinsel ve siyasal gözbağlarıyla üstü örtülü sömürünün yerine

apaçık

utanmaz

dolaysız

çıplak sömürüyü geçirmiştir.
Bugüne dek üstün değer verilen ve sofuca bir ürküntüyle bakılan ne kadar eylem varsa burjuvazi bunların hepsinin üstündeki kutsallık örtüsünü çekip atmıştır. Doktoru da

hukukçuyu da

rahibi de

şairi de

iktisatçıyı da

kendi ücretli emekçisi haline getirmiştir.
Burjuvazi

aile ilişkilerinin yürek titreten duygu dolu peçesini yırtmış ve onu düz para ilişkisine indirgemiştir.
Burjuvazi

ortaçağda gericiliğin öylesine hayranlığını uyandıran kaba kuvvet gösterisinin maskesini indirip

ona nasıl hantalca bir ayı postunun yakıştığını açığa çıkarmıştır. İnsan eyleminin neleri başarabileceğini ilk kanıtlayan burjuvazi olmuştur. Mısır'ın piramitlerinden

Roma'nın su kanallarından ve gotik katedrallerden çok başka harikalar yaratmış

Kavimler Göçünden ve Haçlı Seferlerinden çok başka seferler gerçekleştirmiştir.
Üretim araçlarında

dolayısıyla üretim ilişkilerinde ve dolayısıyla tüm toplumsal ilişkilerde sürekli devrim yapmaksızın burjuvazi var olamaz. Buna karşılık

eski üretim tarzının değişmeksizin korunması da tüm eski sanayi sınıflarının ilk varoluş koşuluydu. Üretimde sürekli dönüşüm

tüm toplumsal kesimlerin aralıksız sarsıntıya uğratılması

sonsuz güvensizlik ve hareket

burjuva döneminin tüm ötekilerden ayırt edici niteliğidir. Tüm yerleşmiş ilişkiler

doğurdukları eski değer yargıları ve görüşlerle birlikte çözülüp dağılmakta

yeni oluşanlarsa daha kemikleşemeden eskimektedir. Kalıcı ve duran ne varsa buharlaşıyor

kutsal diye ne varsa kutsallıktan düşüyor ve insanlar nihayet yaşam tavırlarına

karşılıklı ilişkilerine

ayılmış gözlerle bakmak zorunda kalıyorlar.
Sürekli genişleyen sürüm ihtiyacını karşılamak için burjuvazi

yeryuvarlağının bütününe el atmakta. Her yerde yerleşmesi

her yerde yapılaşması

her yerde bağlantılar kurması gerekiyor.
Burjuvazi

dünya pazarını sömürmek yoluyla tüm ülkelerin üretim ve tüketimini kozmopolitleştirdi. Gericilerin çok üzülecekleri biçimde ulusal zemini sanayinin ayağının altından çekiverdi. En eski ulusal sanayiler yok edildi ve hâlâ her gün yok ediliyor. Her uygar ulusun bir yaşamsal sorun olarak ithal etmesi gereken ve artık yerli hammaddeyi değil en uzak bölgelerin hammaddelerini işleyip

mamulünün de yalnız kendi ülkesinde değil dünyanın her yerinde birden tüketildiği yeni sanayiler

o eski ulusal sanayileri bir kenara itiyor. Yerli imalatla karşılanan eski ihtiyaçların yerini de

en uzak ülke ve iklimlerin ürünleriyle ancak giderilebilecek ihtiyaçlar alıyor. Eski yerel ve ulusal kapalılık ve kendine yeterlik yerine de

ulusların her yönde hareketliliği ve her yönde birbirine bağımlılığı geçmekte. Üstelik yalnız maddi üretimde değil manevi üretimde de bu böyle. Ayrı ayrı ulusların manevi ürünleri ortak mülk oluyor. Ulusal tek yanlılık ve sınırlılık artık mümkün değil

pek çok ulusal ve yerel edebiyattan bir dünya edebiyatı oluşmakta.
Tüm üretim araçlarını hızla geliştirerek ve ulaşımı

iletişimi sonsuz kolaylaştırarak burjuvazi

en barbar ulusları da uygarlığa çekiyor. Ürettiği mallara koyduğu ucuz fiyatlar

tüm Çin Seddini temelden yıkacak

barbarların en inatçı yabancı düşmanlıklarını teslime zorlayacak ağır toplardır. Burjuvazi

tüm ulusları

eğer yerle bir olmak istemiyorlarsa burjuva üretim tarzına uymaya zorluyor; uygarlık diye kendi uygarlığını ithal etmeye

yani burjuva olmaya zorluyor onları. Tek kelimeyle

kendi istediği gibi bir dünya yaratıyor kendine.
Burjuvazi

kırı kent egemenliği altına soktu. Koskoca kentler yarattı

kentli nüfusu kırsal nüfusa göre büyük oranda artırdı ve böylece nüfusun önemli bir bölümünü kırsal yaşamın bönlüğünden kopardı. Köyü kente bağımlı kıldığı gibi

barbar ve yarı barbar ülkeleri uygar ülkelere ve köylü halkları burjuva halklara

Doğuyu da Batıya bağımlı hale getirdi.
Üretim araçlarının

mülkiyetin ve nüfusun parçalılığını adım adım ortadan kaldırıyor burjuvazi. Nüfusu bir çimento bağlamında bütünleyip

üretim araçlarını merkezleştiriyor ve mülkiyeti az kişinin ellerinde yoğunlaştırıyor. Bunun zorunlu sonucu ise siyasal merkezleşmeydi. Çıkarları

yasaları

hükümetleri ve gümrükleri farklı

bağımsız

hemen yalnızca ittifakları olan eyaletler

tek ulus

tek hükümet

tek yasa

tek ulusal sınıf çıkarı

tek gümrük sınırı içine sıkıştırıldı.
Burjuvazi

yüz yılı ancak bulan sınıf egemenliği süresinde

daha önceki kuşakların toplamından daha kitlesel ve daha muazzam üretim güçleri oluşturdu. Doğa güçlerinin dizginlenmesi

makineleşme

sanayide ve tarımda kimyanın kullanılması

buharlı gemi işleyişi

demiryolları

elektrikli telgraflar

dünyanın her bölümünde toprağın işlenebilir hale getirilmesi

ırmakların ulaşım için düzenlenmesi

yerinden koparılan bütün insan toplulukları —daha önceki hangi yüzyıl

toplumsal emeğin bağrında böylesine üretim güçlerinin yattığını sezmiştir!
Dernek ki gördük işte: Burjuvazinin o temele dayanarak kendini ortaya çıkardığı üretim ve değişim araçları

feodal toplumda oluşmuştu. Ancak bu üretim ve değişim araçlarının belli bir gelişim aşamasında

feodal toplumun üretim ve mübadelesini dayadığı ilişkiler

tarımın ve imalatın feodal örgütlenişi

tek kelimeyle feodal mülkiyet ilişkileri

artık o gelişmiş üretici güçlere uymaz oldu. Bu ilişkiler

üretime destek olacağına onu frenliyordu. Giderek bir o kadar çok kelepçelere dönüştü bu mülkiyet ilişkileri. Kelepçelerin parçalanması gerekiyordu

parçalandı.
Onun yerini serbest rekabet ile ona uygun toplumsal ve siyasal düzen

burjuvazinin siyasal ve ekonomik egemenliği aldı.
Şimdi gözlerimizin önünde benzer bir hareket cereyan ediyor. Burjuva üretim ve değişim koşulları

burjuva mülkiyet ilişkileri

öylesine büyük üretim ve değişim araçlarını oluşturma büyüsünü başarmış o burjuva toplumu

yer altından kendi çağırdığı güçlere artık hükmedemez olan cinci hocalara dönmüş durumda. On yıllardan beri sanayi ve ticaretin tarihi

modern üretici güçlerin

modern üretim ilişkilerine karşı

burjuvazinin ve burjuva egemenliğinin yaşam koşullarını oluşturan bu mülkiyet ilişkilerine karşı başkaldırısının tarihidir yalnızca. Periyodik yinelenmeleriyle tüm burjuva toplumunun varlığını sürekli artarak tehdit eden ve sorgulayan ticaret krizlerini anmak yeter. Ticaret krizlerinde

yalnız üretilen ürünlerin değil

oluşturulmuş üretici güçlerin de büyük kesimi düzenlice yok oluyor. Krizlerde öyle bir toplumsal bulaşıcı hastalık ortaya çıkıyor ki

bu hastalık tüm daha önceki dönemler için saçma görünürdü —aşırı üretim denen salgın hastalık. Toplum bir anda kendini barbarlık durumuna düşürülmüş buluyor; bir kıtlık

genel bir yok etme savaşı

tüm yaşamsal maddeleri toplumun elinden almış görünüyor; sanayi

ticaret yok edilmiş görünüyor

niçin? O toplum aşırı uygarlığa

aşırı geçim aracına

aşırı sanayiye

aşırı ticarete sahip diye. Elinin altındaki üretici güçler

burjuva mülkiyet ilişkilerini desteklemeye hizmet etmiyor artık; tam tersine bu güçler

o ilişkilere büyük gelmeye başlamıştır

engellenirler; engellerden kurtuldukları zaman ise tüm burjuva toplum düzenini bozuyorlar

burjuva mülkiyetin varlığını tehlikeye sokuyorlar. Burjuva ilişkiler

kendi ürettiği zenginliği kucaklamaya yetmeyecek kadar daralmış. Burjuvazi

krizleri ne yolla aşıyor? Bir yandan üretici güçlerin büyük bölümünü zorla yok etme

öbür yandan yeni pazarlar fethetme ve mevcut pazarları daha dibine kadar sömürme yollarıyla. Yani? Daha çok yönlü ve daha büyük krizleri hazırlama ve krizleri önleyici araçları daha da azaltma yoluyla.
Burjuvazinin feodalizmi yere sermede kullandığı silahlar şimdi burjuvazinin kendisine yönelmiş durumda.
Böylece burjuvazi

kendi ölümünü getirecek silahları yapmakla kalmayıp

o silahları kullanacak insanları da yaratmıştır —modern işçileri

proleterleri!
Burjuvazi

yani sermaye ne oranda gelişirse

ancak iş buldukları sürece yaşayan ve ancak emekleriyle sermayeyi artırdıkları sürece iş bulan proletarya da

yani modern işçi sınıfı da o oranda gelişiyor. Kendilerini parça başı satışa sunmak zorunda olan bu işçiler

herhangi bir başka ticari eşya gibi bir metadırlar

dolayısıyla rekabetteki tüm değişmelere

tüm pazar dalgalanmalarına terk edilmişlerdir.
Proleterlerin yaptığı iş

makineleşmenin genişlemesi ve işbölümü sonucu

işçiler için her çeşit özerk karakterini ve dolayısıyla her çeşit çekiciliğini yitirmiştir. Proleter

kendisinden yalnızca en basit

en tek düze

en kolay öğrenilebilen bir el hareketi istenen

makinenin bir eklentisinden ibarettir. Dolayısıyla işçinin maliyeti

hemen yalnızca hayatını ve soyunu sürdürmesi için zorunlu geçim araçları kadardır. Oysa bir metanın fiyatı

dolayısıyla emeğin fiyatı[ 4 ] da

o metanın üretim maliyetine eşittir. Bu yüzden işin sevilmezliği arttığı oranda işçinin ücreti de düşer. Bunun da ötesinde

makineleşme ve iş bölümü arttığı oranda

ister çalışma saatlerinin artması

ister aynı çalışma süresi içinde istenen işin artması

makinelerin işleyiş hızının yükselmesi nedeniyle olsun

işin miktarı da artar.
Modern sanayi

babaerkil ustanın küçük atölyesini sanayi kapitalistinin büyük fabrikasına dönüştürmüştür. Fabrika içine tıkılmış işçi kitleleri askerce organize edilirler. Sıradan sanayi erleri olarak tam bir astsubaylar ve subaylar hiyerarşisinin denetimi altında tutulurlar. İşçiler

yalnız burjuvazinin ve burjuva devletinin köleleri olmakla kalmaz

her gün ve her saat

makinenin

postabaşının ve öncelikle de şahsen fabrikatör burjuvanın kendisinin kölesi durumuna düşerler. Amacının kazanç olduğunu ne kadar açık ilan ederse bu despotluk

bir o kadar daha aşağılık

tiksindirici ve öfke verici olur.
Kol emeği daha az ustalık ve daha az güç kuvvet ister duruma geçtikçe

yani modern sanayi geliştikçe

kadın emeği de erkek emeğini o kadar geriye itmektedir. İşçi sınıfı için cinsiyet ve yaş farklarının toplumsal bir geçenliği yoktur artık. Yaşa ve cinsiyete göre maliyeti değişen iş araçları vardır

o kadar.
İşçinin fabrikatör tarafından sömürülmesi

ücretini nakden aldığı anda bitince

bu kez de burjuvazinin öteki kesimleri

ev sahibi

bakkal

rehinci vb. yüklenir tepesine.
Bugüne kadarki küçük orta kesimler

küçük sanayiciler

küçük tüccar ve rantiyeler

zanaatçı ve köylüler

tüm bu sınıflar

kısmen küçük sermayeleri büyük sanayiye yetmediğinden büyük kapitalistlerle rekabet edemedikleri için

kısmen de ustalıkları yeni üretim tarzları karşısında değer yitirdiği için

proletaryanın içinde bulurlar kendilerini. Böylece proletaryaya

toplumun her sınıfından katılım olur.
Proletarya çeşitli gelişini basamaklarından geçer. Burjuvaziye karşı mücadelesi

var oluşuyla başlamıştır.
Kendilerini doğrudan sömüren burjuva kişiye karşı başlangıçta tek tek işçiler

sonra bir fabrikanın işçileri

sonra da bir bölgenin bir işkolundaki tüm işçiler mücadeleye girer. Saldırıları yalnızca burjuva üretim ilişkilerine karşı değildir

üretim araçlarına da saldırı yöneltirler; rekabet halindeki yabancı malları yok ederler

makineleri tahrip ederler

fabrikaları yakarlar

işçinin ortaçağdaki konumunu yeniden elde etmesi için uğraşırlar.
Bu aşamada işçiler

tüm ülkeye dağılmış ve rekabet yüzünden parçalanmış bir kitle durumundadır. İşçilerin kitlesel birlikteliği henüz kendi birleşmelerinin bir sonucu değil

kendi siyasal amaçları uğruna tüm proletaryayı harekete geçirmek zorunda kalan ve zaman zaman bunu hâlâ başarabilen burjuvazinin birleşmesinin bir sonucudur. Dolayısıyla bu aşamada proleterlerin mücadelesi

düşmanlarına karşı değil

düşmanlarının düşmanlarına

mutlakçı monarşinin kalıntılarına

toprak sahiplerine

sanayici olmayan burjuvalara

küçük burjuvalara karşıdır. Böylece tüm tarihsel hareket burjuvazinin ellerinde yoğunlaşmıştır; bu yolla elde edilen her zafer

burjuvazinin zaferidir.
Ne var ki sanayinin gelişmesiyle proletarya yalnızca çoğalmakla kalmaz; giderek daha büyük kitleler halinde yoğunlaşır

gücü artar ve gücünü daha fazla duyumsamaya başlar. Makineleşme giderek iş ayrımlarını törpüledikçe ve ücretler hemen her yerde aynı düşük düzeye indikçe proletaryanın kendi içindeki çıkarlar ve yaşam durumları da giderek daha bir eşitlenir. Burjuvaların kendi aralarındaki rekabet ve bundan doğan ticaret krizleri

işçi ücretlerinde sürekli daha fazla dalgalanmaya neden olur; makineleşmenin artan bir hızla gelişmesi ve sürekli daha iyileşmesi

işçilerin bütün yaşamsal konumlarını güvensizleştirir; tek tek işçilerle tek tek burjuvalar arasındaki çatışmalar giderek daha çok iki sınıf arasındaki çatışma niteliğine varır. İşçiler

burjuvalara karşı koalisyonlar [İngilizcesinde: Birlikler (sendikalar) —çev.] oluşturmaya başlarlar; ücret mücadelesini birlikte verirler. Ara ara yükselen isyanları beslemek için kendi içlerinde sürekli birlikler oluştururlar. Yer yer mücadele ayaklanma boyutuna varır.
Zaman zaman işçilerin kazandığı olur

ama bu zafer geçicidir. İşçilerin mücadelesinin esas sonucu

o anki başarı değil

sürekli genişleyen birleşmeleridir. Bu birleşmeye

büyük sanayinin ürettiği ve değişik yerlerdeki işçilerin birbirleriyle bağlantısını sağlayan gelişen ulaşım ve iletişim araçları da yardımcı olur. Zaten aynı nitelikteki pek çok yerel mücadelenin ulus ölçeğinde bir mücadele

bir sınıf mücadelesi olarak yoğunlaşması için yalnızca birleşmeye ihtiyacı vardı. Ama her sınıf mücadelesi siyasal bir mücadeledir. Ve ortaçağ kentlilerinin o zaman ancak komşu yerleşimleri birbirine bağlayabilen yol koşullarında yüzyıllarını alacak bu birleşmeyi

modern proleterler

demiryolları sayesinde birkaç yılda başarabiliyorlar.
Proleterlerin bir sınıf olarak ve böylece bir siyasal parti olarak örgütlenmeleri

işçilerin kendi aralarındaki rekabet yüzünden her an yeniden parçalanıyor. Ama her seferinde yine oluşuyor

daha güçlü

daha sıkı ve daha büyük çapta. Burjuvazinin kendi içindeki çatlakları kullanarak onu

işçilerin tek tek çıkarlarını yasa düzeyinde tanımaya zorlayabiliyor. Örneğin İngiltere'de on saatlik iş günü yasası gibi.
Eski toplumdaki çatışmalar esasen proletaryanın gelişme sürecine birçok yönden katkı sağlamıştır. Burjuvazi sürekli bir mücadele içindedir: başta aristokrasiye karşı; daha sonra

çıkarları sanayinin ilerlemesiyle çelişen burjuva kesimlerine karşı; her zaman dış ülkeler burjuvazilerine karşı. Tüm bu mücadelelerinde burjuvazi

proletaryaya başvurmak gereğini duyar

onu yardıma çağırır ve böylece proletaryayı politikanın içine çeker. Demek ki

kendi eğitiminin öğelerini

yani kendisine karşı kullanılacak silahları proletaryanın eline bizzat kendisi verir.
Bunun dışında

gördüğümüz gibi

sanayinin ilerlemesiyle egemen sınıfın pek çok kesimleri bütünüyle proletaryanın içine fırlatılırlar

ya da en azından yaşam koşulları bu tehdit altındadır. Bunlar da proletaryaya pek çok eğitim öğesi sunar.
Nihayet sınıf mücadelesi belirleyici sona yaklaşınca

egemen sınıfın kendi içindeki çözülme süreci

tümüyle eski toplumun çözülme süreci öylesine şiddetli ve keskin bir niteliğe varır ki

egemen sınıfın küçük bir bölümü ondan koparak geleceği elinde taşıyan devrimci sınıfın safına geçer. Nasıl geçmişte bu yüzden soyluların bir bölümü burjuvazinin saflarına geçmişse

şimdi de burjuvazinin bir bölümü

özellikle de tarihsel hareketin bütününü kuramsal olarak kavrama yolunda çalışmış bir kısım burjuva ideologu

proletarya saflarına geçmektedir.
Günümüzde burjuvazinin karşısında yer alan tüm sınıflar içinde yalnızca proletarya gerçekten devrimci sınıftır Öteki sınıflar göçüp gitmekte ve büyük sanayinin gelişimiyle çökmektedirler

proletarya ise büyük sanayinin en kendine özgü ürünüdür.
Orta kesimler

küçük sanayici

küçük tüccar

zanaatçı

köylü

hepsi orta kesim olarak varlığını çöküşe karşı güvenceye almak için mücadele eder burjuvaziyle. Demek ki bunlar devrimci değil tutucudurlar. Dahası

gericidirler

tarihin çarkını geriye doğru döndürmeye uğraşıyorlar. Eğer devrimci iseler

proletaryaya geçiş önlerinde durduğu içindir bu ve o zaman şimdiki çıkarlarını değil gelecekteki çıkarlarını savunurlar

proletaryanın bakış konumuna geçmek üzere kendi konumlarını terk ederler.
Lümpen proletaryaya gelince

eski toplumun bu en alt katmanlarındaki pasif çürümüşlük

bir proleter devrim sayesinde yer yer hareketin içine savrulsa da

yaşam tarzının bütünü gereği gerici çabalara satılmaya daha istekli olacaktır.
Eski toplumun varlık koşulları

proletaryanın varlık koşulları içinde zaten yok edilmiş durumda. Proleter mülksüzdür; karısı ve çocuklarıyla ilişkisinde artık burjuva aile ilişkileriyle ortak hiçbir yan yoktur; İngiltere'de nasılsa Fransa'da da aynı olan

Amerika'da nasılsa Almanya'da da aynı olan modern sanayi işçiliği

sermayenin boynuna geçirdiği bu modern boyunduruk

proleterin üstünden her çeşit ulusal karakteri sıyırıp atmıştır. Yasalar da

ahlak da

din de

proleter için ardında bir o kadar burjuva çıkarları gizlenmiş burjuva önyargılarıdır.
Egemenliği ele geçiren tüm daha önceki sınıflar

kazanmış oldukları yaşam konumunu

bütün toplumu bu kazanımın buyruğu altına sokarak güvenceye almaya bakmışlardır. Proleterler ise üretici güçleri ancak

o zamana kadarki kendi mülk edinme tarzlarını ve böylece o zamana kadarki tüm mülk edinme tarzlarını ortadan kaldırarak ele geçirebilirler. Proleterlerin güvenceye alacak hiçbir şeyleri yoktur

o ana kadarki özel güvencelerin ve özel sigortaların hepsini tahrip etme zorunlulukları vardır.
Şimdiye kadarki tüm hareketler

azınlıktakilerin hareketiydi veya azınlıktakilerin çıkarına hareketlerdi. Proleter hareket ise

son derece büyük bir çoğunluğun

son derece büyük bir çoğunluk çıkarı adına giriştiği özerk harekettir. Şimdiki toplumun en alt katmanı olan proletarya

resmi toplumu oluşturan katmanların tüm üstyapısını bütünüyle havaya uçurmadıkça doğrulamaz

ayağa kalkamaz.
İçerik açısından değilse de biçim açısından proletaryanın burjuvaziye karşı mücadelesi ilk aşamada ulusaldır. Her ülkenin proletaryası elbette önce kendi burjuvazisiyle hesaplaşmak durumundadır.
Proletaryanın gelişmesinin genel evrelerini çizerek mevcut toplumun içindeki az ya da çok gizli iç savaşı

açık bir devrimin patlak verdiği ve burjuvazinin zorla devrilerek proletaryanın kendi egemenliğini kurduğu noktaya kadar izledik.
Gördük ki şimdiye kadar toplumların hepsi ezen ve ezilen sınıfların karşıtlığına dayanmaktaydı. Ama bir sınıfı ezebilmek için ona en azından kölece varlığını sürdürebileceği koşulları sağlamak gerekir. Serf

serflik döneminde komün üyeliğine yükselmeye çalışmıştır

nasıl feodal mutlakıyet boyunduruğu altında küçük burjuva da burjuvalığa çıkmışsa. Buna karşılık modern işçi

endüstrinin ilerlemesiyle kalkınacağına

kendi sınıfının koşullarının da daha altına düşmektedir sürekli. İşçi sefilleşiyor ve sefalet

toplumdan ve zenginlikten daha hızla gelişiyor. Böylece apaçık ortaya çıkıyor ki

burjuvazi daha uzun süre toplumun egemen sınıfı olarak kalma ve kendi varoluş koşullarını topluma düzenleyici yasa olarak dayatma yetisinde değil. Burjuvazi egemenliğini sürdürme yetisinde değil

çünkü kölesine köle olarak bile var olma güvencesi veremiyor

çünkü köleyi

o kendisini besleyeceğine kendisi onu beslemek zorunda olduğu bir duruma düşürüyor elinde olmaksızın. Toplum artık burjuvazinin sultasında yaşayamaz

yani

burjuvazinin varlığı toplum tarafından taşınabilir gibi değil.
Burjuva sınıfının esas varlık ve egemenlik koşulu

servetin özel ellerde birikmesidir

sermayenin oluşması ve artmasıdır; sermayenin koşulu ise ücretli emektir. Ücretli emek yalnızca işçilerin kendi aralarındaki rekabete dayalı. Taşıyıcısı ister istemez ve engelsizce burjuvazi olan sanayinin ilerlemesi

işçilerin rekabet yoluyla yalıtılması yerine onları bir araya getirerek devrimci birleşimlerini sağlamakta. Demek ki büyük sanayinin gelişmesiyle burjuvazinin üretim yaptığı ve ürünü sahiplendiği kendi temeli ayağının altından çekilmekte. Burjuvazi her şeyden önce kendi mezar kazıcılarını üretiyor. Onun yıkılması da proletaryanın zaferi de aynı oranda kaçınılmaz.