İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz Siz Sorun Biz Cevaplayalım!

Güzel Nasihatlar...

 İslam ve İnsan kategorisinde   Güzel Nasihatlar... konusu , ATEŞ DEYİP GEÇMEYİN " Abdülhamîd Şirvânî " âlim ve velî zâttı. İşi dîne hizmet ve gençlere nasîhattı. Bir gün talebesiyle sohbet ederken ...

Geri Git   İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz > Kültür ve Sanat Dünyası > İslam ve İnsan
Eski 17-06-2007, 06:50   #21 (permalink)
Standart

ATEŞ DEYİP GEÇMEYİN

"Abdülhamîd Şirvânî" âlim ve velî zâttı.
İşi dîne hizmet ve gençlere nasîhattı.

Bir gün talebesiyle sohbet ederken bu zât
Dünyâdan bahsederek şöyle etti nasîhat:

(Kardeşlerim dünyânın bilcümle servetiyle
Hiç bir değeri yoktur indallah zerre bile.

"Sinek kanadı" kadar kıymeti olsa idi
Onlardan kâfirlere bir yudum su vermezdi.

Gerçi bâzı kâfirler zengindir malları çok.
Ama hiç o malların indallah kıymeti yok.

Allah "dünyâ malı"na kıymet vermediğinden
Hiç sevmediklerine veriyor bu nîmetten.

Ama onlar Cennet'ten tam mahrum olacaklar.
Cennetin kokusunu bile duyamıyacaklar.

Kâfirlere verilen o mallar âhirette
Onların azâbını arttıracak elbette.

Müslümân olanlar da malının "Zekâtı
Vermezse âhirette yüklenir azâbını.

Zekâtı verilmiyen o mallar o paralar
Mahşerde "Ateş" olup sâhiplerini yakar.

"Ateş" deyip geçmeyin ona hiç dayanılmaz.
Bir kibrit alevine elinizi tutun az.

Su biraz çok ısınsa abdest alamıyorum.
(Yâ Rabbî bu insanlar nasıl yanar?) diyorum.

Şimdi bâzı insanlar bir parçacık menfaat
Uğruna Cehenneme sürükleniyor heyhât!

Kalpten Dünyâ sevgisi çıkmadıkça velhâsıl
Hakîkî seâdete olamaz kimse vâsıl.

Bu hele bu zamanda çok çetin ve müşkildir.
Bu çok ibâdet ile olacak şey değildir.

Çok oruç tutmak ile ve kılmakla çok namâz
Kalpten "dünyâ sevgisi" yine çıkarılamaz.

Bunu elde etmenin bir yolu var ki şu an
O da bu seâdete bu nîmete kavuşan

Bir "Allah adamı"nı sevip Ona uymaktır.
Kendi aklını atıp Ona tâbi olmaktır.

Çünkü o büyüklerin doğrudur her işleri.
Onlara tâbi olmak kurtarır kişileri.

Zîrâ bir vâsıtaya bindiğinde bir kimse
Ona tâbi olmalı sürücüsü kim ise.

Meselâ bir gemiye binerse biri şâyet
Geminin kaptanına tâbi olur o elbet.

Tâbi olmıyacaksa binmesin gelip buna.
Bindiyse uymalıdır geminin kaptanına.

Eğer müdâhaleye kalkarsa o ahmaktır.
Dînimizin esâsı çünkü tâbi olmaktır.

Hazreti Ebû Bekir kâfirlere dedi ki:
(Mâdem ki O söyledi doğrudur elbette ki.)

"Edeb"in bir târifi "Îtirâz etmemek"tir.
Büyüklerin emrine hemen "Peki" demektir.
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:50   #22 (permalink)
Standart

ADÂLET VE İHSÂN

"Abdülvehhâb-ı Mısrî" hâl ehli bir velî'ydi.
Nasîhati herkese pek çok fâideliydi.

Derdi: (Kulun aynıysa dışı gibi içi de
Rabbimiz buyurur ki: "Gerçek kul budur işte".)

İnsanlara hizmeti vazîfe biliyordu.
(Dünyâda en kârlı iş işte budur) diyordu.

Kimseyi gıybet etmez dinlemezdi de hattâ.
Derdi ki: (Bu korkunç bir hastalıktır âdetâ.)

Son derece sabırlı tevekkül ehliydi pek.
Her dert ve musîbete katlanırdı severek.

Derdi kiİki türlü kula gelir hidâyet.
Kimine "İhsân" olur kimine de "Adâlet".

Bir kimse duâ edip dese ki: (Yâ ilâhî!
Îmân ve hidâyete kavuştur beni dahî.)

Onun hüsnü niyetle yaptığı bu duâyla
O kulu hidâyete erdirir Hak teâlâ.

İnsan bütün ömrünce istese bunu bir an
Ölmeden o kimseye nasîb olur bu "îmân".

İşte duâ edip de hidâyete kavuşmak
"Adâlet-i ilâhî" sâyesindedir ancak.

Bâzı kimseler dahî vardır ki bu dünyâda
"Îmâna gelmek" için bulunmaz bir duâda.

Haberi bile yoktur îmândan hidâyetten.
Lâkin seçip kurtarır Allah onu o dert'ten.

Yâni ona tanıtır Sevdiği bir kulunu.
Onun vâsıtasıyla kendine çeker onu.

Bu da hak teâlânın "İhsânı"dır ki elbet
Dünyâda olmaz artık bundan büyük bir nîmet.

Bir "Allah adamı"nı tanımadan bir kimse
Yüz sene hiç durmadan ibâdet hizmet etse

Yine de kayabilir ayağı o kişinin.
Çünkü tasarrufunda değildir bir mürşid'in.

Mürşidi olmıyanın îmânı bu devirde
Yüzen "Tahta parçası" gibidir bir nehirde.

Dalgalar tesiriyle bir batar sonra çıkar.
Her an bir tehlikeye olabilir o dûçâr.

Rehberi olanların îmânına gelince
"Kaya" gibi muhkem ve sağlam olur bir nice.

Yâni hakîkî rehber olmadan bir şey olmaz.
İnsanlar âhirette azâbtan kurtulamaz.

Peygamber olmayınca nasıl ki din olmazsa
Onun vârisleri de öyledirler hülâsa.

Lâkin mürşid geçinen sahte şeyhler dahî var.
Bu gibiler din değil "Dünyâ adamı"dırlar.

Onların olmaması olmasından iyidir.
Çünkü onlar Yol kesen eşkıyâlar gibidir.

Eşkıyâ insanların alır yalnız malını.
Bunlar ise çalarlar dînini îmânını.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:50   #23 (permalink)
Standart

KENDİNİZİ SEVMEYİN

"Ziyâeddîn Nurşînî" âlim ve evliyâdır.
Gençlere çok kıymetli nasîhatleri vardır.

O bir gün buyurdu ki: (Yolumuzun esâsı
Aslâ terk etmemektir büyüklerle temâsı.

Bir "Rehber"e kavuşmak en büyük bir nîmettir.
Sonra yapılacak iş Ona teslîmiyettir.

Yâni kendine değil o zâta tam uyarak
Huzûra kavuşmaktır hem de sonsuz olarak.

Velhâsıl râhat huzûr ortada durmaktadır.
Kavuşmanın yolu da bir rehbere uymaktır.

Kim aklını terk edip tam uyarsa "Rehber"e
Kavuşur o sâyede sonsuz seâdetlere.

Kim de hocası varken "Nefsi"ne uysa eğer
Eksik olmaz başından üzüntü gam ve keder.

Bir hakîkî rehbere olan teslîmiyeti
Nisbetinde her insan kazanır seâdeti.

Eshâb teslim oldular Allah'ın Habîbine.
Yükseldiler Cennetin en yüksek mevkîine.

Kureyş kâfirleriyse Ona inanmadılar.
Yalnız "baş gözü" ile bakarak aldandılar.

Meselâ dediler ki: (Bu nasıl peygamberdir?
Görüştüğü kimseler fakir ve kölelerdir.

Sırtında bir hırka var dolaşır yalın ayak.
Hiç yoktur Onu bizden ayıran mühim bir fark.)

Eshâbı kirâm ise Ona Peygamber diye
Bakarak ulaştılar rızâ-i ilâhîye.

Öyle yükseldiler ki bu sevgiyle o zevât
Onlar namâz kılsalar meselâ iki rekât

Gayrinin ömür boyu yaptığı ibâdetten
Daha kıymetli olur indallah bu sebepten.

"Dünyâ" ile "Âhiret" zıttır birbirlerine.
Birini kalbe koysan yer kalmaz diğerine.

İki zıt şey bir anda bir yerde bulunamaz.
Birisi varsa eğer öteki gider durmaz.

Kim Doğuya yaklaşsa Batıdan uzaklaşır.
Dünyâ'dan uzaklaşan âhiret'e yaklaşır.

Dünyâya yaklaşırsan kendini çok seversin.
Kendini sevince de gayriyi sevemezsin.

Aksine sen kendini sevmez isen hiç eğer
Herkesi seversin ve herkes de seni sever.

İki zıt şey bir yerde bulunamazlar elbet.
Ya Allah'ın sevgisi ya da nefse muhabbet.

"Allah sevgisi" varsa bulunmaz ötekiler.
Ötekiler var ise Allah sevgisi gider.

Kalplerin saf ve temiz olması lâzım gelir.
Bu da Hak dostlarına olan sevgi iledir.

Hak teâlâ Kur'ânda buyurur ki meâlen:
(Dostlar ile berâber olun mütemâdiyen.)

O Allah adamları öyle kişilerdir ki
Yanlarında olanlar olmazlar fâsık şakî.
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:50   #24 (permalink)
Standart

PEKİ DİYEN KAZANIR

"Seyyid Fehîm Arvâsî" hâl ehli bir kişiydi.
"İslâma hizmet" etmek en mühim tek işiydi.

O bir gün buyurdu ki: (Olmayın îtirâzcı.
Dâimâ "Peki" deyin olsa da biraz acı.

Zîrâ "Peki" demekle Eshâb Resûlullah'a
Çok yakın ve sevgili olmuşlardı Allah'a.

Hazreti Ebû Bekir mîrâcı işitince
Hiç îtirâz etmeyip tasdîk etti hemence.

"Tamam!" dediği için o gün Resûlullah'a
"Sıddîk" lakabı ile yükseldi bir kat daha.

İmâm-ı Rabbânî de "Hac" için Hindistân'dan
Bâzı talebesiyle yola çıktı bir zaman.

Henüz "Bâkî Billâh"ı tanımıyordu fakat
Yok idi o devirde Onun gibi âlim zât.

Zâhirî ilimlerin vâkıf olup hepsine
Ders verirdi yüzlerce ilim talebesine.

İşte o yolculukta birisi talebenin
Huzûruna gelerek İmâm-ı Rabbânî'nin

Arz etti ki: (Efendim benim bir hocam vardır.
Filân yerde oturur adı Bâkî Billâh'tır.

Berâber gidelim mi Onun ziyâretine?)
İmâm "Peki" buyurdu onun bu teklîfine.

Tevâzû buyurarak kırmadı o gün onu.
Onun hatırı için değiştirdi yolunu.

İmâm-ı Rabbânîyi görünce Bâkî Billâh
Dedi ki: (Aradığım budur elhamdülillah.)

Zîrâ hep bekliyordu Serhend'den bir "Yiğid"i.
Beklediği o yiğit "İmâm-ı Rabbânî"ydi.

Bâkî Billâh İmâm'a etti ki şöyle niyâz:
(Bizim misâfirimiz olmaz mısınız biraz?)

İmâm bu teklîfe de îtirâz etmiyerek
Hemen kabûl eyledi yine "Peki" diyerek.

İki gün sohbet edip buyurdu ki bu defâ:
(İsterseniz gidiniz siz artık Beytullaha.)

Lâkin hazreti İmâm olmuştu Ona âşık.
Çünkü aradığını bulmuştu Onda artık.

Dedi ki: (Biz Kâbeye gidecektik velâkin
Burada sâhibini buluverdik Kâbenin.)

O huzûrda İki ay kalarak en nihâyet
O mürşid-i kâmilden aldı mutlak icâzet.

Yine o buyurdu ki: (Bu günden tezi yoktur
İslâma bel bağlayıp bulmalı râhat huzûr.

Bu günden yapmalı ki çok ibâdet ve tâat
Zîrâ hiç beli olmaz bitebilir bu hayât.

Pişmân olmamak için âhirete gidince
Öğrenmek lâzım gelir dînini ince ince.

İlim de öğrenilir sırf "Amel etmek" için.
Bir de "İhlâs" gerektir esâsı budur işin.

Yâni islâmiyette üç temel esas vardır.
Bunlar İlim ve Amel üçüncüsü İhlâstır.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:50   #25 (permalink)
Standart

CÖMERT OLUN!

"Abdülhakîm Arvâsî" büyük bir evliyâdır.
Kalplere tesir eden nasîhatleri vardır.

Onu gören kimseyi kaplardı neşe sevinç.
Yüzünden tebessümü noksan olmaz idi hiç.

O bir gün buyurdu ki: ("Dünyâ" küçük ve dardır.
Bunun için burada sıkıntı darlık vardır.

Her kim sıkılıyorsa Dünyâ işleri için
Demek kalbi dünyâya dönüktür o kişinin.

Âhirete dönerse bulur râhat ve huzûr.
Zîrâ ona giden yol geniş hattâ sonsuzdur.

Kavgalar dar yerlerde gelirler hep meydana.
Zîrâ herkes kendini çıkarır ön plâna.

Herkes menfaatini kayırır haset eder.
Herkes (Dünyâ malına ben sâhip olayım) der.

Az malı çok kimseler edince böyle talep
Dünyâ sıkıntısının menşei de budur hep.

"Alma"yı düşünenin sıkıntısı çok olur.
Veren ise dâimâ bulur râhat ve huzûr.

Hem "Vermek" üzerine kurulmuştur dînimiz.
Veren el alan elden hep üstündür ve azîz.)

Bir gün Ona sordular: (Efendim neden acep
Hakîkî müslümânlar güleryüzlü olur hep?)

Buyurdu: (Güler yüzlü olur mü'min esâsen.
Zîrâ mü'min olmanın şiârı budur zâten.

Zîrâ hâlis müslümân "Ölümü unutmaz hiç.
Ölüm'ü çok anmak da verir neş'e ve sevinç.

Çünkü Ölüm başıdır sonsuz bir yolculuğun.
Hazırlanmak lâzımdır bu sefere çok yoğun.

İnsan dünyâda bile çıksa bir kısa yola
Bir kaç gün evvelinden koyulur hazırlığa.

Ölüm seferininse değildir günü belli.
Zîrâ hep âni gelir insanların eceli.

İşte bu yolculuğu çok düşünen bir insan
Yapar hazırlığını gelmeden henüz o an.

Bu dünyâ "Hayâl" olup gâyet kısa zamandır.
Sonsuz'a nisbet ile ömür sanki bir an" dır.

Bunun da çoğu gitti azı kaldı geriye.
Kavuşmaya bakmalı rızâ-i ilâhîye.

Ölüm uyandırmadan uyanalım ki şu an
Yoksa mahşer gününde oluruz gâyet pişmân.)

Bir gün de buyurdu ki: (Kardeşlerim faraza
Cemiyet bir "Beden"dir fertler de birer "Âzâ".

Birinin ayağına batsa ufak bir diken
Onun acısı ile sızlanır bütün beden.

Vücûdun neresinde olsa bir dert ve maraz
Onun sıkıntısıyla insan râhat olamaz.

İşte bir memleketin fertleri de böyledir.
Birisi hasta olsa hepsi üzüntüdedir.

Bunun için herkese davranın güzel iyi.
Herkesle hoş geçinip üzmeyin hiç kimseyi.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bookmarks
Etiketler
nasihatlarnasgüzel nasihatlarabdülhakim arvasi nasihatlargüzelnasihatlaren guzel nasihatlaröfkeyi yenmek ile güzel hikayelergonul guzel buldugunu mu sever sevdıgını mı guzel bulurkalbi kırık olanlara nasihatlarsıbgatullah"NASİHATLAR"sms nasihatlargüzel nasnasinasihatla

Konu araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Bir insan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? StOrM Forum Anketi 9 19-05-2009 18:41
Bir insan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? Hellboy06 Aşk & Sevgi 15 02-09-2008 15:07
Kızlarımıza Nasîhatlar Egeus İslam ve İnsan 0 01-11-2007 01:56
İnsan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? cob666_dennis Forum Anketi 2 11-07-2007 14:01
Can Dündar’dan Güzel Bir Hikaye...Haftaya güzel başlıyalım...=>> YuCuPh Hayatın İçinden 0 30-06-2007 03:43


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 05:58 .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0