Hamilelik ve doğum hakkında A'dan z'ye tüm bilgiler
Kadınca Kategorisinde ve Hamilelik Dönemi, Anne ve Çocuk Forumunda Bulunan Hamilelik ve doğum hakkında A'dan z'ye tüm bilgiler Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu İçerigi Kısaca ->> BEBEK YOLDA Hamilelik Belirtileri Çoğu kadının hamileliğinin ilk bulgusu görülmeyen adet kanamasıdır.Fakat her kadın düzenli bir adete sahip olmayabilir. Adet ...
- 28-11-2006, 12:01 #6ChUcKy's LoVe
BEBEK YOLDA
Hamilelik Belirtileri
Çoğu kadının hamileliğinin ilk bulgusu görülmeyen adet kanamasıdır.Fakat her kadın düzenli bir adete sahip olmayabilir. Adet kanamalarıhastalıklar, mevsimsel değişiklikler, stresten etkilendiği için diğer belirti ve bulgularında görülmesigerekir. En sık gözlenen belirtiler; ağrılı göğüsler,yorgunluk hissi, mide bulantısı, diğer mide şikayetleri, sık sık idrara çıkma isteği ve karında şişkinlik hissidir.
Bazı hamilelik belirtileri hamile olma olasılığınızın bulunduğunu,bazıları ise bu olasılığın yüksek olduğunu aklagetirir. Hiçbir erken belirti gebeliğin kesin işareti değildir.Aslında hamileliği kesin kanıtlayan ilk belirti bebeğinizin kalp atışlarıdır ki bu da duyarlı Dopler ultrason ile yaklaşık 10-12'' inci haftalararasında duyulabilir.
HAMİLE OLABİLECEĞİNİZİ DÜŞÜNDÜREN İŞARETLER
Belirti Adet kesilmesi
Ortaya Çıktığı Zaman Tüm hamileliklerde
Başka Olası Nedenleri Yolculuk, yorgunluk, stres, hamilelik korkusu, hormonsal sorunlar, aşırı kilo alma ya da verme, doğum kontrol hapını bırakma,emzirme
Belirti Sabah bulantıları
Ortaya Çıktığı Zaman Hamile kaldıktan 2-8 hafta sonra
Başka Olası Nedenleri Yiyecek zehirlenmesi,gerginlik
Belirti Sık idrara çıkma
Ortaya Çıktığı Zaman Genellikle hamile kaldıktan 6-8 hafta sonra
Başka Olası Nedenleri İdrar yolları iltihabı,gerginlik,şeker hastalığı
Belirti Sızlayan, ağrıyan, şiş göğüsler
Ortaya Çıktığı Zaman Hamile kaldıktan sonraki birkaç gün içinde
Başka Olası Nedenleri ] Doğum kontrol hapları,adet günlerinin yaklaşması
[Belirti Meme ucu çevresinin koyulaşması ve meme ucu çevresindeki küçük bezlerin kabarması
Ortaya Çıktığı Zaman Hamileliğin ilk üç ayı içinde
Başka Olası Nedenleri Hormonsal dengesizlik
Belirti Önce göğüslerde sonra karında deri altında pembe mavi çizgiler
Ortaya Çıktığı Zaman Hamileliğin ilk üç ayında
Başka Olası Nedenleri Hormonsal dengesizlik ya da önceki hamileliğin etkisi
Belirti Yiyeceklere aşırı istek duyma
Ortaya Çıktığı Zaman Hamileliğin ilk üç ayı içinde
Başka Olası Nedenleri Kötü beslenme, stres, adet günlerinin yaklaşması
HAMİLE OLACAĞINIZA İLİŞKİN KUVVETLİ İŞARETLER
Belirti Rahim ve rahim ağzının yumuşaması
Ortaya Çıktığı Zaman Döllenmeden 2-8 hafta sonra
Başka Olası Nedenleri Adet kanamasının gecikmesi
Belirti Rahmin ve karnın genişlemesi
Ortaya Çıktığı Zaman 8-12 hafta
Başka Olası Nedenleri Tümör ve fibroidler
Belirti Aralıklı ve ağrısız kasılmalar
Ortaya Çıktığı Zaman Hamileliğin başında başlar, hamilelik ilerledikçe sıklığı artar
Başka Olası Nedenleri Bağırsak kasılmaları
Belirti Bebeğin hareketleri
Ortaya Çıktığı Zaman İlk olarak hamileliğin 16-22. Haftasında fark edilir.
]Başka Olası Nedenleri Bağırsak gaz ya da kasılmaları
KESİN HAMİLELİK BELİRTİLERİ
Belirti Ultrasonda bebeğin görülmesi
Ortaya Çıktığı Zaman Döllenmeden sonraki 46. Haftada
Başka Olası Nedenleri Yok
Belirti Bebek kalp atışı
Ortaya Çıktığı Zaman 10-20. haftada
Başka Olası Nedenleri Yok
Belirti Karında hissedilen bebek hareketi
Ortaya Çıktığı Zaman 16. haftadan sonra
Başka Olası Nedenleri Yok
[Hamilelik Testleri
Adet kesilmesinden sonra gebelik olup olmadığı tespitedilebilir. Erken hamilelik döneminde gelişen plasenta tarafından yapılan HCG(human koryon gonodatropin) annenin kanında ve idrarında bulunmaktadır.Yapılan hamilelik testleride bu hormonun tayinine dayanır.
Evde yapılan hamilelik testleri
Evdeki hamilelik test cihazlarının çoğunu eczaneden reçetesiz tayin edebilirsiniz. Eğer vücudunuzda yeterince HCG varsa,test cihazlarında bulunan kimyasal maddeler idrarınızdaki HCG ile reaksiyona girecektir. Testler HCG varlığını farklı yollarla gösterir.Bazıları sıvı içerisinde bir halka oluştururken bazıları da renk değiştirirler.Eğer usulüne uygun kullanılmazlarsa çok kolay yanlış sonuçlaraulaşılabilir. Bundan dolayı cihazlardaki bütün kurallara dikkatle uyulması çok önemlidir.Evde yapılan hamilelik testleri büyük ölçüde doğru olmalarına karşın %100 değillerdir.Yalancı negatif (hamile olduğunuz halde test olmadığınızı gösteriyor) sonuçlar az da olsaoluşabilmektedir. Evde yapılan teste negatif sonuç aldığınız halde hamile kaldığınızıdüşünüyorsanız zaman kaybetmeden hemen doktorunuza başvurun.Doktorunuz daha güvenilir testleri size uygulayacaktır.
[Laboratuarda idrar testi
Tıpkı evde uygulanan test gibi,bu testte idrardaki HCG yi %100 e yakın bir doğrulukla ve hamile kalındıktan sonraki 7-10 gün gibikısa bir sürede tespit eder.
Kan testi
Bu test %100 doğrulukla yapılmaktadır ve hamile kalındıktan sonraki ilk haftada pozitif sonuçverir. Bu testte serum yada kandaki HCG hormon düzeyinin artışı tespitedilir. Yalnız labratuvarda yapılan bu test en kesin sonucuverir.. Ayrıca bu test hamilelik süresinin saptanmasında da yardımcı olur. Bazı durumlarda (erken tespit istendiğinde) idrar testi ile görülmeyen hamileliği kan testi ile görürsünüz.
Anne Adayları Lütfen Dikkat!
Hamile kadınlar her zaman birşeyleri dert ederler.Soluduğumuz hava kirli mi?İçtiğimiz su temiz mi? Eşimin içtiği sigara yada bu sabahiçtiğim kahve bebeğimin sağlığına zarar verebilir mi? Ya dişçide çektirdiğim röntgen?Bu tür kaygılar hamileliği gereksiz yere sinir bozucuhale getirebilir. Ama bilgi; hem bunlardan kurtulmanızı sağlar hem de sağlıklı bir bebeğiniz olma olasılığını arttırır.Hamileliğiniz sırasındabebeğinize zarar vermemek istiyorsanız lütfen aşağıdakilere bir göz atın:
ALKOL
Hamileliğimizin ikinci ayına kadar genellikle hamile kalındığından habersiz olduğumuz için;bunu bilmemiz halinde asla yapmayacağımızşeyleri, bilmeden yaparız. Hamilelik süresince fazla içki içmenin bebekte birçok soruna yol açtığı gösterilmiştir.Bebeğin kan dolaşımına giren alkol miktarının annekanındaki alkol yoğunluğuna yaklaşık olduğu ve annenin aldığı alkolü bebeğinde paylaştığı göz önüne alınırsa bu pekde şaşırtıcısayılmaz. Alkolü bedenden atmak için gereken süre bebekte annenin iki katıdır.Yani anne hafif çakırkeyifken, bebek sarhoştur.
Hamilelik boyunca ağır alkol alımı (günde 5-6 kadeh şarap,bira, rakı) ciddi doğum koplikasyonlarının yanı sıra bebekle ilgili alkolsendromunada yol açar. Bu durumda bebek normalden küçüktür ve genellikle zihinsel özürlüdür.Baş, yüz, kollar, bacaklar ve merkezi sinir sisteminde(beyin ve omurilik) bir çok yapı bozukluğu vardır.Ayrıca bu bebeklerde yenidoğan döneminde(doğum sonrası ilk 28 gün) ölüm oranı yüksektir.Bebekte daha sonra çocukluk dönemindede öğrenimsel, davranışsal ve toplumsal uyumla ilgili sorunlar oluşur.
İçki içmeyi sürdürmenin riski doza bağlıdır,ne kadar çok içerseniz ,bebeğinize vereceğiniz zarar o kadar çokolur. Hamilelikte orta derece alkol tüketimi bile(günde 1-2 kadeh) düşük riskinin artması,düşük doığum ağırlığı ve doğum sırasında komplikasyonlar gibi çeşitliciddi sorunlara yol açabilir. Çocuklar büyüdüğündede davranışlarını,öğrenme yeteneklerini ve çevrelerine gösterecekleri uyumuetkilemektedir.
Bazı kadınlar hamilelikleri süresince hafif örneğin geceleri bir kadeh içmelerine karşın sağlıklı bebekleri olabilir.Ancak bunun hiçbirgarantisi yoktur. Hamilelikte güvenli alkol dozu, eğer varsa bilebilinmemektedir. Eğer gün sonunda yorgunluğunuzu atmak için bir kokteyl almayı veya akşam yemeğinde bir kadeh şarap içmeyi adet halinegetirdiyseniz, belkide şimdi bu yaşam biçiminizi değiştirmenin tam sırasıdır.Gevşemek içim içki alıyorsanız müzik, masaj, ılık banyo,spor, okuma gibi başka yöntemleri seçebilirsiniz.
SİGARA
Hamilelikten önce içtiğiniz süre ne kadar olursa olsun sigaranın gelişmekte oln bebeğe zarar verdiği konusunda kesin bir kanıtyoktur. Ama hamilelik sirasında içilen sigara kesin ve belgelenmiş hasarlarvermektedir. Sigara hamilelikte düşük ve ölü doğuma sebepolduğu gibi çeştli komplikasyonlarda sigara içen annelerde çok daha sık gözlenmektedir.Bunlar arasında vajinalkanama, anormal plasenta yerleşimi,plasentanın erken ayrılması,erken kese yırtılması ve erken doğumdur.
Sigaranın en sık rastlanan etkisi ise düşük doğum ağırlığıdır.Sanayileşmiş ülkelerde küçük doğan bebeklerin üçte birinden sigara sorumlututulmaktadır.Düşük doğum ağırlığı ise bereberinde artan hastalık ve bebek ölüm riskini getirir.
Sigaranın başka potansiyel riskleride vardır.Anneleri sigara içen bebeklerde apne (ani soluk almanın durması)olasılığı fazladır. Sigara içmeyen annelerin bebeklerine göre Ani Bebek Ölüm Sendromu iki kat fazladır.Ayrıca genelde sigara içen annelerin bebekleri içmeyenlerinki kadar sağlıklı değildir.Bu bebeklerin büyümelerinin sigara içmeyen annelerin bebeklerinin büyümelerine yetişemediğine,uzundönemde bedensel ve zihinsel kusurları olduğuna ve hiperaktif olduklarına dair kanıtlar vardır.
Bir çalışmada hamilelik sırasında ve sonrasında sigara içen annelerin çocuklarının solunum sistemi hastalıklarına daha yatkın olduğu,diğer çocuklara göre daha kısa boylu oldukları ve okul başarılarının daha az olduğu gösterilmiştir.Bütün bu yan etkilere sebep olan karbonmonoksitzehirlenmesi; annenin kanındaki yüksek oranda karbonmonoksitin plasenta yolu ilebebeğe geçmesi ve bebeğin daha az oksijen almasıdır.Sigara içtiğinizde bebeğiniz duman dolu bir rahmin içine hapsedilmişolur, kalp atışları hızlanır. Hepsinden kötüsü büyüyemez ve gelişemez.
Haberler hep kötü değildir. Bazı çalışmalar hamileliğin erken döneminde sigara içmeyi bırakan kadınların(4.aydan önce olmalı) bebeğe zarar verme riskini sigara içmeyen annelerle aynı düzeye indirdiğini göstermektedir.Daha erken olması çok daha iyidir ama son ayda bile sigarayı bırakmak, doğum sırasında bebeğe giden oksijen akımını korumaya yardımcı olur.Bazı kadınlar için sigarayı bırakmak hamileliğinerken döneminde ani bir tiksinti geliştiğinden çok kolaydır.Eğer bu kadar şanslı değilseniz, başka yöntemleri hatta hipnozu biledeneyebilirsiniz.
İnsanların çoğu sigarayı bıraktıklarında yoksunluk belirtileri yaşarlar.Bu belirtiler ve yoğunlukları kişiden kişiye değişir.En sık görülenler sigara için çok şiddetli özlemduymak, sinirlilik, kaygı, huzursuzluk, eller ve ayaklarda uyuşma,baş dönmesi, yorgunluk, uyku ve mide bağırsak bozukluklarıdır. Bazı insanlar ise başlangıçta hem bedensel,hemde zihinsel güçlerinde azalma hissederler.Bütün bunlar geçici durumlardır ve bunları azaltmak için birşeyleryapabilirsiniz. Kahveden kaçının, çünkü sinirliliğinizi arttırabilir.Dinlenin, alıştırma yapın (nikotinden aldığınız uyarının yerini doldurmak için).Zihninizi bir kaç gün dinlenmeye bırakın, zihinsel çaba gerektirmeyen işler yapın,sinemaya yada sigara içmenin yasak olduğu yerlere gidin.Sigarayı bırakmanın kötü etkileri birkaç gün ile birkaçhafta arasında sürer,ama yararı siz ve bebeğiniz için yaşam boyu devam edecektir.
Sigara içmek yalnız içen kişiyi değil,çevresindeki herkesi etkiler.Buna karnında gelişmekte olan bebeği ile anne adayıdadahildir. Bu nedenle eşiniz,evinizde yaşayanlar yada yan masada çalışan iş arkadaşınız sigara içtiğinde neredeyse sizin içmeniz kadar etkilenecektir.Eğer eşiniz sigarayı bırakmayacağını söylüyorsa,ona en azından evin dışında yadasizden ve bebeğinizden uzakta içmesinisöyleyebilirsiniz. Sigarayı bırakması elbette hem kendi sağlığı hemde bebeğin doğduktan sonraki uzun dönem sağlığı için çok dahaiyidir. Çalışmalar, annenin yada babanın sigara içmesinin çocuklarında solunum sorunlarına ve akciğer gelişiminde bozulmaya neden olduğunu
göstermiştir.
KAFEİN
Kafein kahve, çay, kola gibi içeceklerde bulunur ve annenin aldığı kafein plasentadan geçerek bebek kan dolaşımına girer.İnsanlar üzerinde ve gelişen bebeğe kafeinin nasıl bir etki yaptığı yada zararı olup olmadığı henüz tam açıklığa kavuşmuş değildir.Ama en son çalışmalardan biri günde 2 fincan kahve eşdeğeri kafeinin düşük riskini iki katına çıkardığını göstermiştir.Anne adaylarının eldeki bilgilerartana kadar kahve içmemeleri daha akıllıca olur.
Kafeinli kahve, çay yada kolayı bırakmanız için başka ek nedenlerde vardır.Hepsinden önce bunların idrar söktürücü etkiside vardır,anne ve bebek sağlığı için gerekli olan sıvı ve kalsiyumu bedenden uzaklaştırır.Sık idrara çıkma sorununuz varsa, kahve bunu arttıracaktır.
İkinci olarak, kahve ve çay özellikle krema ve tatlandırıcılarla kullanılıyorsa tıkayıcıdır ve gereksiniminiz olan besinlere karşı iştahınızıtıkayabilir.Kola yalnız tıkayıcı değildir,aynı zamanda bazı kimyasal maddeler ve gereksiz şeker içerir.
Üçüncüsü kafein hamilelikte normal duygu durumu dalgalanmalarını arttırıp,yeterince dinlenmenizi engelleyebilir.
Dördüncü olarak kafein sizin ve bebeğinizin ihtiyacı olan demirin emilmesini engelleyebilir.
Yapılan bazı araştırmalar göstermiştir ki,aşırı kafein tüketimi anormal kalp atımı,hızlı solukalma, yenidoğanda titremeler ve ileriki yaşamında şeker hastalığı gelişimi ile sonuçlanabilir.
Kafein alışkanlığınızdan nasıl kurtulursunuz
İlk adım bırakmak için bir motivasyonunuz olmasıdır.Bu hamilelikte kolaydır,çünkü amaç sağlıklı bir bebeğiniz olmasıdır.İkinci olarak kafeine niçin düşkün olduğunuzu belirlemeli ve bu ihtiyacınızı gidermek için yerine neler koyabileceğinizi bulmaktır.Eğer kahvenin yadaçayın tadını seviyorsanız ve sıcak bir içecek sizi çekiyorsa,kafeini alınmış olanları seçebilirsiniz. Ama en sağlıklısı tüm bunların yerine%100 saf meyve sularını tüketmenizdir.Eğer kafeinin uyarıcılığına gereksiniminizvarsa, daha doğal ve daha uzun etkili uyarıyı alıştırma veiyi besinlerden,sizi canlandıracak birşey yapmaktan (dansetmek, koşmak, yürüyüş) alabilirsiniz. Kafeini bıraktıktan sonra kuşkusuz bir kaç günkendinizi kötü hissedeceksiniz ama daha sonra herzamankinden iyi hissedeceksiniz.
Kafein tiryakilik yapan bir maddedir ve aniden bırakanlardabaş ağrısı, sinirlilik, yorgunluk, uyuşukluk gibi yoksunluk belirtileriolur. Bu nedenle kafeini yavaş yavaş bırakmak daha akıllıcaolur. Fincanınızı her gün biraz daha azaltarak,en sonunda hiç içmemeyi başarabilirsiniz.
Şu önerilere dikkat edin
• Kan şekerinizin ve enerji düzeyinizin düşmesine fırsat vermeyin.Protein ve karışık karbonhidratlardan zengin besinleri küçük porsiyonlar halinde ve sık yiyin.
• Her gün bol egzersiz yapın.
• Uykunuzu alın.Bu kafeinsiz daha kolay olacaktır.
X IŞINLARI (RÖNTGEN)
Hamilelik sırasında çekilen röntgenlerin güvenli olup olmadığı karmaşık bir konudur,ama tanısal amaçlı çekilen bu filmlerin bebeğe zarar vermesi çok nadirdir.Röntgen ışınlarından yayılan radyasyonun zarar verip vermeyeceğini üç etken belirler.Birincisi;radyasyon miktarıdır.Cenin ve bebekte ciddi hasar yalnızca çok yüksek dozlarda (50-250 rad)oluşur.Çağdaş röntgen araçları çok nadir olarak 5 rad dan fazla ışın yaydıkları içingenellikle bir sorun oluşmaz.
İkinci etken, ışının ne zaman alındığıdır. Çok yüksek dozlarda bile yumurtanın rahme yerleşmesinden önce dokunun etkilenme riski yoktur.Bebeğin organlarının gelişiminin erken dönemlerinde (döllenme sonrası 3-4.haftalar) ve hamilelik boyunca merkezi sinir sisteminin
zarar görme riski vardır. Ama bu yalnızca yüksek dozlarda gerçekleşir.
Üçüncü etken ise, rahmin gerçekten ışına maruz kalmasıdır.Günümüzün röntgen cihazları,görmek istenen alanı iyi belirlemekte ve diğer bölgeleri ışından korumaktadır.Röntgen filmlerinin çoğu anenin karın ve kalça bölümüne böylece rahme gelecek ışınları önlemek için kurşun bir levha ile çekilir.Ama karın röntgeninin bile zararlı olma olasılığı 10 rad dan fazla ışık yaymadığı için yoktur.
Ama tabiki ne kadar küçük olursa olsun gereksiz risk almanında bir mantığı yoktur.Bu nedenle genellikle acil önemi olmayan röntgen çekimlerinin doğumdan sonraya ertelenmesiönerilir. Bebeğin röntgen ışınlarından zarar görme olasılığı düşük olduğu için,anne adayının sağlığı açısından gereken bir röntgeninde çekilmesinden vazgeçilip anne tehlikeye atılmamalıdır.
Hamilelik sırasında röntgen ışınlarının küçük zararı aşağıdaki kurallara uyularak en aza indirilebilir:
• Sizden röntgen çektirmenizi isteyen doktora hamile olduğunuzu mutlaka söyleyin.
• Hamilelik sırasında çok gerekli olmadıkça röntgen çektirmeyin.
• Yerine daha güvenli bir tanısal işlem kullanılabiliyorsa röntgen çektirmeyin.
• Eğer röntgen şartsa,ehliyetli ve güvenilir bir merkezde çekilmesine özen gösterin.
• Teknisyenin uyarılarını dikkatle dinleyip,özellikle çekim sırasında kımıldamamaya dikkat ederek,çekimin yinelenmemesini sağlayın.
• Hepsinden önemlisi röntgen çektirmeniz gerekiyorsa,zamanınızı olası zararları hakkında kaygılanıp durarak geçirmeyin.Unutmayın ki, emniyet kemerinizi bağlamayı unuttuğunuz durumda bile bebek daha büyük bir tehlike altındadır.
ŞEKER YERİNE KULLANILAN TATLANDIRICILAR
Rejimciler için tatsız bir süpriz olacak ama şeker yerine kullanılan tatlandırıcılar kilonun korunmasında nadiren faydalıolurlar. Bu tatlandırıcılarla kilo kontrolü sağlansa bile anne adaylarının bunları kullanırken dikkatli olmaları önerilir.Ne yazık ki, hamilelikte sakkarin kullanımı ile ilgili yeterince araştırma bulunmamaktadır.Hayvan deneyleri, hamilelerin bu maddeyi
almalarının, yavrularda kanser gelişimine yol açtığını göstermiştir.Tatlandırıcılar insanda plasentayı geçtiği ve bebekteki dokulardan çok yavaş atıldığı için,hamilelik öncesi ve hamilelik süresince sakkarin kullanılmaması akıllıca olur.
Öte yandan çalışmalar,hamilelik sırasında tatlandırıcı olarak aspartamın(nutrasweet) kullanılmasının zararlı etkisi olmadığını göstermiştir.Hekimlerin çoğu hamilelik sırasında bu tatlandırıcının ılımlı miktarda kullanılmasına izinverebilir. Ama aspartamlı tatlandırıcıların katıldığı pek çok ürünün besin değeri olmadığından hamile kadınların bunları alırken seçici olmasında fayda vardır.
Hamilelik sırasında en güvenilir tatlılar doğal meyve ve meyve sularıdır.Daha besleyici tatlı ve içecekler yerine midenizi diyet içeceklerle doldurmak size bir fayda sağlamayacaktır.
EV İÇİ TEHLİKELER
Ev temizleme ürünleri:
Bir çok temizlik ürünü yıllardır kullanımda ve temiz evler ile doğumsal kusurlar arasında birbağlantı henüz kurulamadı.Temizlik maddelerini ara sıra tesadüfen solumanın gelişmekte olan bebeğe zararlı bir etkisi olduğunu henüz hiçbir çalışma gösteremedi.Eğer temizlik ürünlerine maruz kaldıysanız bunun için kaygılanmayın ama hamileliğin kalan süresi boyunca makul ölçüde temizlik yapın.
Aşağıdaki uyarılara dikkat edin
• Ürünün kuvvetli bir kokusu ve dumanı varsa doğrudan solumayın.Havalandırması iyi olan bir yerde kullanın yada hiç kullanmayın.
• Aerosoller yerine pompalı spreyler kullanın.
• Hiç bir zaman(hamile değilken bile) klorlu ürünleri amonyaklı olanlarla birleştirmeyin,bu karışım öldürücü dumanlar çıkarabilir.
• Etiketlerinde zehirli olduğuna ilşkin uyarı bulunan fırın temizleyici ve leke çıkarıcı ürünleri kullanmaktan kaçının.
• Temizlik yaparken lastik eldivenler kullanın,Bu yalnızca ellerinizi korumakla kalmaz,deriden zehirli kimyasal maddelerin emiliminide engeller.
• Temizlik yaparken her zaman bulunduğunuz ortamı havalandırmaya özen gösterin.
Kurşun:Son yıllarda kurşunun uzun yıllardır boya parçalarını yutan çocuklarda zeka geriliği yaptığıbilinmektedir. Hamile kadınları ve bebeğide etkilediği keşfedilmiştir.Bu metale fazla miktarda maruz kalmak hamilelerde yüksek tansiyon riskini arttırmakta ve hatta düşük nedeni olmaktadır.Bebekte ciddi davranış sorunları ve nörolojik sorunlardan,küçük doğumsal kusurlara kadar değişen zararlara neden olur.
Neyse ki kurşuna maruz kalmaktan korunmak, yol açtığı sorunların yanında çok kolaydır.İçme suyu,kurşunun ana kaynağı olduğu için,suyunuzun kurşunsuz olduğundan emin olun.Evinizin boyasıda kurşun içerebileceğinden,herhangi sebeple evinizin boyası kazınıyorsa evden uzakdurun. Başka bir kaynak da çini porselen yada çanak çömlekteki kurşunun bulaştığıyiyeceklerdir. Eğer kuşku duyduğunuz antika yada eski bir tabak yada sürahiniz varsa içinde gıda saklamayın.
Böcek öldürücüler: Bazı böcekler sizin için bir tehdit gibi görünsede aslında hamilelik açısından tehlike oluşturmazlar.Ama onları yok etmek için kullandığınız ilaçlar bebeğiniz için daha büyük bir tehlikedir.Bulunduğunuz bölge yeni ilaçlandıysa,koku kaybolana kadar dışarıçıkmayın. Pencerelerinizi kapayın. Eğer apartmanınız ilaçlanıyorsa ve siz bunuerteletemezseniz, kendi evinizin kapı ve pencerelerini sıkıca kapayın.Mutfak dolaplarını sıkıca kapatın ve yemek hazırlanan bölümünün üzerini örtün.Apartmandan bir iki gün uzak durun ve eve döndüğünüzde sık sık pencerelerini açıp havalandırın.
Mümkünse böceklerle doğal yolla mücadele edin.Kazara böcek ilacına maruz kaldıysanız hemen paniğe kapılmayın.Kısa süre ve dolaylı maruz kalma bebeğinize hemen zarar vermez.Açık havaya çıkın ve derin nefes alıp verin
Hamilelikte Tatil ve Seyahat
Hamilelik sırasında bir mola vermek harika bir fikir,bulunduğunuz yerden uzakta geçireceğiniz birkaç gün sizi çok rahatlatacaktır.Tek yapmanız gereken bu seyahate çıkmadan önce doktorunuz ile görüşüp güvenliğiniz için neler yapmanız gerektiğini öğrenmek.Seyahate karar verdiğinizde bulunduğunuz yere en yakın hastanenin nerede olduğunu öğrenin.Ayrıca tıbbi dosyanızın bir fotokopisini yanınızda bulundurmak iyi bir fikirdir.
Uzun turlar ve farklı bölgeler(çok sıcak veya soğuk) sizi yorabilir. Hamileliğin zaten fiziksel aktivitenizi azaltacağını düşünerek,sizi daha az yoracak daha dinlendirici yerler seçin. Bazı hekimler hamileliğin erken dönemlerinde düşük tehlikesi olabileceğinden,ve hamileliğin son haftalarında doğum yaklaştığından seyahati önermeyebilirler.
Araba veya uçak seyahati
Araba seyahatlerinizde sık mola vererek, tren seyahatlerinizde oturduğunuz yerden sık kalkıp kısa bir yürüyüş yaparak kan dolaşımınızındüzenlenmesine yardımcı olmalısınız.Yolculuklarınızda sık tuvalet ihtiyacınızı hatırlayarak tuvalete yakın yerleri tercih edin.Bu yolculuklarda emniyet kemerinizi takmayı unutmayın.Bu sarsıntılarda bebeğinize gelebilecek zararları önleyecektir.
Uçak ile seyahat
Eğer uçak yolculuğu yapacaksanız, uçak şirketinin hamile yolcular için olan tüm uygulamalarını öğrenin.Hamileliğinizin 28-36 haftalarında bu yolculuk için doktorunuzdan bir sakınca olmadığına dair belge almanızgerekecektir. 36. haftadan sonra ise muhtemelen uçuşunuza izinverilmeyecektir. Hamile kadınlar için basıçsız kabinleri olan küçük uçaklarla uçmak uygun değildir.Çünkü basınç değişiklikleri su keselerinin erken patlamasına neden olabilir.Uçak yolculuklarında bol sıvı alın. Uçarken vücudunuz daha kolay su kaybedip dehidrate olabilir.
Tropik bölgelere seyahat
Genelde malarya (sıtma) açısından risk taşıyan tropik bölgelere gidilmesine izinverilmez. Bu hem anne hem çocuk için riskli olur. Annenin ölü doğum yapma riski artar.Ayrıca hamilelikte sıtma ilaçları zararlıdır.
Aşılama
Hamilelere özellikle canlı virus aşıları önerilmez.Ağızdan alınan ölü polyo (çocuk felci) aşısıuygulanabilir. Duktorunuz ile aşılamanın tüm ayrıntılarını konuşmalısınız.
Anne adaylarının tatile çıkmasında herhangi bir sakınca var mı?
Doğumdan sonraki yorucu ve bir süre için de olsa anneyi eve kapatan dönem düşünülürse, hamilelik dönemi güzel bir tatil için gerçekten de son şans diyebiliriz. Ancak, gebeliğin son iki ayında anne adaylarının uzun süreli yolculuklardan kaçınması gerekiyor. Bunun dışındaki zamanlar için anne adayının öncelikle doktoruyla konuşarak onay alması gerekiyor.
Tatil mekanının seçiminde anne adayının dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
Bu konuda oldukça dikkatli olmak gerekir. Aşırı sıcak ve yüksek rakımlı bölgeler anne adayları için uygun değildir. Yurt dışına gitmeyi planlıyorsanız, az gelişmiş ülkelere seyahat etmekten kaçınmalısınız. Çünkü hem bu ülkekerdeki tıbbi imkanların yetersizliği hem de bu ülkekerde yaygın olarak görülen malarya ( sıtma ) gibi mikrobik hastalıklar gebeliği olumsuz etkiler.
Tatile çıkan anne adaylarının karşılaşabileceği sorunlar ve önlemleri nelerdir?
Seyahate çıkan kişilerde en sık görülen problemlerin başında mikrobik ishal gelir. İshal aşırı sıvı kaybına yol açar. Bu durum anne adayının sağlığını ve anne adayından bebeğe olan kan akımını bozarak, gelişmekte olan bebeği olumsuz etkiler. Seyahate çıkarken ishali önlemek için önerilen antibiyotikleri hamilelerin kullanması sakıncalıdır. Anne adaylarında ishal görüldüğünde bol sıvı almak ve hekime danışarak antibiyotik kullanmak gereklidir.
Bu risk nedeniyle tatilde beslenme konusunda dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
Özellikle gezi sırasında içilen suya çok dikkat edilmesi, sadece kapalı kutularda satılan içeceklerin içilmesi, içeceklere kesinlikle buz eklenmemesi gerekmektedir. Dışarıda hazırlanmış salata, az pişmiş et ve mayonezli ürünlerin tüketilmesinden kaçınılmalıdır. Kendiniz ve bebeğiniz açısından düzenli beslenmelisiniz. Özellikle sıcak bölgelere giderseniz bol bol sıvı almaya özen gösterin. Buz kalıpları birçok yerde şebeke suyundan yapıldığı için içecekleri buzsuz tüketin. Lifli besinlerden zengin beslenmeniz ise kabızlığı önler.
Tatil sırasında üzerinde durulması gereken başka önemli noktalar nelerdir? Öncelikle gidilecek yerdeki sağlık kurumları ve kapasiteleri belirlenmelidir. Acil durumlarda başvurabileceğiniz telefon numaralarını belirlemeniz gerekir. Ayrıca kan grubunuz, kullandığınız ilaçlar, alerjik reaksiyonlar ve gebeliğinizle ilgili tıbbi bilgilerin ve hekiminize ulaşılabilecek telefon numaralarının yanınızda bulundurmanız gerekir.
Tatile çıkmak hangi anne adayları için riskli olabilir?
Düşük öyküsü, rahim ağzı yetmezliği, dış gebelik öyküsü, erken doğum öyküsü, vajinal kanama, düşük riski, çoğul gebelik, hipertansiyon, diyabet, kalp hastalığı, diğer organ sistemlerine ağit kronik hastalığı olan gebelerin özellikle yurt dışı ve uzak yerlere seyahat etmekten kaçınmaları gerekir.
Araba ve uçak yolculukları anne adayı için herhangi bir risk taşır mı
Araba ile yolculuk sırasında rahat edebileceğiniz koltuğu seçin gerekirse sırtınızı ve boynunuzu yastıkla destekleyin ve mutlaka emminiyet kemerinizi bağlayın. Emminiyet kemeriniz karnınızı sıkmayacak şekilde yeterince gevşek olmalıdır. Uzun sürecek yolculuklada saatte bir durarak biraz dolaşın. Yanınızda açıktığınızda atıştırabileceğiniz hafif ve besleyici yiyecekler ile su, meyve suyu gibi içecekler bulundurun. Yolculuk süresince tuvalete gitmeyi ertelemeyin bu idrar yolu enfeksiyonlarına neden olabilir.
Uçak yolculuğuna birçok havayolu şirketi 36. haftasına dek uçuşlara izin verir. Ancak gebeliğin son 3 ayında özellikle 4 saatten fazla sürecek uçak yolculuğu zorunlu olmadıkça önerilmez. Özellikle uzun sürecek uçak yolculuklarında mutlaka bol sıvı alın, her yarım saatte bir kalkarak dolaşın ve bacakalrınızı sık sık hareket ettirin. Mümkünse uçağın kanat hizsındaki bölümde ve kalkarken rahat edebileceğiniz koridor kenerında bir koltuğa oturun. Tüm uçuş boyunca mutlaka kemerinizi bağlı tutun.
Yolculuk sırasında hemen doktora başvurulması gereken durumlar var mıdır?
Vajinal kanama, şiddetli karın ağrısı, aşırı kusma, vücutta şişlik, şiddetli baş ağrısı, ishal, ateş, ve bebeğin hareketlerinde azalma durumlarında doktora başvurmak gereklidir.
Hamileyim ve Midem Çok Bulanıyor
Hamile kaldığınızdan beri mide bulantılarından mı şikayetçisiniz? O halde yalnız değilsiniz! Neredeyse tüm hamile kadınlar aynı ortak sorunu yaşıyor. Anne adaylarının 2/3’ünde bulantı ve 1/3’ünde kusma görülüyor.
Bebek bekliyor olmak her kadının yaşamındaki en özel anların başında geliyor. Ah! Bir de şu mide bulantıları olmasa... Ne yazık ki bu çok özel zamanı yaşarken neredeyse tüm anne adayları bu problemi yaşıyor. Peki bulantılar neden oluyor? Bu sorunun kesin bir yanıtı yok. Ancak bu şikayetlerin gebelikte salgılanan bazı hormonlar ve psikolojik faktörlerden kaynaklandığı tahmin ediliyor. Hamileliğin devamlılığını sağlayan ve plasenta tarafından salgılanan gebelik hormonu HCG aşırı duyarlı olan kadınlarda bulantı ve kusmaya neden oluyor. Hamileliğin 3. ayına doğru bu hormonlar kanda arttığı için bulantılar da şiddetleniyor.
Bulantılar olumlu
Normal bir mide bulantısı anne karnındaki bebeği etkilemiyor. Bu nedenle bebeğiniz için endişelenmenize gerek yok. Ayrıca bulantı sağlıklı bir hamileliğin göstergesi. Tabii eğer günden beş kereden fazla kusuyorsanız doktorunuza danışmanızda yarar var. Aşırı derecede sıvı kaybı sağlınız açısından sakıncalı olabilir. Kesinlikle doktorunuza danışmadan bulantı kesici hapları kullanmayın. Sadece doktor kontrolünde bu ilaçları alabileceğinizi unutmayın. Hekim kontrolü altında kullanıldığında bu ilaçları kullanmanızın hiçbir sakıncası yok. Bu arada bulantıların 16. haftadan sonra sona ereceğini aklınızdan çıkarmayın. O tarihten sonra bulantısız hamilelik günleri sizi bekliyor.
Bulantıya karşı öneriler
Ne kadar sağlıklı olduğunu söylesek de bu bulantılara katlanmak kolay değil, elbette. Ancak pratik bazı önerilerle bulantıların etkilerini en aza indirmek hiç de zor değil. İşte bazı küçük ama etkili tavsiyeler:
• Bulantının sabahları daha çok görüldüğü bir gerçek. O halde uyandıktan hemen sonra açlığınızı haifletmek ve bulantınızı önlemek için bir parça ekmek yemeniz son derece faydalı.
• Mideniz aşırı derecede bulanıyorsa yemek yapmak için mutfağa girmemeye özen gösterin.
• Herkes yemek yerken aynı sofrada oturmamaya çalışın.
• Çaydan ve kahveden uzak durun. Bu içecekler mideyi ekşiteceği için bulantıyı artırıyor. Bunun yerine az şekerli nane çayı ya da kola içebilirsiniz.
• Hem sağlıklı beslenmek hem de midenizi yormamak adına meyva, sebze gibi besinleri tercih edin. Yağlı ve aşırı baharatlı yiyeceklerden uzak durun. Bu arada yemeğinizi az az ama sık sık yemeği ihmal etmeyin.
• Eğer kusma problemi yaşıyorsanız sıvı almayı ihmal etmeyin. Bol bol su için.
• Kusmaya bağlı olarak hamilelerde bazen B1 ve B6 vitamini eksikliği görülüyor. Bunu önlemek için yemeklerinize yulaf katın ve doktorunuza danışarak vitamin takviyesi yapın.
• Tüm bu önlemlere karşın bulantı ve kusma şikayetiniz devam ediyorsa hiç vakit kaybetmeden doktorunuza danışın.
Yaşasın Hamileyim
Vücudunuzda yeni bir canlıya hayat vermek, sizin için mutlaka tanımsız bir mutluluk değil mi? Onun karnınızda adım adım geliştiğini izlemek çok heyecanlı olmalı. İşte anne karnından doğuma kadar giden yolculuğun inanılmaz öyküsü...
Bir kadın anne olacağını öğrendiği an hayatındaki en inanılmaz sevinci yaşıyor. Kendi canından bir cana hayat vermek... Gerçekten müthiş olmalı! Zaten bu nedenle anne adayları 9 ay boyunca hiçbir kaçırmak istemiyorlar. İlk andan, doğuma kadar yaşanan serüven, heyacan içinde yaşanıyor.
O kadar minicik ki...
Cinsel ilişkiyle birlikte, spermin, yumurta hücresine ulaşmasından 8 saat sonra, yeni hücre ilk defa bölünüyor. Yani, yumurta ve sperm hücresinin kromozomları (kalıtımsal özelliklerin taşıyıcısı), çiftler oluşturup, birbirlerine karışıyorlar. Bu birleşmeden sonra, ilk hücre bölünüp, kalıtımsal özellikleri diğerlerine iletiyor. Döllenmeden kısa süre sonra, doğacak bebeğin göz renginin ne olacağı, annesinin koyu saçlarını mı, yoksa babasının açık saçlarını mı alacağı, annesinin ailesindeki gibi müziğe karşı yetenekli olup olmayacağı ve cinsiyeti kesinleşiyor. Döllenen yumurta hücresinin, yumurta kanalındaki yolculuğu yaklaşık 6 - 8 gün sürüyor. Döllenmiş hücre topluluğu, rahme ulaştığında toplu iğnenin başı büyüklüğünde oluyor. Ne kadar küçücük değil mi?
Yeni bir hayat...
Rahme ulaşan hücreler, artık yeni hayatın ayrımını fark etmeye başlıyorlar. Bu hücrelerin yarısı plasentanın oluşmasını sağlıyor. Diğer yarısından da embriyo gelişiyor.
Çoğalmakta olan hamilelik hücrelerinin genetik materyalinin yüzde 50´si babaya ait. Bu nedenle bebek hücreleri genetik açıdan annenin bağışıklık sistemine yabancı. Dolayısıyla, bebeğin yabancı bir organ gibi kadının bünyesi tarafından reddedilmesi gerekiyor. Ancak bugün için tam olarak aydınlatılamamış kontrol mekanizmalarıyla, embriyo reddedilmiyor, rahim içindeki mukoza zarına iyice tutunarak gelişmeye devam ediyor. İşte doğanın mucizesi! Plasentayı oluşturan hücreler, mukozada çoğalırken, buradaki kılcal damarları zedeliyor. Bu nedenle, bazı hamilelikler bu erken dönemde hafif ve zararsız kanamalara yol açıyor. Endişelenmenize hiç gerek yok.
Evet! Hamilesiniz!
Döllenmiş yumurta rahme yerleştiğinde, hormonlar, vücuda hamile olduğu sinyalini göndermeye başlıyor. Özellikle plasenta kaynaklı HCG hormonunun üretimi artıyor. Bu hormonun, hücrenin rahim duvarına tutunduğu ilk gündeki değeri 10´ken, 2 gün sonra 100´e kadar yükseliyor. Hamilelik testlerinde, hamile kadının vücudunda üretimi her 48 saatte yaklaşık ikiye katlanarak artan HCG´yi ölçmek çok kolay. Bu hormon belli bir düzeye geldiğinde, testte kullanılan çubuğun rengi değişiyor. Günümüzde kullanılan testler o kadar hassaslaştı ki, artık adetin ilk gecikmeye başladığı günde, kadının hamile olup olmadığı, kesin olarak öğrenilebiliyor.
9 aylık macera
Hamilelikte ilk muayene genellikle hamileliğin 5. haftasında yapılıyor. 5. hafta diyoruz, çünkü jinekologlar, hamileliği son adetin ilk gününden itibaren hesaplıyorlar. Doktorlar, ilk ultrason muayenesini;
• Hamileliğin rahim içine yerleşip yerleşmediği,
• Amniyos kesesinin büyüklüğü ve şekli,
• Anne adayının rahminde bebeğin gelişimini engelleyen miyomun olup olmadığı hakkında doğru bilgiler edinmek için yapıyorlar.
Anne adayı, ultrason ekranında sadece gri bir karaltı fark ediyor. Amniyos kesesi ekranda karanlık bir düzey gibi görünüyor. Anne adayının ekranda hareket görebilmesi biraz zaman alıyor. Çünkü bebeğin kalp atışının izlenmesi, son adetten 42 gün sonra gerçekleşiyor. Hamileliğin 18. - 22. haftasında yapılan ikinci muayenede doktor, bebeğin gelişimini kontrol edip, kalp, çene - dudak - damak yapısı gelişimlerini de inceliyor. 28. - 32. hamilelik haftasında yapılan bebeğin gelişimi saptanıyor, iç organlarının durumu inceleniyor ve amniyos sıvısının miktarı ölçülüyor.
İlk 3 aya dikkat!
Hamileliğin ilk 3 ayında anne karnındaki bebekte gelişmeler görülüyor. Henüz gözle bile fark edilmeyen bir hücreden, yepyeni bir canlı oluşuyor. 12. hamilelik haftasında bebeğiniz, 6 - 7.5 cm boylarında ve 15 gr ağırlığında. Kalbi ve diğer organları gelişmeye başlamıştır bile. Minik eller ve ayaklar da şekillenmiş ve hareket halindedir. Artık bebeğiniz sadece 6 ay daha karnınızda gelişecek.
Hamileliğin ilk 3 ayında, anne adayının bedeninde büyük farklılıklar gözlenmiyor. Ancak bebeğin organları bu dönemde gelişmeye başladığından, sağlığınıza iki kat daha fazla özen göstermelisiniz. Bu nedenle eğer kullanıyorsanız, alkol ve sigarayı bırakın. Jinekoloğunuza danışmadan ilaç almayın.
Hamilelikte görülen belirtiler
Belirtiler
Adetin görülmemesi (Hamilelikte)
Sabah bulantılarının olması, bağırsak gazlarının artması(Hamileliğin 2 - 8 haftaları arasında)
Sık sık idrara çıkma(Hamileliğin 6 - 8 haftasından sonra)
Göğüslerin ağrıması ve şişmesi(Hamile kaldıktan birkaç gün sonra)
Göğüslerde ve karın altındaki deride mavi, pembe çizgilerin oluşması (Hamileliğin ilk 3 ayında)
Bazı yiyeceklere karşı aşırı istek duyulması(Hamileliğin ilk 3 ayında)
Göbekten aşağı doğru uzanan çizginin koyulaşması(Hamileliğin 4. - 5. ayında)
[Hamilelikte Kilo Alımı
Hamilelikte kilo alımında belli bir sınırlama var mı?
Çok fazla kilo alınması 1970''li yıllardan önce istenmiyordu. Gebenin fazla kilo almasının gebelik tansiyonuna hatta zor doğumlara yol açacağına inanılıyordu. Bu kuşkular nedeniyle gebelikte kilo alımının tehlikeli olacağı söyleniyordu. Bu nedenle gebenin belli bir rejim uygulaması arzu ediliyordu. 1970''lerden sonra bu eğilim değişti. Kilo alımının bu tür risklere sebebiyet vermeyeceği tıp dünyası tarafından söylendi. Bu söylenilen risklerinin doğru olmadığı bilimsel olarak aydınlandı. Ancak unutulmamalı ki sağlıklı beslenme birincil şart.
Hamile birinin ne kadar kilo alması uygun olarak kabul ediliyor?
Araştırmalar gebenin 300 ekstra kaloriye ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Bunun dışında hamile bayanın ideal olarak ortalama 10 - 12 kilogram alması gerekiyor. Tabii ki bu oran annenin gebe kalmadan önceki kilosuyla da yakından ilgili. Gebelik öncesi ideal kilonun altında olan bayanların daha fazla kilo almaya ihtiyaçları var. Dolayısıyla her gebeyi aynı kategoride değerlendirmek doğru değil. Annenin gebe kalmadan önceki kilosu ve gebelikte aldığı kilo bebeğin ağırlığını direkt olarak etkiliyor.
Annenin aldığı kilo bebeğin ağırlığını ne şekilde etkiliyor?
Örneğin gebelik süresince 9 kilodan az kilo alan kadınların normal seviyede kilo alan gebelere göre 2.3 kez daha fazla oranda düşük kilolu bebek doğurma riskleri var. Ayrıca 1,5 kat daha fazla bebek ölümlerine maruz kalıyorlar. Dolayısıyla gebelikte kilo alımının ideal ölçülerde olması bebeğin normal kiloda doğmasında önemli bir neden. Gebelikte düşük kilo alanların erken doğum yapma riskleri ise çok yüksek.
Gebelikte kilo alımının bebeğin doğum kilosuna etkilerini örneklemeniz mümkün mü?
Evet. Buna göre kütle endeks dediğimiz bir endeks hesap ediyoruz. Annenin boy ve kilosuna göre ideal bir kilo oranı hesap ediliyor. Ona göre bizim anne adaylarını 4 gruba ayırdık. Çok düşük tartısı olanlar, ortada olanlar. biraz fazla olanlar ve aşırı kilolular. Bu grup içerisinde çok düşük ağırlığı olanların bebeklerinin de düşük doğum tartılı olduğu görüldü. Bu kişilerin gebelik süresince aldığı kilonun bebeğin ağırlığı üzerinde çok etkili tespit edildi. Bu açıdan düşük ağırlıklı olanların hamilelikte daha fazla kilo almaları gerekiyor. Ancak aşırı kilolu anne adayların hamilelik süresince aldıkları kilonun bebeğin ağırlığına etki etmediği gözlendi. Tabii ki biz bunları sağlıklı anne adayları için söylüyoruz. Diyabetli bir annenin çocuğu çok şişman doğar ama bunun hamilelikte alınan kilo ile hiç bir alakası yoktur.
Bazen anne aşırı kilo almasına karşın bebeğin düşük kilolu olduğu durumlar yaşanıyor. Bunun nedenleri nedir?
Annenin bebeği beslemesiyle ilgili bir problemi söz konusu olabilir. Annenin yüksek tansiyonu bir damar hastalığı, bebeğin geçirdiği bir enfeksiyon ya da bilinmeyen bir neden bu duruma neden olan faktörler arasında. Annenin rahim içerisinde bebeğin kilo alımını engelleyen bir durum varsa mutlaka doktor kontrolüne alınmalı ve takip edilmeli. Bununla birlikte anne baba minyonsa bebek de genetik kodlama açısından minyon oluyor. Böyle olunca anne adayı40 kilo bile alsa dünyaya gelen bebek düşük kilolu oluyor. Bunun hiçbir sakıncası yok. Sağlıklı olması yeterli.
Anne adayları hamilelik döneminde alınan kiloları veremeyeceğinden endişe ediyorlar. Bu korkularında gerçekten haklılar mı yoksa kiloları vermek mümkün mü?
Gebelik süresince vücutta birtakım değişiklikler oluyor. Vücutta su artışı söz konusu. Normalde 50,60 gram olan rahim büyüyor. Plesanta dediğimiz bebeğin eşiği 500 gram ağırlığında. Bebeğin içinde yaşadığı suyun belli bir ağırlığı var. Sonuçta anne daha doğum yapar yapmaz ortalama 5 kilo kaybetmiş oluyor. Bir de vücuttaki suyun çekilmesi, değişikliklerin loğusalık döneminde düzelmesiyle anne 6 hafta içerisinde kilolarının büyük kısmını veriyor. O yüzden endişeye gerek yok! Tabii ki eski kilosuna bu süreçte dönemeyen anneler de var. Fakat hemen korkmasınlar. Doğum sonrası egzersizler yaparak ve diyetler yardımı ile kilo vermeleri mümkün.
Kilo vermekte güçlük çeken annelerin ne zaman diyete başlamasında yarar var?
Bir noktanın altını özellikle çizmek isterim. Gebelik sonrası, loğusalık döneminde emziren annenin normale göre 500 kalori fazla alması gerekiyor. Bu nedenle "ben artık doğurdum, rejime başlayabilirim." denmemeli. Annenin yine ekstra kaloriye ihtiyacı olduğunu bilmesi şart. Yağ, protein ve karbonhidrat olarak dengeli bir beslenmenin yanı sıra mineral, demir, kalsiyum ve folik asit ihtiyacını ekstradan anneye veriyoruz.
28-11-2006, 12:11 #7ChUcKy's LoVe
... Hamilelikte En Çok Merak Edilen Sorular
Hamilelik bir kadının hayatındaki en özel dönemlerin başında geliyor. Anne olacağı günlerin heyecanını taşıyan kadın aynı zamanda bebeği ile ilgili endişeler de taşıyor.
Tahmini doğum tarihi nasıl hesaplanır?
Gebelik son adet tarihinden itibaren 40 haftadır. Son adet tarihine 7 gün ekleyip 3 ay geri gidildiğinde tahmini doğum tarihi bulunabilir. Son adet tarihi 5 Mart 2001 olan bir hamilenin tahmini doğum tarihi 12 Aralık 2001''dir. Ancak adetleri düzensiz olan hastalarda yumurtlama ve döllenmenin ne zaman olduğunu tahmin etmek zordur. Gebeliğin büyüklüğü ve tahmini doğum tarihi son adet tarihine göre değil de ultrasonografik ölçümlere göre belirlenir.
Bebeğin kalp atışları ilk kez ne zaman duyulur?
Bebeğin ilk kalp atışları 10. - 12. haftalar arasında duyulmaya başlanır. Bebeğinizin kalp atışlarını hekiminiz Doppler cihazı ya da doppler ultrasonografi ile size dinletebilir.
Düşüğün bulguları nelerdir?
Vajinal kanama ve takiben kasıklardaki kramplar düşük habercisi olabilir. Uzun süren kanama ve kramplar çoğunlukla düşükle sonuçlanır. Bu bulgular saptandığında derhal doktorunuza başvurmanız gerekir. İstirahat ve doktorunuzun önereceği ilaçlar düşüğü önleyebilir.
[gebeliğin düşükle sonuçlanması durumunda tekrar düşük yapma ihtimali var mıdır?
Gebeliklerin % 20''si düşükle sonuçlanır. Hamileliğin ilk dönemlerinde görülen düşükler genellikle genetik bozukluklara bağlı olur ve bunların önlenmesi mümkün değildir. Ayrıca bazı enfeksiyonlar, progesteron adı verilen hormonun eksikliği ve bağışıklık sistemindeki bozukluklar da düşüğe neden olabilir. Önceki gebeliği düşükle sonuçlanan kişilere gerekli incelemeler yapılmalı ve hamileler gebelikleri süresince doktor kontrolü altında olmalıdır.
Anne adayının kan grubunun RH negatif olması bir problem yaratır mı?
Kan grubu Rh negatif olan bir kadın kan grubu Rh pozitif olan bir erkek ile evli ise ve RH pozitif bir bebek taşıyorsa kan uyuşmazlığı görülebilir. Kan grubu RH negatif olan bir gebenin kan dolaşımına RH pozitif kan karışırsa bağışıklık sistemi uyarılır ve oluşan antikorlar plasentaya geçer. Varolan gebelikte ve sonraki gebeliklerde bebeğe zarar verir. Bu durumun engellenmesi için gebelere 28. haftada RhoGAM adı verilen immünglobulin preparatı uygulanır. Düşüklerde de sonraki gebeliklerin sağlıklı olabilmesi için RhoGAM uygulanmalıdır.
Hamilelikteki bulantılar ne zaman son bulur?
Gebeliğin 8. haftasında başlayan bulantılar 16. haftaya kadar sürebilir. Gebelikte yükselen beta - HCG hormonuna bağlı oluşan bulantı çoğul gebeliklerde daha çok olur. Sık sık ve az yemek ile önlenebilen bulantılar sağlıklı bir gebeliğin göstergesidir.
Hamilelik döneminde kaç kilo alınması gerekir?
Tüm hamilelik boyunca 8 - 10 kg alınması sağlıklıdır.Bunun ilk üç aya düşen kısmı yaklaşık 2 kilogramdır. Hamileliğin ilk üç ayında fazla kilo alan kadınlar genellikle gebeliğin sonuna dek istenenin üzerinde kilo alırlar.
Hangi laboratuar testleri kesinlikle yapılmalıdır?
Hamilelik döneminde idrar testi, kan grubu tayini, kansızlığın tesbiti için kan sayımı, Hepatit B, Rubella ( kızamıkçık ), sifiliz ( Frengi ) toksoplazma, herpes vb. gibi bazı enfeksiyonları araştıran testler yapılmalıdır.
Adetleri düzensiz olan birinin yaklaşık doğum tarihi nasıl hesaplanır?
Adetleri düzensiz olan anne adaylarında yumurtlama ve döllenmenin ne zaman olduğunu tahmin etmek çok zordur. Gebeliğin büyüklüğü ve tahmini doğum tarihi son adet tarihine göre değil de ultrasonografik ölçümlere göre belirlenir.
İlk ultrasonografi ne zaman yapılmalı?
Beklenen adet günü geçtikten yaklaşık iki hafta sonra gebelik ultrasonografik olarak tespit edilir ve bebeğin gelişimi izlenir.
Doğum kontrol hapı kullanırken hamile kamanın bebeğe bir zararı olur mu?
Doğum kontrol hapları düzenli olarak kullanıldığında gebelik oluşmaz. Çok nadir görülen bu durumda bebek için bazı riskler olsa da yapılan çalışmalar bu gebeliklerin diğer gebeliklere göre daha yüksek oranda anormal bebek doğumu veya düşük ile sonlanmadığını gösteriyor. Ancak gebelik farkedildiği anda doğum kontrol hapı derhal kesilmelidir.
Hamileyken bilgisayar kullanmak zarar verir mi?
Hayır. Ancak belli noktalara dikkat etmeniz gerekir. Bilgisayar kullanırken yayılan ışınlardan etkilenmemek için 40 – 50 cm uzakta oturmak gerekir.
Hamilelik sırasında evde kedi beslemek problem yaratır mı?
Kediler toksoplazma gondi olarak adlandırılan ve toksoplazmozis hastalığına yol açan bir paraziti taşır. Hamilelik döneminde bu parazit alınır ve bebekte enfeksiyon oluşursa; zeka geriliğine, körlüğe ve diğer bazı anormalliklere yol açar. Bu parazit kedi dışkısı ve iyi pişmemiş etler ile bulaşır. Bu parazitle karşılaşılan kişiler genelde enfeksiyonu fark etmeden hafif bir grip gibi atlatırlar. Çiğ etmek yemekten kaçınmak, çiğ etle temas ettikten sonra ağzı ve gözleri ellememek, sebze ve meyveleri çok iyi yıkamak, kedi dışkısı ile temas edileceğinde eldiven kullanmak gibi basit önlemler ile bu enfeksiyondan korunabilir.
Hamilelik sırasında tırnaklara oje sürmek sakıncalı mıdır?
Ojelerde sabitleştirici olarak formaldehid denen kimyasal kullanılır, bu maddenin tırnaklardan emilimi fazla olmaz. Fakat ojenin iyi havalandırılan bir odada sürülmesi önerilir.
Hamilelik sırasında aşı yaptırılabilir mi?
Özellikle hamileliğin ilk üç ayında tüm aşılardan kaçınmak gerekir. Kızamık, kızamıkçık ve kabakulak gibi canlı virüs aşılarından hamile kalmadan üç ay öncesinden itibaren ve hamilelik döneminde kaçınılmalıdır. Ölü bakteri aşıları salgınlarda ve gerekli olduğu zaman yapılabilir. Kuduz riski veya hepatit riski olan durumlarda gebeler aşılanmalıdır. Gelişmekte olan ülkelerde tetanus aşısının uygulanması önerilir.
28 haftalıktan itibaren bazı anne adaylarında süt geliyor. Bu durum normal midir?
Bu gebelikte sık görülen bir durumdur. Memeleri emzirmeye hazırlayan hormonlar doğumdan önce süt salınmasına ve göğüslerden süt gelmesine neden olabilir. Bu ilk önce sadece cinsel ilişki sırasında olabilir. Sıvı beyaz renkli ve temiz görünümlüdür. Kanlı ve koyu renkli akıntılar hemen değerlendirilmelidir. Doğumdan önce göğüslerinden süt gelen gebelerin bu sütü sağmaması gerekir. Çünkü bu işlem erken doğuma neden olabilir.
İkiz Bebek Beklemek Kolay Değil
9 ay boyunca bir bebeği taşımak çok zor, elbette. Hele bir de iki bebek beklemek çok daha zor. Buna bağlı olarak anne adaylarını bekleyen sorunlar değişiyor.
Çoğul gebeliklerin tanımını yapabilir misiniz?
Rahim içinde birden fazla fetüsun oluşması olarak tanımlanabilir. Bunlar tek yumurtanın bir sperm tarafından döllendikten sonra bölünme aşamasında ikiye ayrıldığı tek yumurta ikizleri veya iki ayrı yumurtanın spermle döllenmesi ile oluşan çift yumurta ikizleri şeklinde olabilir. Tek yumurta ikizleri aynı genetik yüklü ve aynı cins olurken çift yumurta ikizleri ayrı veya aynı cinsiyette olabilir.
İkiz gebeliklerin görülme sıklığı nedir? Kimlerde görülme olasılığı vardır?
İkiz gebelikler 85 doğumda bir görülür. Anne ve ya babanın ikiz eşi olma durumunda ikiz gebelik şansı artmaktadır. Tabii ki günümüzde yumurta arttırıcı ilaç kullananlarda veya tüp bebek uygulamalarında çoğul gebelik şansı vardır.
İkiz gebeliklerde anne adayını bekleyen risk faktörleri nelerdir?
İkiz gebeliklerde annenin yükü artmıştır erken gebelik döneminde bulantı ve kusma şikayetleri artmış olup düşük riski de daha fazladır. Kansızlık, gebelik hipertansiyonu , erken doğum tehdidi, erken doğum, doğumda güçlükler gibi riskler anneyi daha fazla tehdit eder.
İkiz gebeliklerde bebeği etkileyen risk faktörleri nelerdir?
Erken doğuma bağlı prematüre riski, ikiz gebeliklerde doğum tartıları tek bebeklere göre daha düşük olur. İkizlerden birinin daha fazla diğerinin daha az beslenme riski, doğumda bilhassa ikinci bebeğin doğumunun yönetimindeki aksilikler gibi riskler mevcuttur.
İkiz gebeliklerde görülen anormal durumlar (örneğin yapışık ikiz vs. ) neden oluşur?
Tek yumurtanın bir sperm tarafından döllendikten sonra bölünme aşamasında ikiye ayrıldığı tek yumurta ikizleri veya iki ayrı yumurtanın spermle döllenmesi ile oluşan çift yumurta ikizleri şeklinde olabilir. Tek yumurtanın bir spermle döllenmesi ve bölünme aşamasında ikiye ayrılması ile oluşan tek yumurta ikizlerinde bu ikiye ayrılma aşması önemlidir, burada geç kalınma yapışık ikiz ihtimalini ortaya çıkartır.
İkiz gebeliklerde doktor muayenesinde dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir
İkiz gebelikler yüksek riskli takibi gereken gebelikleridir. Burada gebenin takibinin düzenli olarak yapılması gerekir. Bu düzenin dışında annenin beslenmesi kansızlığı önleyici ilaç tedavisinin muntazam kullanılması önemlidir. Bilhassa erken doğum tehdidinde yönetim ve doğum yapacağı merkezin bu konudaki deneyim ve yeterliliği önem kazanır.
En uygun doğum şekli nedir?
En uygun doğum şekli anne adayından adayına değişir. Genelleme yapılacaksa çok iri olan bebeklerde. anne çatısı bebekler arası uyumsuzluk varsa , ikinci bebek ilk bebekten daha iri ise., ilk bebek ayak veya makat geliyorsa, annenin sağlık durumu veya bebeklerin anne karnındaki durumu normal doğum için elverişli değilse sezaryen tercih edilir
Hamilelikte Kansızlığa Karşı Önlem Alın
Kansızlık özellikle kadınlarda çok sık rastlanan bir problem. Hamilelik sırasında ise çeşitli risk faktörlerine bağlı olarak görülme ihtimali artıyor. Tıpta anemi olarak adlandırılan bu sorunun anne adaylarının % 50’sinde görülüyor.
Anemi nedir?
Anemi kansızlık demektir. Vücuda gerekli oksijenin taşınması kırmızı hücrelerin içindeki hemoglobin adlı bir protein yolu ile gerçekleşir. Hemoglobin miktarındaki düşme kansızlığa neden olur. Gebelikte hemoglobin değerinin 10.5gr/100 ml olduğu seviye anemi için alt sınırdır.
Hamilelik döneminde kansızlık neden artar?
Anne organizması gebelikte besin maddeleri bakımından giderek artan bir istekle karşı karşıyadır. Beslenme yetersizlikleri kolaylıkla anemiye yol açar. Gebelerin %50 sinde anemiye rastlanabilir.
Hamilelikte görülen aneminin olası nedenleri nedir?
En önemli nedeni demir eksikliğidir. Demir eksikliği anemisinin en sık karşılaşılan sebebi ise yetersiz demir alımıdır. Demir hayvansal gıdalarda ve yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur. Folik asit yetersizliği de anemiye neden olur. Ayrıca vitamin eksikliklerini de anemi nedenleri arasında sayabiliriz.
Risk faktörleri nedir?
Beslenme azlığı veya yanlış beslenme , çoğul gebelikler, birbirini izleyen sık gebelikler,gebelik kanamaları,gebelik bulantı ve kusmaları hamilelik döneminde anemi olma olasılığını arttıran faktörler arasında yer almaktadır.
Belirtileri nedir?
Anemi çok kolay belirti vermez. Bu sebeple pek çok kişi kendisinde kansızlık problemi olduğunun farkında değildir. Ancak bazı önemli belirtiler söz konusudur. Hamilelik döneminde görülen soluk yüz, yorgunluk hissi, iştahsızlık, halsizlik,nefes darlığı, ve ödemler en büyük belirtiler arasında bulunmaktadır.
Nasıl tanı konur?
Aneminin tanısını koymak zor değildir. Tanı koymak için kan sayımı yapılır. Hb değerinin 10.5 gr/100 ml’den küçük, eritrosit sayısı 3.5 milyon’dan küçük, hematokrit 35’den küçük, serum demiri 10.8mmol7l’den küçük ise kansızlık tanısı konur.
Tedavisi nedir?
Aneminin ağırlığı ve gebelik ayına göre tedavi planlanır. Genellikle erken gebelik aylarında ağız yolu ile tedavi tercih 7.aydan sonra gelişen anemilerde enjeksiyon yolu ile tedavi tercih edilebilir.
Hamilelikteki anemi komplikasyonlara neden olur mu?
Demir eksikliği anemisi hamilelikte bazı sorunlara neden olabilir. Bunların en önemlisi erken doğum riskindeki artıştır. Ağır anemi nedeniyle prematüre doğumların 3 misli, fetus ölümlerinin 2 misli , ölü doğumların 6 misli arttığı görülmüştür.
Korunmak için nasıl önlem alınmalıdır?
Gebelerin demir ihtiyacı 1230 gramdır. Bu açıdan ortalama 1010 gr hariçten demir vermek gerekir. İyi beslenmenin yanında demir takviyesi mutlak gereklidir.
Hamilelikte Toksoplazma Enfeksiyonu
Toksoplazmozis hamilelikte düşüklere, ölü ya da sakat doğumlara neden olabilen ve genelde kedilerden bulaştığına inanılan bir enfeksiyon ancak bu enfeksiyon sadece kedilerden bulaşmıyor.
Toksoplazmozis nedir?
Toksoplazmozis Toxoplasma gondii adı verilen parazitin neden olduğu bir enfeksiyondur. İlk kez 1908 yılında Afrikada gondi adı verilen bir tür kemirgende saptanmıştır. Tüm dünyada insanların da dahil olduğu pekçok tür omurgalı canlıda enfeksiyona neden olur. Buna karşılık sadece evcil kedilerin barsağında dişisi ve erkeği bir araya gelerek üreyebilir. Başka bir yerde üremesi mümkün değildir. Bu enfektif parazitler kedinin dışkısı ile dış dünyaya atılır ve buradan diğer canlılara sindirim sistemi yolu ile bulaşır. Bir başka değişle enfeskiyonun insan ya da diğer hayvanlara bulaşabilmesi için ağızlarından girmesi gerekir.
[Toksoplazmozis nasıl bulaşır?
Kediler de bu paraziti enfekte bir hayvanı (fare gibi) çiğ olarak yediklerinde alırlar. Bundan sonta yaklaşık 2 hafta süreyle parazit kedinin barsağında çoğalır. Takip eden dönemde kedinin dışkısı ile dışarıya atılır. Atılan bu parazitlerin bulaşıcı olabilmesi için dış dünyada 24 saat geçirmeleri gerekir. Daha önce bulaşıcılıkları olmaz. Enfekte bir kedi yaklaşık 2-3 hafta süreyle dışkısı ile parazit atar. Bundan sonraki dönemde kedinin dışkısında parazit olmaz. Bir kere toksoplazma enfeksiyonu geçiren kedi bağışıklık kazanır ve daha sonra yeniden enfekte olmayacağı gibi bulaştırıcılık özelliği de taşımaz Benzer bir özellik insanlarda da vardır. Bir kere enfeksiyon geçiren bir kişi bağışıklık kazanır ve daha sonra yeniden hastalanmaz. Sokak kedileri genelde bu enfeksiyonu yaşamlarının çok erken döneminde geçirirler ve bağışıklık kazanırlar. Bu nedenle büyük sokak kedilerinden enfeksiyon bulaşması çok uzak bir olasılıktır.Benzer şekilde çiğ etle beslenmeyen sadece kuru mama yiyen ve sokağa çıkmayan ev kedilerinde ise hastalığın görülmesi olanaksızdır. Kedinin dışkısı ile toprağa atılan ve 24 saat içinde bulaşıcı özellik kazanan parazitler beslenme sırasında (örneğin otlaklarda) sığır, koyun, inek gibi hayvanların sindirim sitemine geçer. Daha sonra buradan kas dokusu içine geçerek hayvanı enfekte eder. Böyle bir hayvanın eti pişirilmeden ya da az pişirilerek bir insan tarafından yendiğinde direkt olarak o insanda da enfeksiyona neden olur. Bir başka bulaşma yolu da toksoplazma bulunan toprakla temas etmiş meyve ve sebzelerin uygun şekilde yıkanmadan yenmesidir.
Görüldüğü gibi toksoplazma insana 3 temel şekilde bulaşabilir.
1-) Enfekte bir kedinin dışıkısı ile temas edip daha sonra bu temasın gerçekleştiği eli yıkamadan ağıza götürmek
2-) Enfekte bir hayvanın etini iyice pişirmeden yemek
3-) Paraziti barındıran bir besin maddesini iyice yıkamadan yemek İnsanlarda bir bulaşma yolu daha vardır:
4-) Enfekte bir anne adayından hamilelik sırasında bebeğine bulaşması
Ne sıklıkta görülür
Tüm dünyada toksoplazmozisin görülme sıklığı konusunda net bir istatistik yoktur. Ancak insanların yaklaşık %25-50'sinin yaşamlarının herhangi bir döneminde parazitle temas ettikleri ve enfekte oldukları tahmin edilmektedir. Ilıman iklimlerde daha fazla görülür. Hastalığın en fazla görüldüğü Fransa'da insanların %65'inin bu enfeksiyonu geçirdiği tahmin edilmektedir.
Belirtileri nelerdir?
Toksoplazma enfeksiyonları erişkinlerde genelde pek belirti vermez. Çoğu zaman doktora gitme gereksinimi doğurmayan hafif bir soğuk algınlığı şeklinde atlatılır. Hafif kas ve eklem ağrıları, halsizlik, yorgunluk, lenf düğümlerinde şişlik gibi belirtiler görülebilir. Belirtiler birkaç hafta ile birkaç ay içinde kendiliğinden geriler. Çok nadiren göz enfeksiyonlarına neden olabilir. Bağışıklık sistemi baskılanmış lösemi, lenfoma, AIDS hastaları ile organ nakli yapılan hastalarda çok daha ağır seyredebilir ve hatta ölümlere neden olabilir.
Tanısı nasıl konur?
Toksoplazmozis kanda bu parazite karşı vücudun bağışıklık sisteminin ürettiği antikorların varlığının saptanması ile konur. Yapılan incelemede toksoplazmaya karşı IgG pozitifliği hastalığın daha önceden geçirildiği ve bağışıklık olduğu anl***** gelir. Böyle bir durumda yeniden toksoplazmaya yakalanmak mümkün değildir. kanda IgM varlığı ise aktif yeni bir enfeksiyon varlığını gösterebilir. Böyle bir durumda tekrarlanan incelemelerde IgM düzeylerinde artış görülmesi ile tanı konur ve tedavi edilir. Hem IgG hem de IgM negatifliğinde hastalık yok ve kişi daha önce bu hastalık ile hiç karşılaşmamış demektir ve toksoplazmaya yakalanmamak için önlemlerin alınması gerekmektedir.
Bebek için riskleri nelerdir?
Hamilelikleri sırasında toksoplazma enfeksiyonuna yakalanan kadınların sadece %30-40'ı bu hastalığı bebeklerine geçirirler. Annedeki enfeksiyonun bebeği de etkileme riski gebelik yaşı ile direkt ilişkilidir. Bu risk gebeliğin son trimesterında daha yüksektir ve %70'le kadar ulaşabilirken bu oran ilk trimester enfeksiyonlarında %15'ler civarındadır. Ancak ilk trimesterda bebeğe enfeksiyon geçme olasılığı düşük olmasına rağmen bebekte yaratacağı zarar daha fazladır. Bir başka deyişle son 3 ayda bebeğe enfeksiyon geçmesi daha kolay ancak zarar yaratma olasılığı son derece düşükken, ilk 3 ayda çok zor geçen enfeksiyon daha ciddi sorunlara neden olmaktadır. Erken dönemde görülen toksoplazma düşük ya da ölü doğumlara neden olabilir. Toksoplazmanın diğer etkileri ise beyin hasarı, beyinde su toplanması (hidrosefali), görme ve işitme bozuklukları, gelişme geriliği, zeka geriliği ve epilepsi gibi sinir sistemi bozukluklarıdır.
Hamilelikte toksoplazma enfeksiyonu saptanırsa ne yapılmalıdır?
Hamilelikte sırasında anne adayında toksoplazma enfeskiyonu saptanması bebekte mutlaka bir sorun olacağı anl***** gelmez. Böyle bir durumda detaylı ultrasonografi ile enfeksiyonun bebekte zarar oluşturup oluşturmadığı aranır. 20. gebelik haftasından sonra ise bebeğin göbek kordonundan kan alınarak (kordosentez) kesin tanı konulabilir. Burada bebek kanında IgM varlığı bebekte enfeksiyon olduğunun kesin belirtisidir.
Tedavi nasıldır?
Hamile olmayan bir kadında toksoplazmanın tedavisi antibiyotik ile yapılır. Hamilelerde ise uygulanan antibiyotiğin bebekte oluşması muhtemel hasarı engelleyip engellemediği açık değildir. Eğer bebekte ciddi sekel saptanır ise tercih edilmesi gereken yöntem gebeliğin sonlandırılmasıdır.
Hamilelikte toksoplazmaya bağışıklık olmadığı saptanırsa ne yapılmalıdır? Böyle bir durumda toksoplazmadan korunma önlemlerine dikkat edilmeli ve belirli aralıklarla kanda toksoplazmaya karşı antikor oluşup oluşmadığı araştırılmalıdır.
Toksoplazmadan korunma yolları nelerdir?
Toksoplazmadan korunmanın en etkili yolu hijyen kurallarına uymaktır
• Ellerinizi sık sık yıkayın.
• Eğer toprak ile uğraşıyorsanız mutlaka eldiven giyin
• Çiğ ya da az pişmiş et yemeyin (salam sucuk vb)
• Çiğ et ile temas ettikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın
• Çiğ et kestiğiniz bıçak ile iyice yıkamadan başka bir madde kesmeyin
• Çiğ et kestiğiniz kesme tahtalarını iyice yıkamadan üzerinde başka bir işlem yapmayın
• Çiğ sebze ve meyveleri mutlaka çok iyi yıkayın
• Tercihen dışarıda yeşil yapraklı salataları yemeyin
• Pastörize edilmemiş süt içmeyin bu tür sütlerden üretilmiş ürünleri kullanmayın
• Evde kedi varsa kumunu siz değiştirmeyin
• Kedinin kumunun 24 saat aralıklarla mutlaka değişmesini sağlayın
• Kedinizi dışarı bırakmayın
• Kedinize çiğ et yedirmeyin
Hamileliğe Özgü Değişiklikler
Gebelik sırasında, fiziksel ve muhtemelen duygusal güçlük yaşanıyor. Bunlar, gebelik sırasında bazı hormonların artışı, vücutta gebelik sırasında oluşan doğal değişiklikler ve gebeliğin duygusal etkileri nedeniyle ortaya çıkıyor
Hamilelikte neden ağrı hissedilir?
Kadınlar gebelikleri sırasında; kaburga, sırt, kasıklar, karın,kalça ve bacaklarda ağrı, sızı ve sancıdan şikayetçi olurlar. Bunlar hormonal etkiler sonucu kan akımının artması, eklem ve bağlarda yumuşama ve gevşeme, ayrıca gelişen bebeğin büyüklüğünün artışı ile vücudun gerilmesi, zorlanması ve vücudun duruş şeklinin değişmesi nedeniyle oluşurlar. Bu ağrı ve sızılar gebelik ilerledikçe ve doğum sonrasında azalır.
Ağrıları kontrol etmek için öneriler nelerdir?
*Sırt ağrısını düzeltmek için omurgalar ve sırtı güçlendirici egzersizler yapın. Gerilme egzersizleri kalça ve bacaklardaki siyatik ağrılarını azaltabilir.
*Ayakta uzun süre kalmayın, - ütü gibi - ayakta yapılacak işlerde yardım isteyin, yapılacak işleri oturarak yapmanın yollarını arayın.
*Masada veya bilgisayar başında çalışıyorsanız, koltuğunuzun yeterince yüksek olmasına özen gösterin ve ayak taburesiyle bacaklarınızı destekleyin. Düzenli aralıklarla kalkıp dolaşın.
*Yürürken, otururken, eğilirken veya bir şey kaldırırken duruşunuzu ayarlayın ve destekleyin. (En iyisi hamilelik sırasında ağır şeyler kaldırmamaktır). Genel olarak sırtınızı düz tutun ve omuzlarınızı düşürmeyin, yere eğilirken dizlerinizi kırarak eğilin. Otururken sırtınızı düz tutan sert bir sandalye tercih edin ve ayak ayak üstüne atar pozisyonda oturmamaya çalışın.
*Kas ve eklemlerinize fazladan yük binmesine sebep olabilecek aşırı kilo alımından kaçının.
* Ağırlığınızın yayılmasını sağlayacak düşük tabanlı rahat ayakkabılar tercih edin. Kaburgalara baskı yapmayan bol giysileri kullanın. Spor kuşaklar sırt problemleri için kullanılabilir.
* Uyurken rahat bir pozisyon bulmaya çalışın. Yan tarafınıza yatıp vücudunuzun bombe kısımlarını, dizler arasını yastıkla desteklemeniz sırt ağrılarınızı azaltabilir.Yastıklarla kendinizi desteklemeniz kaburga ağrılarını da azaltabilir.
*Ilık banyo ile gevşeyin.
*Sıcak veya soğuk kompresler kullanın.
*Eşinizin masaj uygulaması da rahatlatıcı olabilir. Şiddetli ve uzun süren ağrılar için doktorunuza danışın, çünkü bunlar böbrek enfeksiyonları gibi ciddi durumların habercisi olabilir. Hamileliğin ilk iki ayı içinde karında şiddetli ağrı, dış gebeliğin belirtisi olabilirken daha ileri zamanlarda yüksek tansiyon, preeklampsi veya plasentaya bağlı problemlerden kaynaklanabilir.
[Neden bazı yiyeceklerden uzaklaşır?
Erken gebelik haftalarında hormon seviyelerinde değişiklikler, tat ve koku hislerinde yaptığı değişikliklerle, sevdiğiniz gıdalar, içecekler veya parfümlerden hoşlanmama hissi yaratabilir. Bu etkiler hamilelikte oldukça olağandır ve sağlığınız bozulmadıkça bunlar için üzülmemelisiniz. İştah kaybı ve düzenli yemekte zorlandığınızda doktorunuza başvurmalısınız.
Aşermenin nedenleri nedir?
Gebeliğin erken döneminde bilimsel bir temeli olmasa da kendinizi bazı gıdalara veya gıda dışı maddelere daha istekli bulabilirsiniz. Gebelik boyunca aşerme normaldir ve sağlığınızı etkilemedikçe veya pikada olduğu gibi yenilmeyecek maddelere karşı olmadıkça kaygılandırmaz.
Göğüslerdeki rahatsız hissinin nedeni nedir?
Vücudunuz emzirmeye hazırlandığı için gebelik sırasında göğüs bölgesinde rahatsızlık hissi yaşamanız tamamen olağandır. Dolgunluk, ağrı, karıncalanma, duyarlılık ve hassasiyet artışı gibi etkiler söz konusudur. Başlangıçtan itibaren tam uyan bir destekleyici sütyen kullanımı göğüs sıkıntılarının azalmasına yardımcı olur. Sıklıkla gebeliğin ileri döneminde göğüs uçlarından süt gelmesi sebebiyle sütyen içine emici petler koymanız gerekebilir. Eğer göğüs ucundan kanlı akıntı gelirse, doktorunuza başvurmalısınız.
Solunum güçlüğü çekilmesi neden olur?
Gebelik boyunca, bebek büyüdükçe, rahim yukarı diyaframa doğru yer değiştirir ve özellikle egzersiz sırasında nefes darlığı hissedebilirsiniz. Kendinizi zorlamaktan kaçınmanız ve otururken veya uyurken yan tarafınızı desteklemeniz ve solunum egzersizleri yapmanız bu yakınmanızı azaltacaktır. Kadınların çoğu gebeliğin geç döneminde akciğerlerini tam dolduramamaktan yakınır; bu durum sık görülür. Solunum güçlüğü aşırı fiziksel aktiviteden kaynaklanmıyor ve şiddetleniyorsa en yakın zamanda doktorunuza başvurmalısınız.
Kabızlık sorunu niçin olur?
Barsak kaslarını gevşeten ve mide salgılarını azaltan progesterondan dolayı gebelik sırasında kabızlık sık yaşanan bir başka sorundur. Gebeliğin geç döneminde büyüyen rahimin barsaklar üzerine baskısı kabızlığa sebep olabilir. Aşırı zorlama, ıkınma da hemoroid gelişimine sebep olabilir. Günlük posa miktarını artırmak, kurutulmuş meyveler atıştırmak, aşırı şeker içeren gıdalardan kaçınmak, sıvı alımını artırmak, düzenli fiziksel egzersizle kasların tonusunu artırmak, kabızlığı kontrol etmenizi mümkün kılacaktır. Gebelik sırasında şişkinlikten şikayetçi olabilirsiniz. Yürüme, bisiklet ve yüzme gibi fiziksel egzersizlerle bu probleminizi kısmen çözebilirsiniz. Karaman kimyonu, rezene ve melisa yaprakları eski ama yaygınca kullanılan çarelerdir.
Krampların sebebi nedir?
Gebeliğin ileri dönemlerinde, özellikle geceleri ayaklarda, baldır ve bacaklarda kramp sık yaşanan sorunlardır. Krampların sebebi bilinmemekle beraber, sıcak havalarda, egzersiz sırasında veya yüksek topuklu ayakkabılar giydiğinizde daha sık yaşadığınızı farkedebilirsiniz.
Kramplardan şikayetçiyseniz sivri uçlu ayakkabılar giymeyiniz ve çok sıcak havalarda aşırı egzersizden kaçınınız. Bununla birlikte dolaşımı artırmak için düzenli, yumuşak egzersizler yapmak, etkilenen bölgeye sıkıca masaj yapmak veya ovalamak, baldır kaslarını germek için özellikle geceleri yatmadan önce ayakları yukarı doğru tutmak ve alçak topuklu ayakkabılar kullanmak rahatlık sağlayabilir veya krampları önleyebilir. Bu kramplar ağrılı olsa da zarar vermez ve bebek doğduktan sonra kaybolur.
Dişeti sorunlarının nedeni nedir?
Bazı gebeler, hormonal değişiklikler sonucu dokuların yumuşaması ve bazı bölgelerde kanlanmanın artışı nedeniyle diş etlerinde şişme ve kanamadan yakınırlar. Böyle bir şey başınıza geldiğinde diş hekiminizi ziyaret etmelisiniz. Diş hekimliği tedavilerinin gebelik boyunca yapılabileceğini bilmenizde fayda var. Ancak doktorunuza hamile olduğunuzu hatırlatmalısınız. Dişeti iltihapları gibi sorunları önlemek için dişlerinizi tümüyle düzenli olarak fırçalamalı, şekerli yiyecek ve içeceklerden kaçınmalısınız.
Hamilelikte Vitamin Kullanmalı mısınız?
Hamilelik genelde tüm vücut gereksinimlerinin belirli oranlarda artış gösterdiği bir dönemdir. Bu nedenle hamile olan ya da hamile kalmayı planlayan kadınların genelde pekçok vitamini ve minerali birarada içeren preparatları kullanmaları doktorları tarafından öneriliyor.
Doğum öncesi vitamin almak gerekli midir?
Prenatal vitamin desteği olarak adlandırılan bu durum bilimsel çevrelerde hala daha kesin ortak bir karar verilememiş bir konudur. Amerika Birleşik Devletlerinde ilaç ve gıda kullanımını düzenleyen resmi kurum (FDA) ve en büyük bilimsel derneklerden biri olan Amerikan Obstetrisyenler ve Jinekologlar birliği (ACOG) da hamilelikte vitamin kullanımı ile ilgili herhangi bir kılavuz yayınlamamışlardır. Bununla birlikte gerek gelişmiş ülkelerde gerekse ülkemizde hamilelikte kullanıma uygun olan pekçok prenatal vitamin piyasada bulunmaktadır ve pekçok hekim hamilelik sırasında bunların kullanımını önermektedir. Genel kural olarak prenatal vitaminler normalde satılan vitamin preparatlardan daha fazla demir, kalsiyum ve folik asit içerirler. Benzer şekilde aşırı dozlarda alındığında gelişmekte olan bebekte olumsuz etkilere neden olabilecek A vitamini de bu preparatlarda daha az dozlarda bulunur.
Dengeli ve düzenli beslenerek bu vitaminleri sağlamak mümkün değil midir? Gerçekçi olmak gerekirse düzenli ve dengeli beslenen bir kadında hamilelik sırasında tüm vitaminleri dışarıdan vermenin bir gerekliliği yoktur. Dengeli bir beslenme ile hamile bir kadın gerek duyduğu olan tüm vitaminleri almaktadır. Öte yandan bu konuda özel bir çaba sarf edilmedikçe çoğu zaman dengeli ve ideal beslenmek mümkün olamamaktadır. Hatta oldukça özen gösterenlerde bile zaman zaman bazı mineral ve vitaminler daha düşük dozlarda alınabilmektedir.Ayrıca B grubu vitaminler gebeliğe bağlı bulantı ve kusmaların önlenmesinde etkili olmaktadırlar.Gebelik artan kan yapımı nedeni ile demir gereksiniminin arttığı bir dönemdir. Yine gebe bir kadında kalsiyum gereksinimi de fazlalaşmaktadır. Süt ve süt ürünleri ile bu kalsiyum alınabilse de yine de dılarıdan vitaminler ile desteklemekte yarar olabilir. Ayrıca tüm dünyada yaygınlaşan vitamin kullanma çılgınlığı hamile kadınları da etkilemekte ve vitamin kullanmayan kadın durumdan psikolojik olarak olumsuz etkilenebilmektedir.
Her hamile kadın vitamin kullanmalı mıdır?
Eğer sağlıklı, düzgün beslenen ve özel bir risk faktörü olmayan biriyseniz doktorunuz hamileliğiniz sırasında vitamin kullanmanızı önermeyebilir. Ancak prenatal vitaminlerden bağımsız olarak hamile kalmadan 1 ay önce başlamak kaydıyla hamileliğinizin ilk 12 haftası boyunca folik asit kullanmanız gereklidir. Hamileliklerin önemli bir kısmı plansız gerçekleştiğinden korunmayı bırakan kadınların düzenli olarak folik asit kullanmaları önerilmektedir. Hamile kalmadan önce ya da hamileliğinizi başlarında kansızlığınız varsa demir preparatları da kullanmanız uygun olacaktır. Eğer kansızlığınız yoksa demir ilaçlarına başlamak için 28. hafta beklenebilir. Son olarak daha önceden bir sağlık sorunu ya da beslenme problemi olanlar ya da değişik nedenler ile özel diet alanlarda prenatal vitamin desteği şart olabilir. Buna hamileliğinizi takip eden doktorunuz karar verecektir. Yapılan araştırmalarda sağlıklı kadınların hamilelikleri sırasında prenatal vitamin desteği almadıklarında ne kendilerinde ne de bebeklerinde problem görülme riskinde bir artış olmadığı saptanmıştır.Bu nedenle hamilelik sırasında vitamin kullanmamak çok büyük bir problem değildir.
Bir günde iki tablet almak zararlı mıdır?
Birkaç gün süreyle önerilen dozdan daha fazla vitamin almanın bir zararı yoktur ancak bu düzenli hale gelirse özellikle A vitamini tehlikeli olabilir. Eğer özel durumunuz nedeni ile doktorunuz daha fazla demir ya da kalsiyum almanızı önermişse bu maddeleri ayrı ilaçlar şeklinde almanız daha uygun olacaktır.
[Vitamin almayı unutmanın bir sakıncası var mıdır?
Bunun herhangi bir sakıncası yoktur.
28-11-2006, 12:19 #8ChUcKy's LoVe
HAMİLELİKTE BESLENME REHBERİ
Anne Adayının Beslenmesi
Gebelik anne ve bebek açısından beslenme alışkanlıklarının tekrar değerlendirilmesi gereken özel bir dönem. Bu dönemde esas olan damak zevkini değiştirilmesi değil, beslenme alışkanlıklarının yeterli ve dengeli hale getirilmesidir. Gebelik süresince anne adayının 9-13,5 kg arasında kilo alması normal karşılanmaktadır. Gebeliğin değişen haftalarında değişen ihtiyaçlar nedeniyle kilo alımı, ilk üç ayda her ay 1 kg, ikinci ve üçüncü aylarda ise her ay 1-1,5 kg olacak şekilde planlanmalıdır. Annedeki aşırı kilo alımı, annenin ve bebeğin sağlığını tehdit edecek sonuçlar doğurabilmektedir.
İçinizde gelişmekte olan küçük bir varlık vardır, ve onun sağlıklı gelişmesi için ağzınıza koyduğunuz her lokma önemlidir. Amerika Harvard üniversitesinde yapılan bir araştırma, bebeğin sağlığının, annenin hamileliği sırasındaki beslenmeyle nasıl yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Araştırmaya alınan kadınlardan diyeti iyi olanların %95’inin çok sağlıklı bebekleri olurken, diyetine dikkat etmeyenlerin (genellikle abur cubur ve fast food ile beslenenlerin) %8’inin sağlıklı bebekleri, %65’inin ölü doğum, prematüre ve doğuştan kusurları olan bebekleri olmuştur.
Başka çalışmalarda da hamile kadınların yediklerinin veya yemediklerinin bebek üzerine olan etkileri gösterilmiştir. Örneğin döllenmeden hemen önce ve erken hamilelik döneminde folik asit eksikliği, omurilik kanalı kusuru ve damak dudak yarıklığı riskini arttırırken, son üç ayda protein ve kalori eksikliği beyin gelişimini kötü etkiler.Yetersiz ve yalnış besin alımı bebekle ilgili gelişimi geciktirebilir.
Ayrıca beslenme hamileliğin seyrine; rahat geçmesine, doğuma, duygusal duruma ve doğum sonrası iyileşmeye etki eder. İyi beslenen kadınlarda erken doğum daha azdır, özellikle çinko eksikliği prematüre doğum riskini arttırır. Hamileliğiniz boyunca dikkat etmeniz gereken önemli konular şunlardır:
Yediğiniz her lokmaya özen göstermek:
Her yemekte çatalınızı ağzınıza götürmeden önce "bu yediğim bebeğim için iyi mi?" diye bir düşünün, eğer yanıt “evet” ise çiğneyin. Düşkün olduğunuz tatlılardan ve abur cuburlardan uzak durun.
Tüm kaloriler birbirine eşit değildir
150 kalorilik bir tatlı kurabiyedeki kalori, kepekli undan yapılmış, meyve suyu ile tatlandırılmış diyet kurabiyedeki 150 kaloriye eşit değildir. Bu nedenle aldığınız kalorinin miktarının yanı sıra, niteliğinede özen gösterin.
Kendinizi aç bırakırsanız bebeğinizide aç bırakırsınız:
Nasıl bebeğinizi doğduktan sonra aç bırakmayı düşünemiyorsanız, anne karnındayken de bunu yapmamalısınız. Bebeğinizin düzenli aralarla düzenli beslenmeye ihtiyacı vardır. Hiç bir zaman öğün atlamayın. Siz aç olmasanızda
bebeğiniz açtır. Eğer mide yakınmalarınız iştahınızı kapatıyorsa, gereksiniminizi 3 öğün yerine 6 küçük öğün ile karşılayın.
Karbonhidrat alımı:
Hamilelik sırasında kilo almaktan korkan bazı kadınlar karbonhidratları tamamen diyetlerinden çıkarırlar. Saf ve basit karbonhidratların (beyaz ekmek, pirinç, şeker, kek, kurabiye) besin değeri az ama kalorileri çoktur. Saf olmayan karbonhidrat komplekslerinin ise (kepekli ekmek, kahverengi pirinç, kurufasulye, bezelye ve özellikle kabuğu ile pişirilen patates) gerekli B vitaminleri, mineraller, protein ve lifler açısından gerekli olduğu bir gerçektir. Bunlar bulantı ve kabızlığın kontrol altına alınmasında yardımcı olur ve şişmanlatıcı değillerdir.
Tatlılar sorundan başka birşey değillerdir
Hiçbir kalori şekerin verdiği kalori kadar boş değildir. Ayrıca araştırmalar şekerin yalnızca yararsız değil zararlı da olduğunu göstermişlerdir. Şekerin diş çürümesine yol açmasının yanı sıra, şeker ve kalp hastalığı, depresyon ve bazı vakalarda hiperaktivite ile ilişkisinin olduğu düşünülmektedir. Şeker ile ilgili belkide en kötü şey hiçbir besin değeri olmamasıdır. Lezzetli ve besleyici tatlılar için, şeker yerine meyve ve meyve suyu kullanın.
İyi besinlerin nereden geldiği bellidir:
Pişirdiğiniz yiyecekler konserve ve haşlanıp dondurulmuş ise besleyiciliğinin çoğunu kaybetmiştir. Mevsiminde taze sebze ve meyve, eğer bulunmuyorsa taze dondurulmuş olanları tercih edin. Her gün çiğ sebze ve meyve yemeye çalışın. Sebzeleri ya buharda yada az pişmiş hazırlayarak vitamin ve minerallerin korunmasını sağlayın.
Kötü alışkanlıklar iyi bir diyeti sabote edebilir:
Yeryüzündeki en iyi doğum öncesi diyet bile eğer anne alkol, tütün ve benzeri maddelerden uzak durmuyorsa, işe yaramaz. Artık alışkanlıklarınızın değişmesinin tam zamanıdır.
Gebelikte En Yararlı Besinler;
• Süt, yoğurt ve peynir (kalsiyum ve protein içermektedir.)
• Yeşil yapraklı sebzeler (C vitamini, folik asit ve lif içermektedir.)
• Yağsız kırmızı et (Protein ve demir içermektedir.)
• Tavuk eti (protein ve demir içermektedir.)
• Balık eti (kalsiyum, demir, protein içermektedir.)
• Portakal (Cvitamini, lif içermektedir.)
• Kepekli ekmek (protein, lif, folik asit içermektedir.)
Gebelikte En zararlı Besinler;
• Genel olarak tatlı ve şekerlemeler
• Reçeller ve şekerli marmelatlar
• Likörler
• Gazlı ve şekerli içecekler (kola, gazoz vs.)
• Kızartmalar
• Aşırı kahve ve çay
• İki kişilik yemek yemek
HERGÜN ALMANIZ GEREKENLER
KALORİ
Hamilelerin iki kişilik yemek yediği doğrudur.Ama akılda tutulması gereken şey bu iki kişiden birinin günlük gereksinimi ortalama 300 kalori olan küçücük bir bebek olduğudur. Bu nedenle ortalama bir kilonuz varsa hamilelik öncesi kilonuzu korumak için fazladan 300 kaloriye ihtiyacınız vardır. Günde fazladan 300 kalori almak, yemek yemeyi sevenlerin hoşuna gidebilir. Ancak durum böyle değildir, yani bu 300 kalori için diyetinize çekici besinler eklemek yerine örneğin bir bardak süt yerine 4 bardak süt (380 kalori) içmelisiniz. Hamilelik sırasında alınan kalorilerin hesaplanmasına karşın siz bunu yapmak zorunda değilsiniz. Bunun yerine haftada bir gün güvenilir bir tartıda tartılarak ilerlemenizi kontrol edebilirsiniz. Kilo alışınız düzgün artıyorsa (2 ve 3. üç aylarda ortalama haftada yarım kilo almalısınız) doğru miktarda kalori alıyorsunuz demektir.
PROTEİN
Günde 4 porsiyon alınması gerekir. Proteinler insan hücrelerinin yapıtaşı olan aminoasitlerden oluşur. Anne adayının gerekenden az protein alması, tıpkı az kalori alması gibi düşük doğum ağırlıklı bebek doğumuna neden olmaktadır. Bu nedenle hamileler günde en az 65-75 gram protein almalıdır. Yüksek riskli hamileliklerde önerilen miktar 100 gramdır.Balık, et, kuru baklagiller ve süt protein açısından zengin besinler olup gebelikte artan protein ihtiyacını karşılamalıdır. Yağsız kırmızı et, mercimek, yumurta , kaşar peyniri, tavuk, balık yoğurt, yer fıstığı ve az miktarda fıstık ezmesi tercih edilebilir. Hayvansal protein alımında etin yağsız kısmının yenmesine dikkat edilmelidir.
C VİTAMİNLİ BESİNLER
Günde 2 porsiyon alınmalıdır.Sizin ve bebeğinizin doku tamiri,yara iyileşmesi ve çeştli metabolik işlemler için C vitaminine ihtiyacı vardır. Bebeğin ayrıca güçlü kemik ve diş gelişimi ve düzgün gelişmesi için C vitamini gerekir. C vitamini suda eriyen vitaminler grubundadır ve vücutta depo edilmez, bu nedenle hergün alınması gerekmektedir. C vitamininden zengin besinler en iyi taze ve pişirilmemiş halde yenir; ışık, ısı ve havaya maruz kalmakla vitaminlerini kaybederler. Bu vitaminin en iyi kaynağı taze sıkılmış portakal suyudur.Portakal, greyfurt, lahana, brüksel lahanası, patates, çilek, kırmızı ve yeşil biber, domates ve karnabahar bol miktarda C vitamini içermektedir.
[KALSİYUMLU BESİNLER
Günde 4 porsiyon yenmelidirler. Kalsiyum, kasların, kalp ve sinir sisteminin gelişimi, kan pıhtılaşması ve enzim etkinliği için gereklidir. Yeterince kalsiyum almazsanız kaybedecek olan yalnızca bebeğiniz değildir; bedene kalsiyum girişi yetersizse bebeğininizin kafa kemiği için gereken kalsiyum sizin kemiklerinizden karşılanarak sizi ileride osteoporoza aday kılar. Ayrıca son araştırmalar yüksek miktarda kalsiyum alımının hamileliğe bağlı yüksek tansiyonun önlenmesinde yardımcı olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu nedenlerle kalsiyum bakımından zengin besinlerden günde 4 öğün almaya özen gösterin. Eğer günde 4 bardak süt içmek çekici gelmiyorsa, bir kase yoğurt veya bir parça peynir şeklinde alın.
YEŞİL VE SARI SEBZELER, SARI MEYVELER
Günde 3 yada daha fazla porsiyon alınmalıdırlar. Bu besinler beta karoten formunda A vitamini içerirler. A vitamini hücre büyümesi (ki bebeğin hücreleri inanılmaz bir hızla büyümektedir), sağlıklı cilt, kemikler ve gözler için gereklidir. Hatta bazı kanser türlerinide önlemektedir. Yeşil yapraklı sebzeler diğer vitamin, mineraller ve kabızlığı önleyen lifleri de içerirler. A vitamini en fazla havuç, ıspanak, kuru kayısı ve şeftalide bulunur.
TAHIL VE BAKLAGİLLER
Günde 6-11 porsiyon yenmelidirler. Tahıllar (buğday, arpa, çavdar, yulaf, mısır, pirinç ve soya) ve baklagiller (bakla, fasulye, bezelye) bebeğin gelişen bedeni için gereken B vitaminini içerirler. Ayrıca hamilelikte çok önemli olduğu gösterilen çinko, selenyum, magnezyum gibi
minerallerden zengindirler. Yalnız saf tahıl unlarını hesaba katmayın (beyaz undan yapılan ekmek gibi), bunlar vitamin ve minerallerden yoksundurlar.
DEMİR YÖNÜNDEN ZENGİN BESİNLER
Sizin ve gelişen bebeğinizin artan kan hacmi için büyük miktarda demir gerekli olduğundan bu 9 ayda hayatınızın herhangi bir döneminde olmadığı kadar çok demire ihtiyaç duyacaksınız. Demiri mümkün olduğunca diyetinizden sağlamaya çalışın. Demir bakımından zengin besinler kadar C vitamininden zengin besinler yemek de demirin bağırsaklarda emilimini arttıracaktır. Hamilelikte demir ihtiyacını genellikle diyet ile karşılamak zor olduğundan 12. Haftadan itibaren günde 40 mg demir alınmalıdır. Demirin vücuda emilimini arttırmak için genelde C vitamininden zengin bir meyve suyu ile (ama kesinlikle süt veya kahve ile değil) alınması önerilir.
TUZLU BESİNLER
Hamile olsun olmasın fazla miktarda tuz ve tuzlu besinler kimse için iyi değildir. Fazla tuz alımı yüksek tansiyon ile yakından ilişkilidir ve bu da hamilelikte potansiyel olarak çeşitli komplikasyonlara neden olabilir. Genel bir kural olarak yemeklere pişirirken değil sofrada tuz atın, böylece miktarını daha iyi ayarlayabilirsiniz.
SIVILAR
Günde en az 8 bardak alınmalıdır. Nasılki iki kişi için yiyorsanız içmenizde öyle olacaktır. Beden sıvıları hamilelikte arttığı için sıvı ihtiyacınızda artar. Bebeğimde sıvıya gereksinimi vardır; bedeninin büyük kısmı tıpkı sizinki gibi sıvıdan oluşmuştur. Ayrıca sıvı cildinizi yumuşatır ve kabızlığı azaltır. Sıvı alımınızı gün içine yayın ve bir kerede 2 bardaktan fazla almayın.
SİZE ÖRNEK BESİNLER
Proteinli besinler:Aşağıda verdiğimiz her gurup bir porsiyona eşittir ve 18-25 gr protein içerir. Daha öncede önerdiğimiz gibi günde 4 porsiyon yani 75-100 gr protein almalısınız.
1 porsiyon
• 3 su bardağı az yağlı süt
• 1.5 kase az yağlı yoğurt
• 5 yumurta beyazı
• 100gr ton balığı
• 100 gr az yağlı peynir
• 75 gr beyaz tavuk eti
• 100 gr balık
• 100 gr yağsız sığır eti
C vitaminli yiyecekler:Hergün en azından iki porsiyon C vitaminli yiyecek yemelisiniz.Vücudunuz bu vitamini depolayamaz bu nedenle gün atlamayınız. Verdiğimiz listedekilerin herbiri bir porsiyon içindir.
• 2 küçük portakal
• yarım greyfurt
• yarım bardak portakal suyu
• yarım kase çilek
• 1.5 büyük domates
• 1 bardak domates suyu
• 1 kırmızı yada yeşil biber
• üçte iki kase haşlanmış brokoli
• üç kase çiğ ıspanak
Kalsiyum açısından zengin besinler
Bunlardan günde 4 porsiyon yemelisiniz. Yine listedeki her bir besin 1 porsiyona eşittir.
• 250 gr yağsız süt
• 1 bardak lor peyniri
• 1 kase yağsız yoğurt
• 180 gr kalsiyum eklenmiş süt
• 2-3 yemek kaşığı susam
• 1.5 kase brokoli
• 10 adet kuru incir
Yeşil yapraklı ve sarı sebzeler,meyveler
Günde 3 veya daha fazla porsiyona ihtiyacınız vardır.Her biri 1 porsiyonu karşılar.
• 1 dilim kavun(küçük bir kavunun 1/8’I)
• 1 büyük şeftali
• 3/4 kase haşlanmiş brokoli
• 1 çiğ havuç(küçük)
• 8-10 büyük yaprak marul
• 1/4 küçük patates
• yarım tabak çiğ ıspanak
Diğer sebze ve meyveler
Aşağıdakilerden günde en az 2 porsiyon yiyin
• 1 elma
• 6-7 kuşkonmaz
• 1 tabak yeşil fasulye
• 1 küçük muz
• 2/3 tabak bürüksel lahanası
• 2/3 tabak taze kiraz
• 2/3 kase üzüm
• 1 tabak taze mantar
• 1 tabak taze bamya
• 1 orta armut
• 1 orta boy patates
• 1 dilim ananas
Tahıl ve baklagiller
Günde 6-11 porsiyon arasında alın. Yine listedekilerin herbiri bir porsiyona eşittir.
• 1 dilim kepek,çavdar yada yulaf ekmeği
• 1/2 fincan pişirilmiş kahverengi pirinç
• 2 yemek kaşığı pişmiş buğday
• 1/2 tabak bulgur pilavı
• 1/2 tabak yüksek proteinli makarna
• 1 küçük mısır ekmeği
• 1/2 tabak fasulye yada bezelye
Demir bakımından zengin besinler
• sığıreti
• ciğer
• istiridye
• sardalya
• marul,lahana,şalgam
• kabak
• kabuğu ile pişirilmiş patates
• ıspanak
• baklagiller
• soya fasulyesi ve soyalı ürünler
• kurutulmuş meyveler
Hamileler ve Emziren Anneler Yazın Nasıl Beslenmeli?
Yaz mevsiminin gelmesi ve sıcakların artmasıyla birlikte başta hamileler ve emziren anneler olmak üzere herkesin kıştan farklı bir beslenme şeklini benimsemesi gerekiyor.
Yaz aylarında hamilelikte beslenmede dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?
Yaz mevsiminde hamilelerin de beslenmesine dikkat etmeleri gerekiyor. Vücut ağırlığının arttığı, hormonal dengenin değiştiği hamileler normal insanlara göre sıcaklardan daha fazla etkilenirken, sağlıklarını korumaları birinci derecede önem taşıyor. Hamilelik döneminde belirli miktarlarda kilo artışı anne ve bebek sağlığı açısından önemlidir. Bazı hamilelerde hem kendi hem de bebeğin sağlığını riske atacak şekilde kilo artışı görülmektedir. Hamilelik döneminde ne kadar kilo alınırsa alınsın zayıflama diyeti kesinlikle düşünülmemelidir. Bu nedenle de hamilelerin diyet yapmak yerine aldıkları gıdaların miktarına dikkat etmeleri gerekiyor. Hamilelik döneminde anne adayının genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak bir beslenme düzeninin getirilmesi büyük önem taşıyor. Aksi takdirde gebelik döneminde alınan fazla kiloların verilmesi doğum sonrasında önemli sıkıntılara yol açıyor. Özellikle da karın, kalça, bacaklar ve basenlerde biriken kiloların vücuttan uzaklaştırılmasında annenin emzirme durumuna göre, uzman kontrolünde uzun süreli bir diyetin yanı sıra, düzenli spor yapılması gerekiyor.
Hamilelere yazın nasıl beslenmesini önerirsiniz?
• Kalsiyumun zengin kaynağı olan süt, yoğurt ve peynir düzenli tüketilmeli,
• Su tüketimi 10 bardağın altına inmemeli,
• Her gün 1 adet yumurta veya 1 porsiyon etli sebze veya kurubaklagil yemeği yemeye özen göstermeli,
• Kurubaklagil, bulgur karışımı yemekleri, C vitamininden zengin sebze ve meyvelerle birlikte sık yenmeli,
• Taze sebze ve meyve tüketilmeli. Hazır meyva suları, gazoz ve kolalı içecekler yerine taze sıkılmış meyva suları, ayran, bitki çayları, meyvanın kendi tadı ile yapılmış kompostolar, içecek olarak tercih edilmeli. Kilo kontrolü meyvanın kendisi tercih edilmeli
• Salam, sosis, sucuk gibi katkı maddeleri ve aşırı tuz içeren yiyecekler mümkün olduğu kadar yenmemeli,
• Kuru meyveler ve kuruyemişler yoğun enerjileri yanında, demir ve kalsiyum gibi minerallerden zengin olduğu için beslenmede uygun şekilde, alınan kilo kontrol edilerek tüketilmeli,
• Yemeklerde muhakkak iyotlu tuz kullanılmalı, doğal besinler ile yeterli alınmayan iyot, ancak iyotlu tuzun kullanılması ile anne sütünden bebeğe geçer.
• Sebzelerin, makarna ve eriştenin, mercimek, nohut ve kuru fasulyenin haşlama suları dökülmemeli, bu yiyecekler önceden yıkanıp ıslatıldıktan sonra pişirilmeli,
• Yenilen yiyeceklerin besleyici değerini korumak ve özellikle anemiyi (kansızlığı) önlemek açısından yemeklerle birlikte çay, kahve içilmemeli, yemek yedikten 1-2 saat sonra açık olarak içilmeli, içecek olarak ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları tercih edilmeli,
• Pekmez demir minerali içeriğine sahip bir besindir. Şeker yerine tatlı olarak tercih edilmeli , böylece kansızlığa karşı önlem alınmış olur,
• Sigara ve alkol kullanmamalı.
Doğum sonrası annelere tavsiyeleriniz nelerdir?
Hamilelik döneminde alması gerekenin üstünde bir kilo artışıyla karşı karşıya kalan anneler, eski beden ağırlıklarına dönmek için sabırsızlanıyor. Bir yandan da bebeklerine düzenli olarak anne sütü vermeleri gerekiyor. Zayıflama ve süt verme ikilemi de, anneleri bunaltıyor. Bu dönemde bebeğin emzirilmesi hayati önem taşıyor. Çünkü en az 6 ay emzirilen bebeklerin, bağışıklık sisteminin güçleniyor ve hastalıklara karşı korunuyor. Bu nedenle alınan fazla kiloları takıntı haline getirmeden, gerekiyorsa yine bir diyetisyen kontrolünde beslenmek son derece önemli. Böylece hem bilinçsizce diyet uygulamaktan korunmuş olunuyor, hem de sağlıklı beslenerek anne sütünün kesilmemesi sağlanıyor.
Emziren annelerin süt üretimini artırması için yaz aylarında dikkat etmesi gereken noktalar nelerdir? Yaz aylarında emziren annelerin, süt salımını belli bir seviyede tutabilmek için sıvı tüketimini artırması gerekiyor. Günde en az 2-2.5 litre su içilmesi gerekiyor. Ayran ve süt içilmesi emziren annenin kalsiyum seviyesinin artmasını sağlarken, taze sıkılmış meyve suyu vitamin takviyesi yapılmasına imkan veriyor. Emziren annelerin başlıca 5 besin grubundan da dengeli bir şekilde alması gerekiyor. Normal beslenme listesine 500 kalorilik bir ek yapılarak annelerin sağlıklı beslenmesi mümkün oluyor. Annenin bebeğini emzirdiği bu dönemde, vücut hala doğumdan önceki haline dönmeye çalışıyor. İnsan organizması birtakım değişiklikleri kendi doğal döngüsü içinde yapmayı başarıyorsa da, emziren annelerin özen göstermeleri gereken beslenme kuralları bulunuyor.
Emziren anneler yazın nasıl beslenmeli?
• Emziren anneler eski vücut ağırlıklarına dönmek için acele etmemeliler. Bu süre 6 ay ya da daha fazla sürebilir. Emziren annelerin eski formlarına dönmeleri daha kolay olacaktır.
• Gebelik sırasında önerilenden fazla kilo alınmışsa her ay 2 kilo kaybetmek normaldir. Ayda 2 kilodan fazla ağırlık kaybı doğru değildir.
• Lohusalar zayıflama diyeti uygulamamalı. Fakat lokum, şerbet gibi tatlı ve unlu, yağlı ve şekerli kalorisi yüksek besinleri aşırı yememeğe dikkat edilmeli. Bu besinler süt yapımına yardımcı olmaz, sadece kilo alınmasına yardımcı olur. Şekerli gıdalar süt yapmaz ama kilo yapar...Halk arasında süt yapsın diye anneye bol bol şerbet, süt, yulaf, tahin helvası, pekmez, baklava gibi tatlılar yedirilir. Bunların sütü arttırıcı hiç bir etkisi olmaz.
• Sütü arttıran en önemli besin sudur. Günde en az 2-2,5 litre su içilmelidir. Çünkü sütün önemli bir kısmı sudur.
Anne Adayları! Sağlıklı Bebekler İçin Sağlıklı Beslenin
Beslenmek de özenli bir hamilelik sürecinin temel basamağı. Sanılanın aksine fazla yemenin bebeğin gelişimine olumlu bir katkısı yok. Çünkü hamilelikte alınan fazla kilolar, hem anne hem de bebek sağlığını tehdit edebiliyor.
Hamilelikte alınan fazla kiloların zararlı etkileri nelerdir?
Yapılan araştırmalar, fazla kilo alan hamilelerde hipertansiyon ve gebelik diyabeti riski olduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca normal kilodaki hamilelere göre kramp görülme riski de artıyor. Fazla kilolar hamilelik sürecinin yanı sıra hem normal doğumu hem de sezaryen doğumu zorlaştırabiliyor. Üstelik değişik komplikasyonlara da zemin hazırlıyor. Çok ve tek taraflı beslenmekten uzak durup temel besin guruplarından gün içerisinde yeterli ve dengeli almak gerekiyor. Üstelik sanılanın aksine ‘iki kişilik’ yemek de gerekmiyor. Hamilelik sürecinde fazla kilo almayı engellemek için yapılması gereken ilk şey; hangi besinlerden ne kadar tüketeceğinizi öğrenmek...
Hangi anne adayları şişman sayılıyor?
Hamilelik sırasında kilo alımı kaçınılmaz bir durum. Vücut, bebeğinizin sağlıklı gelişimi için olağan üstü değişimler yaşar. Bebeğinizin kilosundan, kan hacminize kadar bir dizi değişim sizin normal kilonuza ortalama olarak 10-12 kilo kadar eklenmesi demektir. Ancak her anne adayının kilo alımının farklı olduğunu da en azından gözlemlerinizle bilirsiniz. Kimisi neredeyse yürüyemeyecek kadar şişmanlarken, kimininse son aylara kadar ‘çekirdek yutmuş’ kadar ince görünür. Bu durumun temel nedeni beslenme şekli de olsa da hamilelik sırasında beslenmenin çeşitli faktörlere bağlı olarak değişkenlik gösteriyor. Anne adayının hamilelik öncesi kilosu ve boyu, yaşı, bebek sayısı, iştahı, metabolik bir hastalığının (diyabet, fenilketonüri vb) olup olmadığı, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, günlük fiziksel aktivitesi kilo alımı için önemli faktörler.
Bir anne adayının hamilelikte fazla kilo alıp almadığı nasıl anlaşılır?
Bir anne adayının hamileyken fazla kilo alıp almadığını anlaması için vücut kilo endeksini ölçmesi yeterli. Vücut Kitle İndeksi; vücut ağırlığının, boyun karesine bölünmesiyle hesaplanıyor. Örneğin: kilosu 70, boyu 1.60 olan bir kişinin, vücut kitle endeksini, 70/ 1.60x1.60 şeklinde ölçmek mümkün. Eğer bu, hesaplamadan çıkan değer, 22 ise ideal, 18-25 arasında ise normal kilo, 25-30 arasındaysa fazla kilolu, 30’un üzerindeyse obez anl***** geliyor. Vücut Kitle İndeksi 26’nın üzerinde çıkan anne adaylarının şeker hastalığı, yüksek tansiyon ve dolaşım bozuklukları açısından risk altında olduğu biliniyor.
Hamilelikte dengeli beslenmede dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?Hamileyken, önerilen tüm temel besin maddelerinden her birinden yeterli ve düzenli olarak almak en ideal beslenme şekli. Proteinler, yağlar, karbonhidratlar, vitaminler ve mineraller olarak tanımlanan temel gıdalardan dengeli bir şekilde almak hamilelik sürecinden dikkat edilecek özelliklerden biri. Ne var ki, pek çoğumuzun da bildiği gibi hamilelik döneminde besin değeri düşük gıdalara olan ilgi artar. Aşerme olarak da adlandırılan durumda, anne adaylarının sürekli yemek istediklerinin başında şekerli ve yağlı besinler gelir. Oysa şekerli ve yağlı gıdaların, besleyici özelliği düşük, kalori oranı yüksektir. Vücut bu gıdaları kolayca depo edebildiğinden şişmanlamanıza neden olur. ‘Vücudun onlara da ihtiyacı var’ cümlesi doğru ancak bu ihtiyacı karşılamanız için pasta, börek, şekerleme yemeniz gerekmiyor. Protein ve vitamin-mineral içerikli gıdaların içinde de yeterli oranda şeker ve yağ bulunduğunu bilmelisiniz. Örneğin, genel olarak 1 gram yağ 9 kalori, 1 gram protein ise 4 kalori verir. Bu nedenle yağ yönünden zengin besinleri; yağlı et ve peynirleri, tereyağı sofranızdan uzak tutmanızda yarar var. Ayrıca gizli yağ içeren kızarmış patates, pasta, hamur işi gibi besinler de uzak durmanız gerekenlerden. Bilmelisiniz ki, fazla alınan yağ ve şekerin ne size ne de bebeğinizin sağlığına hiçbir olumlu katkısı yok. Hamilelik boyunca özellikle vitamin ve mineral içeren sebze ve meyveleri, kalsiyum içeren peynir süt gibi besinleri tüketmeye özen göstermeniz gerekiyor. Dengeli ve düzenli beslenen bir anne adayının, vitamin ve mineral içeren meyve ve sebzeleri bol miktarda alması halinde, takviye amacıyla vitamin hapı kullanımına gerek kalmıyor. Beslenmede her zaman için doğal kaynakları yapay olana tercih etmek önem taşıyor. Yani hazır satılan meyve suları yerine taze meyveleri, sucuk salam sosis gibi işlenmiş etler yerine işlenmemiş taze etleri, vitamin haplarına bağlı kalmak yerine doğal vitamin ve mineralleri içeren taze sebze ve meyveleri, yapay tatlandırıcılar yerine şekeri tercih etmek gerekiyor.
Hamilelikte diyet yapan anneler var. Bunun sakıncaları nedir?
Hamilelik sırasında fazla kilo alan anne adaylarının ilk aklına gelen diyet oluyor. Eğer başvurulan uzman aksi bir öneride bulunmadığı zaman, günlük 2 bin kalorinin altına düşülen bir diyeti uygulamamak gerekiyor. Esnek bir diyet programıyla, özellikle kilo alımına yol açan besin değeri düşük yiyeceklerden uzak durmaya çalışmak en doğru davranış.
Kilo vermek için yapılacak ağır egzersizlerin de kasık ve karın ağrılarına hatta erken doğum ağrıları denen rahim kasılmalarına yol açabileceğini unutmamak gerekiyor.
Şişmanlığın hamilelik sürecine olumsuz etkileri nelerdir?
Hamilelikte fazla kilo alımı, anne ve bebek sağlığını riske sokuyor. Bu riskleri aşağıdaki gibi sıralamak mümkün:
-Yüksek tansiyon riskinin artışı
-Hamilelik sırasında şeker hastalığı riskinin artışı
-Hamilelik sürecinde idrar yolu enfeksiyonu riskinin artışı
-Bebekte doğumsal şekil bozukluğu riskinin artışı
-Fazla kilolu bebek doğurma riskinin artışı
-Sezaryenle doğum riskinin artışı
-Prematür (düşük doğum ağırlıklı) bebek doğurma riskinin ve bebek ölüm riskinin artışı
-Doğum süresinin artışı ve doğum sonrası kanama miktarının artışı
-Doğum sonrasında ciltte dikiş yerlerinde rahim ağzında yara enfeksiyonu, rahim zarında iltihap ve idrar yollarında enfeksiyon riskinin artışı
28-11-2006, 12:27 #9ChUcKy's LoVe
HAMILELIKTE UYGULANAN TESTLER
Doğum Öncesi Tanı Yöntemleri
Kız mı, erkek mi? Büyükanne gibi sarı saçlı mı,büyükbaba gibi yeşil gözlümü olacak? Babanın sesini mi annenin güzelliğini mialacak? En önemliside bebeğim sağlıklı olacak mı? Yakın zamanlara dek bu sorular ancak bebek doğduktan sonracevaplanabilirdi. Bugün ise doğum öncesi tanı yöntemleri ile döllenmedenaltı hafta sonrası gibi erken zamanlarda bile yanıtlanabilmektedir.
Doğum öncesi tanı yöntemleri; çok düşük olan kalıcı riskleri nedeni ile herkese uygun değildir.
Bu yöntemler için en uygun adaylar:
• 35 yaş üstündekiler
• Genetik bir hastalığın taşıyıcısı olanlar yada ailesinde böyle bir hastalık öyküsü olanlar
• Doğumsal sakatlığa yol açtığı bilinen kızamıkçık yada toksoplasmosis gibi bulaşıcı hastalıklara yakalanmış olanlar.
• Gelişmekte olan bebeklerine zararlı olacağından korkulan bazı madde yada maddelerle döllenmeden sonra karşılaşmış olanlar.
• Önceden doğumla sonlanmamış hamilelikleri yada doğum kusurları ile doğmuş bebekleri olanlar.
Şimdi kısaca bu yöntemleri tanıyalım:
AMNİYOSENTEZ
Bebeği çevreleyen amniyon sıvısından örnek alarak bebeğin hücrelerini,olası kimyasal maddeleri ve varsa mikrobik durumu incelemektir.
Uygulandığı durumlar
• Anne 35 yaş üstündedir(bu yöntemin %80-90’ı ileri yaş gebeliklerde down sendromu riskini belirlemek için yapılır.)
• Genetik hastalığı,Down sendromlu bir bebeği olan yada aile öyküsü olan hamileliklerde
• Bebeğin akciğerlerinin olgunluk derecesini belirlemek için(erken doğum yaptırma söz konusu ise)
• Başka tarama testleri anormal sonuç verdiyse (annede serum alfa feto protein, ultrason, östrojen veya HCG tayini)
Amniyosentez ikinci üç ayda genellikle16-18. haftada (en erken 14, en geç 20. haftada) yapılır.25-35 gün içerisinde incelemeler sonuçlanır. Ayrıca hamileliğin son üç ayında akciğerlerin durumunu belirlemek için yapılır.Amniyosentez lokal anestezi eşliğinde ince bir iğne ile karın üzerinden rahme girilerek yapılır.Ultrason eşliğinde az bir miktar amniyon sıvısı alınır.Ultrason bebeği görüp ona zarar vermemeyi sağlar. Bu işlem 30 dakika kadar sürer.Bu işlem çok riskli olmayıp yüz uygulamadan birinde kadınların hafif vajinal kanama veya akıntısı olmaktadır.Akıntı bir iki gün içerisinde duracaktır ancak böyle durumlarda yatak istirahati ve yakın gözlem önerilir.
ULTRASON
Ultrason tekniğinin gelişimi doğum olayını daha kesin bir bilim halinegetirdi. Bu teknik; röntgen ışın tehlikesi olmadan ses dalgalarının iç organlardan geçerken bir ekranda görselleşmesine dayanır.Aygıtın ekranı sayesinde bebeğinizi görebilir ve hatta bir fotoğrafını alabilirsiniz.Tabii o fotorafta bebeğinizi bir uzman yardımı olmadan tanımanız zor olabilir.Ultrason şu durumlarda uygulanır:
•Hamileliğin nasıl gittiğini ve kaçıncı ayında olduğunu belirlemek için
•Bir anormallikle ilgili olarak ortalamadan fazla risk veya merak varsa
•7. Haftadan sonra kesin hamileliği doğrulamak için
•Amniyosentez veya koryonik villus örneklemesi öncesinde bebeğin tam olarak yerini tespit etmek için
•14. haftada Dopler aygıtı ile kalp sesi hala alınamadı ise yada 22. haftada hala bebek hareketleri başlamadıysa bebeğin durumunu belirlemek için
•Amniyon sıvısı miktarını ve plasentanın durumunu belirlemek için
Ultrason 5. haftadan sonra doğuma dek herhangi bir zaman yapılabilir.Karından veya vajinadan yapılabilir. Ağrısız ve risk taşımayan bir işlemdir.Aygıt bebeğin bedeninden geçen ses dalgalarını kayıt eder.
FETOSKOPi
Işık ve mercekle donatılmış dürbüne benzer ince uzun bir araç,karın ve rahimde yapılan ince bir kesi ile amniyon kesesi içine sokulur,görüldüğü yerde bebeğin fotoğrafı çekilir. Aynı zamanda bu araçla bebeğin kan ve doku örnekleri alınabilir ve amniyosentez ile araştırılamayan bir çok hastalığın tanısıkonulabilir. Bununla beraber yüksek riskli bir uygulama olduğundan yaygın kullanılmaz.Hamileliğin 16. haftasından sonra uygulanabilir. %3-%5 bebek kaybına yol açabilir.
ANNEDE SERUM ALFA-FETA-PROTEİN TARAMASI
Bebeğin ürettiği bir madde olan alfa feta proteinin kanda yada serumda yüksekbulunması; spina bifida (omurilik kanal açıklığı) yada anensefali(kafa kemiklerinin olmaması) gibi beyin omurilik kanalı olduğunu gösterir. Anormal derecede düşük olması ise Down sendromu yada başka kromozom kusuru riskinin arttığını düşündürür.Bu yalnızca tarama testidir ve anormal bir sonuç geldiğinde sorunun doğruluğunu kanıtlamak için başka testler gerekir.
Bu test 16-18. haftalarda yapılır. Anneden küçük bir kan örneği alınarak yapılan test bebek ve anne için bir risk taşımaz.Test yalnış pozitif bir sonuç verebilir yani gerçekte sonuç normal iken yüksek yada düşükgelebilir. Buda bize risk olduğunu düşündürebilir. Bu nedenle normal olmayan bir sonuç geldiğinde testin tekrarlanması istenir.
KORYONİK VİLLUS ÖRNEKLEMESİ (KVÖ)
Bebek kaynaklı yapılar olan koryonik villuslardan örnek alınır.Amniyosentezin yapılamadığı erken hamileliklerde faydalıdır.Eğer hamilelikte bir şeyler yolunda gitmiyorsa daha erken tanı ve daha erken kürtaj,anne için daha az travmatik olur. Amniyosentezin bize birşeyler gösterdiği dönem(bu hamileliğin en erken 16. haftasına rastlar) gebelik sonlandırılması için geç bir dönemdir. KVÖ; rahim ağzından yada karından bir iğne ile girilerek yapılmaktadır.10-12. haftalar arasında yapılabilir. Gelişmekte olan bebeğin tam bir genetik yapı tablosunu veren koryonik villüsler bebek kaynaklı yapılardır.
Ancak uygulamanın yapıldığı bazı tıp merkezlerinde bebekte kol ve bacak kusurlarına yol açtığı,ayrıca amniyosentezden daha fazla düşük riskine sahip olduğu bilinmektedir.
[Bebeğin Kordonundan Sıvı Alınması: Amniyosentez
Amniyosentez
35 yaş ve üstü anne adaylarında ve üçlü testte risk saptanan durumlarda amniyosentez yaptırmak gerekiyor.
Hamileliğin başlangıcından, bebeğin ilk kucaklanma sürecine kadar her anne – baba adayı, bebeklerinin sağlığıyla ilgili endişe taşıyor. Günümüzde uygulanan doğum öncesi tanı yöntemleriyle bebekler tehlikeden korunma şansına sahip. Bu yöntemlerden biri de amniyosentez. Bebeğin, anne karnında içinde bulunduğu sıvıdan örnek alınması anl***** gelen amniyosentez, genellikle 35 yaş ve daha üstü anne adaylarında ve üçlü testte risk saptandığı durumlarda, kesin tanı amacıyla kullanılıyor.
Amniyosentez nedir?
En sık kullanılan tanı yöntemlerinin başında gelen amniyosentez, bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü amniyon sıvısından ince bir iğne yardımıyla örnek alınması anl***** geliyor.Bu yöntemde anne adayının karın cildinden girilen bir iğneyle rahme ve buradan da bebeğin içinde yüzdüğü amniyos sıvısına ulaşılır. Amniyos sıvısından az bir miktar, enjektör yardımıyla çekilerek laboratuara gönderilir. Tanı amaçlı amniyosentez genellikle 15. 17. hamilelik haftalarında uygulanır. Daha ileri hamilelik haftalarında uygulanması uygun görülmez” Laboratuar sonuçları ancak 2 – 3 haftada çıkıyor. 24. hamilelik haftasından sonra bebekte kromozom anomalisi saptansa da, hamileliği sonlandırmak mümkün olmadığı için amniyosentezi en geç 20-21. haftada gerçekleştirmek gereklidir.
Neden uygulanır
Amniyosentez ile bebekte kromozom anomalisi olup olmadığına bakılıyor. Toplumda en sık görülen anomalilerden biri olan down sendromu teşhisi, amniyosentez ile konuluyor. Bu uygulamayla, kromozom anomalisi tanısı dışında bazı metobolik hastalıkların tanısı konabiliyor, nöral tüp defektleri için ileri tetkik yapılabiliyor ve anne adayına ait bir hastalık sebebiyle bebeğin erken doğması gerektiğinde akciğerlerinin olgunlaşıp olgunlaşmadığı belirlenebiliyor. Op. Dr. Kır “Günümüzde genetik biliminin gelişmesiyle bebekte sadece belirgin kromozom anomalileri değil, tek gen kusurlarına bağlı hastalıklarının da bir kısmı tespit edilebiliyor.” diyor.
Kimler yaptırmalı?
Amniyosentez 200’de 1 gibi bir oranda düşük riski taşıdığı için rutin olarak her hamile kadına önerilmiyor. Genel olarak amniyosentez önerilmesi gereken durumları şöyle sıralanmaktadir:
İleri anne yaşı ( Doğum anında 35 yaş ve üstü ):
Down sendromu başta olmak üzere bazı genetik hastalıkların görülme riski kadının yaşı ile paralel olarak artış gösteriyor. Bu sebeple ileri anne yaşı en sık amniyosentez önerilen durumların başında geliyor.
Pozitif öykü: Daha önceki gebeliklerde kromozomal bozukluk öyküsü olanlara amniyosentez öneriliyor.
Pozitif tarama testi: Genetik hastalıklar ve anomaliler açısından yüksek risk taşıyan hamilelikleri saptamak amacıyla bazı testler her hamile kadında rutin olarak uygulanıyor. Bu testlerden en sık kullanılan ise üçlü tarama testi. Bu testlerin pozitifi çıkması durumunda, kesin tanıya ulaşmak amacıyla amniyosentez yapılıyor.
Ultrasonografide anomali saptanması:Hamilelik takibi sırasında yapılan rutin ultrason incelemelerinde, anomali saptanması halinde amniyosentez tavsiye ediliyor.
Preimplantasyon Genetik Tanı
Tekrarlayan düşük problemi yaşayan çiftler için yeni bir umut!
Bir düşükten sonra anne adayları “tekrar aynı olay ile karşılaşır mıyım” endişesini taşıyorlar. Zaten 10 gebelikten biri de bu risk ile karşı karşıya kalıyor. Bazı çiftlerde ise bu sorun, birbirini izleyen gebeliklerde tekrar tekrar yaşanarak çiftin ümitleri kırıyor. Bu noktada yeni bir tedavi seçeneği olan preimplantasyon genetik tanı bize yardımcı olabiliyor.
Tekrarlayan düşük, 20. gebelik haftasından önce birbirini takip eden 3 veya daha fazla gebelik kaybının olması durumu olarak tanımlanıyor. Bu problem çiftlerin % 0.5-1’ini etkiliyor. Sorun birçok farklı nedenden kaynaklanabiliyor. Genetik ve hormonal bozukluklar, üreme organlarına örneğin rahime ait yapısal şekil bozuklukları, çevresel faktörler ve bağışıklık sistemine ait bozukluklar belli başlı nedenler arasında yer alıyor. Anne ve baba adayına ait genetik problemler tüm nedenlerin % 5’ini oluşturmaktadır. Bu nedenle tekrarlayan düşükleri olan çiftlerde hem kadın hem de erkeğin kromozom analizinin yapılması gerekmektedir. Son yıllarda elde ettiğimiz veriler tekrarlayan düşükleri olan çiftlerin kendilerinde herhangi bir kromozomal anormallik olmasa bile, oluşturdukları embryolarda beklenenden daha yüksek oranda genetik anormallikler olduğunu göstermektedir. Yani çift genetik açıdan sağlıklı bile olsa gebelikle sonuçlanacak olan embryoları sıklıkla genetik bozukluklar içermekte ve bu yüzden de gebelik oluşsa bile sağlıklı bir şekilde devam etmeyip düşükle sonuçlanmaktadır.
Tekrarlayan düşüklerde genetik tanının önemi
Düşük oranı, bir düşükten sonra yüzde 11,5, iki düşükten sonra yüzde 29.4, üç düşükten sonra yüzde 30 – 45 olarak veriliyor. İstatistikler her düşükten sonra yeni bir düşük olasılığının belirgin olarak arttığını ortaya koyuyor. Bu durumda, düşüğe neden olabilecek diğer etkenler araştırılmış ve herhangi bir neden bulunamamışsa, ya çiftin genetik açıdan sağlıklı bir embryoya rast gelmesini beklemek gerekiyor ya da aynı anda bir çok embryo üretip bunların içinden hangisinin genetik açıdan sağlıklı olduğunu bulmak ve onu çifte transfer ederek sağlıklı bir gebelik elde etmek gerekiyor. İşte bu ikinci seçenek aslında tüp bebek ve preimplantasyon genetik tanı uygulamasını ifade ediyor. Tüp bebek ve preimplantasyon genetik tanı yalnızca gebe kalamayan çiftlerde değil hamile kalıp bunu sağlıklı bir biçimde sonuca ulaştıramayan çiftlerde de etkili oluyor. Bu çiftlerde devam edecek olan bir gebeliği yakalamak için hiçbir şey yapmadan doğal yollarla oluşan bir gebeliği beklemek de bir çözüm olabilir fakat unutmamak gerekir ki kendiliğinden oluşacak gebeliklerin her zaman için düşükle sonuçlanma ihtimali olacaktır ve yaşanan her düşük anne adayını hem ümitsizlik ve karamsarlığa itecek hem de genel sağlığını tehdit eder duruma gelecektir. İşte bu yüzden biz bu çiftlerde hem tanı koymak hem de tedaviyi sağlayıp sağlıklı bir bebeğin doğumuna ulaşmak için tüp bebek tedavisini öneriyoruz. Böylece yumurta gelişimine olanak sağlıyor ve yumurtaların döllenmesinden sonra gelişen embryolardan bir veya iki hücre örneği alarak genetik açıdan sağlıklı olanları seçerek anne adayına transfer ediyoruz. Bu yaklaşımın aslında çiftin tekrarlayan düşüklerinin hem nedenini ortaya koymada hem de bu durumu tedavi etmede etkin bir yaklaşım olduğunu düşünüyoruz.
Genetik tanı, tüp bebek başarı oranını arttırıyor
Preimplantasyon genetik tanı uygulaması kullanılan bir başka hasta grubu ise tekrarlayan başarısız tüp bebek denemeleri olan çiftler. Bu grup hasta için de bir sonraki tüp bebek denemesinde preimplantasyon genetik tanı uygulamasının yapılması sonucu iyileştirebiliyor.Elde ettiğimiz veriler tekrarlayan tüp bebek denemelerinde başarısız kalınan çiftlerin embryolarında beklenenden daha fazla oranda kromozom bozukluklarına rastlanıldığını göstermektedir. Bu nedenle bu çiftlerde embryolar anne rahmine verilmeden önce, genetik açıdan normal olup olmadıkları test edilip normal olan embryolar anne rahmine yerleştirildiğinde gebelik şansı artırılmış oluyor. Preimplantasyon genetik tanı embryoların kromozom bozukluklarını ortaya koyarak sağlıklı embryonun seçimine ve bu da gebelik şansının yükselmesine yol açacaktır.
[Bebeğinizi Doğmadan Görmek
4 boyutlu ultrasonografi ile bebeğinizi doğmadan görmek ister misiniz?
4 boyutlu ultrason cihazıyla anne karnındaki bebeğin görüntüsü vesikalık resim gibi alınabiliyor.Sadece resimle kalmayıp, bebeğinizin o an neler yaptığı da gözleyebilirsiniz. Sağlığı hakkında birçok ipucu elde edebilirsiniz.”
28-11-2006, 12:31 #10ChUcKy's LoVe

Ultrason teknolojisinde son nokta
Gebelik sırasında ultrasonun yeri ve önemi tartışılmaz. Bu alandaki yeni gelişmeler ultrasonun hamilelik sırasında anne ve bebek sağlığı açısından önemini perçinliyor. En son yenilik ise 4 boyutlu ultrason. Bu cihaz ile bebeğin anne karnındayken neler yaptığı izlemek bebeğin anne karnındaki görüntülerinden fotoğraf albümü oluşturmak mümkün.Parmağını emen, esneyen, esnerken ağzını kapatan, ayak parmağını emmeye çalışan, gülümseyen, diğer ikizinin başını okşayan bebeklerini görebilmek ailelere büyük keyif veriyor.”
Anne ve bebek arasında farklı bir köprü kuruluyor
Annenin o andaki heyecanının görülmeye değer olduğu kesindir.Bebek doğduktan sonraki fotoğrafları ile anne karnındaki fotoğrafları karşılaştırıldığında olayın manevi değerinin daha da iyi anlaşıldıği görülmektedir.
Bebeğinizin doğmadan arşivini yapın
4 boyutlu ultrason ile bebeği izlemenin dışında isteğe bağlı CD ye kayıt alınıp daha sonra izlenmesi, saklanarak ileride bebeğe izlettirilmesi de mümkün. Bu teknolojinin daha önceki 3 boyutlu ultrasonlardan farkı bebeği ve hareketlerini anında görebilmeyi ve bunu CD ye kaydederek hoş bir anı olarak saklanmasını sağlaması. Parmak emen, esneyen, esnerken ağzını kapatan, ayak parmağını emmeye çalışan, gülümseyen, kaşlarını çatan, diğer ikizinin başını okşayan bebekleri görebilmek, ailelerle bebek arasında farklı bir duygusal bağ oluşturuyor.
Sağlığı hakkında ipuçları veriyor
Annenin bebeğini doğmadan görebilmesi dışında, '4 Boyutlu Ultrason' yardımıyla dudak-damak yarığı, spina bifida, parmak anomalisi gibi anormalliklerin daha net tespiti mümkün. Cihazın diğer bir fonksiyonu da doppler ile ölçüm yapabilmesidir.Bu sayede de gelişme geriliği, hipertansiyon, çoğul gebelikler, gün geçmesi gibi yüksek riskli gebelikler sağlıklı bir şekilde izlenebiliyor.
11-14 Testini Biliyor musunuz?
Son dönemlerde yaygınlaşmaya başlayan ve 3'lü teste göre bir çok avantajı olan diğer bir test ise 2'li test veya diğer adıyla 11-14 hafta tarama testi.
Günümüzde anne karnındaki bebeklerin sağlıklı olup olmadığına ilişkin çeşitli testler yapılıyor. Özellikle ultrasonografinin bu konudaki katkılarını yadsımamak gerekiyor. Ultrasonografinin devreye girmesiyle anne karnındaki bebeklerin takibinde çığır açıldı. Şekilsel bozuklukların eşlik ettiği doğumsal anormalliklerin birçoğu bu yolla tesbit edilebiliyor. Ancak bazı doğumsal anormallikler, belirgin şekilsel bozukluk yapmamakla birlikte oldukça ağır ve tedavisi mümkün olmayan hastalıklara yol açabilmekte.
Genetik hastalıklar bunların başında geliyor.Toplumda bilinen en yaygın genetik hastalıklar olarak down sendromu adı verilen trisomi 21 veya diğer adıyla mongolizm örnek verilebilir.Bebeğin genetik şifresinde ortaya çıkan bir problemden dolayı bu bebekler hem şekilsel hem zihinsel bir çok özre sahiptirler. Bu hastalığın ve buna benzer başka genetik hastalıkların en kesin tanı yöntemi bebek hücrelerine ulaşıp içlerindeki genetik şifreyi çözmekle mümkün olabilmektedir. Bunun için ya gebeliğin erken dönemlerinde bebeğin eşinden doku alınması (koriyon villus örneklemesi) veya gebeliğin ortalarına yakın bebeğin içinde bulunduğu ortamdan sıvı alması (amniosentez) veya son olarak bebeğin göbek kordonundan kan alınması (kordosentez) gerekmektedir. Bu yöntemlerin hepsinde gebeliği kaybetme olasılığı var.
İşte bu sakıncadan dolayı çeşitli tarama testleri geliştirilmiş. Tarama testlerinin gebenin şahsına ve karnında taşıdığı bebeğe özgü olmasına dikkat edilmesi gerekiyor. Bunun için hem gebeye ait bir takım özel bilgiler (yaş, kilo, varsa önceki gebeliklerindeki özellikler gibi) hem bebeğe ait özel bilgiler (birtakım ölçüler, gebelikten dolayı anne karnında bulunan bazı maddelerin ölçümü gibi) toplanarak bir bilgi paketi oluşturuluyor ve bu bilgi paket özel bir bilgisayar progr***** verilerek söz konusu gebenin devam etmekte olan gebeliğindeki bebeğinin down sendromlu veya başka bir hastalığının olma riski hesaplanıyor. Eğer bu hesaplama sonucu elde edilen risk değeri yüksekse (yukarda anlatılan kesin tanı yöntemlerindeki bebeği kaybetme riskine göre) aileye etraflıca danışmanlık verilerek yukarıda bahsedilen kesin tanı yöntemlerinden uygun olanı uygulanarak kesin sonuca ulaşılmaktadır. Bir başka deyişle önce tüm gebeler taranmakta böylece riski yüksek olanlar tespit edilip kesin tanı testleri uygulanmaktadır.
3’lü tarama testi mi, 11 – 14 testi mi?
Bu testlerin en bilineni 3'lü tarama testi. Ancak son dönemlerde yaygınlaşmaya başlayan ve 3'lü teste göre bir çok avantajı olan diğer bir test ise 2'li test veya diğer adıyla 11-14 hafta tarama testi. 11-14 hafta testi adından da görüleceği gibi 3'lü testten daha önce, yani gebeliğin daha erken dönemlerinde yapılabilmekte (3'lü test 16-20 hafta arası yapılmaktadır). Dr. Uysal "11-14 hafta testinin hastalıkları yakalama olasılığı (yaklaşık %90), yani 3'lü teste (yaklaşık % 60) göre oldukça yüksek" diyor.
11 – 14 testinin özellikleri
11-14 hafta testi sırasında ultrasonografinin önemli bir yeri var.Bu testteki en önemli veri bebeğin ense pilisinin ölçümüdür. Down sendromlu veya başka bir çok genetik hastalıkta olduğu gibi bazı kalp hastalıkları, akciğer hastalıkları, iskelet hastalıklarında bebeğin ense kısmındaki sıvı birikimi artar. bu bölgenin ölçümü milimetrenin onda biri ölçeğinde gerçekleşmekte olup sanılanın aksine zor ve hassas bir işlemdir. Doğru ölçümü yapabilmek için bazen hekim oldukça uzun bir zaman ayırmak zorunda kalabilir. Bebeğin o andaki pozisyonu etrafındaki amnios zarı ve bir çok şey bunu zorlaştırabilir. Ayrıca kullanılan ultrasonografi cihazının da bu ölçümü yapabilmesi gerekir. Bunun dışında bebeğin baş-popo uzunluğunda istenen verilerden biridir. Bahsedilen bilgi paketine eklenecek başka veriler ise anne kanında bulunan ve gebeliğin seyrine göre değişiklikler gösteren iki özel maddenin ölçümüdür. Birincisi anne kanındaki β- hcg düzeyi diğeri papp-a adındaki maddedir. Bu iki maddenin sağlıklı bebek taşıyan gebelerdeki değişim çizgisi ile sağlıksız bebek taşıyan gebelerdeki değişim çizgisi farklı olabilmektedir. Ayrıca anne yaşı, son adet tarihi, annenin kilosu, varsa önceki gebeliklerdeki özellikler, bebeğin kalp atım hızı gibi veriler de ilave edilerek istenen bilgi paketi oluşturulmakta ve özel bilgisayar programı yardımıyla bebeğin sağlığı hakkında bilgi edinilmektedir.
İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan İzafet.com Adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. İzafet.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde İzafet.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve Avukatlarımız size dönüş yapacaktır.

Cevapla