İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz  

Geri Git   İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz > Kültür ve Sanat Dünyası > İslam ve İnsan

Yeni Konu Aç Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 17-06-2007, 06:50   #26 (permalink)
Standart

DUÂ ALMAYA BAKIN!

"Şemseddîn-i İznîkî", hâl ehli bir velî'ydi.
"Büyük insan" olduğu, her hâlinden belliydi.

O, bir gün buyurdu ki: (Bakın duâ almaya.
İnsan, duâ alarak yakın olur Allah'a.

Evliyâ-yı kirâmdan, Ubeydullah-ı Ahrâr,
Çok duâ istemeyi, etmişti âdet, şiâr.

Buğday satın almıştı, bir gün de bir kimseden.
Ayrılıp gitti sonra, hiç duâ istemeden.

Üç günlük bir mesâfe gitmişti ki O fakat,
Duâ almadığını hâtırladı o sâat.

Dedi: (Eyvâh, ben ondan duâ talep etmedim.
Onun duâsındaydı belki de seâdetim.)

Üç günlük mesâfeden, geriye döndü yine.
Geldi buğday aldığı o köylünün evine.

Köylü onu görünce, suâl etti pür-telâş:
(Yoksa bozuk mu çıktı buğdaylar ey arkadaş?)

Dedi ki: (Hayır hayır, iyi çıktı buğdaylar.
Ve lâkin istemeyi unuttuğum bir şey var.)

(Nedir?) diye sorunca, dedi ki: (Birâderim!
Ben, gördüğüm herkesten, duâ talep ederim.

Lâkin senin duânı, unuttum istemeyi.
Yolda hâtırladım da, bu yüzden döndüm geri.)

Köylü, hayret içinde dedi: (Yâni şimdi sen,
Yalnız bunun için mi geldin hiç üşenmeden?)

(Evet, sırf bunun için geldim) dedi o Hazret.
Köylünün şaşkınlığı, fazlalaştı begâyet.

Ellerini kaldırıp, dedi ki: (Yâ ilâhî!
Aç bunun kalp gözünü, velî olsun bu dahî.)

Ânında kabûl oldu, onun bu hâlis sözü.
Hâce Ubeydullahın açıldı gönül gözü.

Yine bir defâsında buyurdu: (Hayâ, edeb,
Hayâtın her ânında, lâzımdır insana hep.

Herhangi bir mü'mini görürseniz siz eğer,
Mütevâzı davranıp, verin kıymet ve değer.

Zîrâ hiç belli olmaz, o gördüğün, kim bilir,
Allah'ın çok sevdiği bir Velî olabilir.

Vaktiyle bir talebe, yürürken yolda bir gün,
Öteden geldiğini farketti bir büyüğün.

Durdu ve edebinden, yol verdi ihtiyâra.
O öne geçsin diye, çekildi az kenara.

Lâkin o Yaşlı zât da durdu ve dedi: (Ey genç!
Ne için yürümezsin, yol senin, önce sen geç.)

Çocuk çok edebliydi, dedi ki: (Ey efendim!
Ben sizin önünüze nasıl geçebilirim?

Siz yaşlı amcasınız, ben ise bir talebe.
Önünüzden yürümek yakışır mı edebe?)

Evliyâdan bir zâtmış meğerse o ihtiyâr.
Dönüp, o talebeye eyledi tek bir nazar.

O nazarla, çocuğa bir hâl oldu o anda.
Kalp gözü açılarak, evliyâ oldu o da.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:50   #27 (permalink)
Standart

İŞ KALPTEDİR

"Hacı Fehmi Efendi", âlim ve velî bir zât.
Kullara hizmet için, ederdi çok nasîhat.

İlim, hikmet saçardı konuştukça lisânı.
Küfürden hidâyete çıkardı çok insanı.

Bir gün, sevdiklerine buyurdu: (İş kalptedir.
Onu temizlemek de, ancak Sohbet iledir.

Sohbet, bir an da olsa, Hak dostu bir velî'yle,
Berâber bulunmaktır, konuşulmasa bile.

Evliyâ-yı kirâmdan, Behâeddîn Buhârî,
Vardı ki, ziyârete gelmişti Ona biri.

Baktı ki konuşmuyor, bekledi yarım saat.
Lâkin konuşmuyordu yine o mübârek zât.

En son dayanamayıp, dedi ki: (Ey efendim!
Bir şeyler söyleyin de, istifâde edelim.)

O zaman büyük velî, başını kaldırarak,
Ona şöyle buyurdu hemen cevap olarak:

(Bizim sükûtumuzdan bir şey anlamadıysan,
Kelâmımızdan dahî anlamazsın ey insan!)

Yüzüne bakmak bile, ibâdettir mü'minin.
Çünkü onun kalbinde, "Îmân" var, bunun için.

Peygamber-i zîşân'ın kalbinden çıkan Nûrlar,
Kalpten kalbe akarak, geldi bu güne kadar.

Su, nasıl ki boruyla gelir ise barajdan,
Bu Nûr da, kalpten kalbe, akıp gelir her zaman.

Eğer nasîb olmazsa bu nûrlar bir kişiye,
Kavuşmamış sayılır zâten o hiçbir şeye.

Velhâsıl şu iki şart, her kimde varsa eğer,
Resûlullah'tan gelen bu Nûra, o da erer.

Şartlardan birincisi şudur ki: "Bu nûrların,
Kalbinde olduğuna, inanmaktır bir zâtın."

İkincisi, "Sevmektir o velîyi ihlâsla.
Hiç şüphe etmemektir, bu ikisinde aslâ".

Her kimde bu iki şart mevcut ise eğer ki,
Onun dahî kalbine, nûr akar elbette ki.)

Bir gün de buyurdu ki: (Olun hep mütevazi.
Siz tevâzû ettikçe, yükseltir Allah sizi.

Kibirli olanları, ne kul sever, ne Allah.
Kendisini sâdece, kendi sever mâzallah.

Kendini bir Kâfirden, hattâ Uyuz köpekten,
Üstün gören, Allah'a kavuşamaz katiyyen.

Hadîste buyuruldu: (İnsanların fenâsı,
Zor olandır yanına biraz yaklaşılması.)

Eğer korkuluyorsa, varmak için yanına,
Bir felâket olarak, kâfi gelir bu ona.

Siz öyle davranın ki, kaçmasın kimse sizden.
Emîn olsun insanlar, hem el ve dilinizden.

Desinler: (Gidelim de, filânın yanına biz,
İçimiz açılsın ve ferahlasın kalbimiz.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:51   #28 (permalink)
Standart

BÜYÜKLERİ TANIMAK

"Ahmet Sait Fârûkî", evliyâ bir zât idi.
Her hâli, insanlara, birer nasîhat idi.

Var idi kendisinde iyi huy, güzel ahlâk.
Şefkatli davranırdı O herkese muhakkak.

Her ne zaman bir sohbet etse idi O halka,
Ölüm ve Âhiretten, bahsederdi mutlaka.

Bir gün de buyurdu ki: (Gidilirken bir yere,
İhtiyaç duyulursa nasıl ki bir rehbere,

Allah'a kavuşturan, bu din yolunda da hem,
Yolu bilen bir "Rehber" lâzımdır, hem de elzem.

Bu din, "Sorup öğrenmek ve iş yapmak" dînidir.
İnsan yalnız kalırsa, bu, çok tehlikelidir.

İnsana dost lâzımdır, olsa da bir tek kişi.
Yoksa, Kitap okumak olmalı onun işi.

Kendi aklına göre giderse eğer insan,
Arkadaşı Şeytândır ve sonu olur hüsrân.)

Bir gün de buyurdu ki: (Hak teâlâ, insanda,
"İki korku"yu birden, cem etmez bir arada.

Yâni kim, bu dünyâda korkar ise Allah'tan,
Korkmaz o âhirette Cehennemden, azâbtan.

Dünyâda korkmayan da, çok korkar âhirette.
Zîrâ o kimse için, azâb vardır elbette.

"Korkma"nın menşeinde, vardır gizli "Muhabbet".
İnsan, çok sevdiğinden çekinir, korkar elbet.

Allah korkusunun da temelinde bu vardır.
Bu sevgi çoğaldıkça, korku dahî çoğalır.

Kulda, böyle korkunun hâsıl olması için,
Mütevâzı olması lâzım gelir kişinin.

Kibirli insanları, Rabbimiz sevmez elbet.
Sevmediğine ise, vermez muvaffakıyyet.

Gayriyi beğenmiyen, çok âdi birisidir.
Şeytân huylu ve hattâ şeytânın kendisidir.

Şeytân, Âdem Nebî'ye karşı kibrettiğinden,
Kovuldu, tard olundu huzûr-u ilâhî'den.)

Yine O buyurdu ki evinde bir sohbette:
(Eğer niyet hayırsa, hayırdır âkıbet de.

Hak teâlâ bir kula, eder ise muhabbet,
Sevdiği bir kulunu, tanıtır ona elbet.

Gösterir demiyorum, "Tanıtır", çok sevdirir.
"Görmek" ile "Tanımak", zîrâ ayrı şeylerdir.

Her kime tanıtırsa Allah böyle birini,
Ona vermiş demektir her türlü nîmetini.

Nasıl Resûlullah'ı çok sevdi sahâbîler,
Verdi Allah onlara, çok ulvî dereceler.

Çok yüksek olsa bile, başı bir evliyânın,
Ayağı altındadır sahâbe-i kirâmın.

Onları tanımakla, tanımayıp sevmemek,
Arasında, çok büyük fark vardır, bilmek gerek.

"Gözü açık" olanla, "Âmâ olan" gibidir.
Onları tanıyan ve seven çok tâlihlidir.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:51   #29 (permalink)
Standart

EN BÜYÜK RÜTBE

"Selâhaddîn Konevî", büyük âlim ve velî.
Sohbeti, herkes için olurdu fâideli.

O bir gün buyurdu ki: (Biz çok seviniyoruz.
İslâm âlimlerini zîrâ çok seviyoruz.

Eğer bu büyükleri tanımasa idik biz,
Dünyâ ve âhirette, harâb idi hâlimiz.

"Büyükleri tanımak", en büyük bir rütbedir.
Bu rütbe, her makâm ve mevkîin üstündedir.

Bu rütbenin önüne, eğer mesleğinizi,
Alacak olursanız, bu, zelîl eder sizi.

Eğer sen "Tabip" isen, tek tabip sen değilsin.
Onbinlerce tabipten, ancak bir tânesisin.

Ama sen, bundan evvel, ehli sünnet üzere,
Doğru îmân sâhibi "Müslümân"sın bir kere.

Sonra da bir Velîyi, bir "Allah dostu"nu, sen,
Tanıyıp seviyorsun, şeref budur esâsen.

Bu şerefin yanında, diğer makâm ve mevkî,
Gibi şeyler, kıymetten mahrumdur elbetteki.

Vardı sahâbeden de, meslek ehli kişiler.
Lâkin bahis konusu olmazdı öyle işler.

Onlarda, tek ve ortak bir husûsiyet vardı.
O da, "Resûlullah'ın sahâbesi" olmaktı.

Zîrâ hazreti Ömer, buyurur ki bu bâbta:
(Bizler bulduk şerefi, asıl eshâb olmakta.

Eğer eshâb olmanın üstünde, başka şeref,
Ararsanız, çok zelîl olursunuz mâlesef.)

Çünkü eshâbtan olmak, zirvede bir noktadır.
Daha çıkmak isteyen, aşağı yuvarlanır.

Bizler, Resûlullah'ı görmedikse de, fakat,
Onun vârislerini tanıdık, bu hakîkat.

O gün, Resûlullah'ın kalbinden çıkan nûrlar,
Her an, bu Büyüklerin kalbinden yayılırlar.

Hem de hiç azalmadan, bir değişme olmadan,
Dünyânın her yerine yayılıyor durmadan.

Böyle büyük Velîler, her devirde bulunmaz.
Uzun seneler sonra bulunurlar gâyet az.

Böyle büyük zâtları, sevmek ve tâbi olmak,
Kolay ele geçmiyen bir nîmettir muhakkak.

Yapılacak bir tek iş, Ona teslîm olmaktır.
Yâni kendine değil, o büyüğe uymaktır.

Bir "Allah adamı"nı seviyorsa bir insan,
Ona bahşedilmiştir, büyük nîmet ve ihsân.

Dünyâda, bundan büyük bir nîmet yoktur daha.
Bu nîmete kavuşan, şükreylesin Allah'a.

"Şükür", yalnız dil ile getirilmez yerine.
Uymakla îfâ olur Allah'ın her emrine.

Yâni islâmiyete sarılırsa bir insan,
Nîmetlerin şükrünü, yapmış olur o zaman.

Her iyilik ve hayır, islâmın içindedir.
Ona uyan, şükrünü edâ etmiş demektir.
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:52   #30 (permalink)
Standart

DUÂ ALMAYA BAKIN!

"Şemseddîn-i İznîkî", hâl ehli bir velî'ydi.
"Büyük insan" olduğu, her hâlinden belliydi.

O, bir gün buyurdu ki: (Bakın duâ almaya.
İnsan, duâ alarak yakın olur Allah'a.

Evliyâ-yı kirâmdan, Ubeydullah-ı Ahrâr,
Çok duâ istemeyi, etmişti âdet, şiâr.

Buğday satın almıştı, bir gün de bir kimseden.
Ayrılıp gitti sonra, hiç duâ istemeden.

Üç günlük bir mesâfe gitmişti ki O fakat,
Duâ almadığını hâtırladı o sâat.

Dedi: (Eyvâh, ben ondan duâ talep etmedim.
Onun duâsındaydı belki de seâdetim.)

Üç günlük mesâfeden, geriye döndü yine.
Geldi buğday aldığı o köylünün evine.

Köylü onu görünce, suâl etti pür-telâş:
(Yoksa bozuk mu çıktı buğdaylar ey arkadaş?)

Dedi ki: (Hayır hayır, iyi çıktı buğdaylar.
Ve lâkin istemeyi unuttuğum bir şey var.)

(Nedir?) diye sorunca, dedi ki: (Birâderim!
Ben, gördüğüm herkesten, duâ talep ederim.

Lâkin senin duânı, unuttum istemeyi.
Yolda hâtırladım da, bu yüzden döndüm geri.)

Köylü, hayret içinde dedi: (Yâni şimdi sen,
Yalnız bunun için mi geldin hiç üşenmeden?)

(Evet, sırf bunun için geldim) dedi o Hazret.
Köylünün şaşkınlığı, fazlalaştı begâyet.

Ellerini kaldırıp, dedi ki: (Yâ ilâhî!
Aç bunun kalp gözünü, velî olsun bu dahî.)

Ânında kabûl oldu, onun bu hâlis sözü.
Hâce Ubeydullahın açıldı gönül gözü.

Yine bir defâsında buyurdu: (Hayâ, edeb,
Hayâtın her ânında, lâzımdır insana hep.

Herhangi bir mü'mini görürseniz siz eğer,
Mütevâzı davranıp, verin kıymet ve değer.

Zîrâ hiç belli olmaz, o gördüğün, kim bilir,
Allah'ın çok sevdiği bir Velî olabilir.

Vaktiyle bir talebe, yürürken yolda bir gün,
Öteden geldiğini farketti bir büyüğün.

Durdu ve edebinden, yol verdi ihtiyâra.
O öne geçsin diye, çekildi az kenara.

Lâkin o Yaşlı zât da durdu ve dedi: (Ey genç!
Ne için yürümezsin, yol senin, önce sen geç.)

Çocuk çok edebliydi, dedi ki: (Ey efendim!
Ben sizin önünüze nasıl geçebilirim?

Siz yaşlı amcasınız, ben ise bir talebe.
Önünüzden yürümek yakışır mı edebe?)

Evliyâdan bir zâtmış meğerse o ihtiyâr.
Dönüp, o talebeye eyledi tek bir nazar.

O nazarla, çocuğa bir hâl oldu o anda.
Kalp gözü açılarak, evliyâ oldu o da.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Güzel Nasihatlar...

Güzel Nasihatlar... konusu, İslam ve İnsan forumunda tartışılıyor.


Konu araçları

Gönderi Kuralları
You may not post new threads
You may post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies are Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Bir insan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? StOrM Forum Anketi 9 19-05-2009 18:41
Sizce En GüzeL Düş Sokağı SakinLerinin En GüzeL Parçası Hangisi? KaRaMSaRR Müzik Sohbet 12 29-04-2009 16:50
Bir insan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? Hellboy06 Aşk & Sevgi 15 02-09-2008 15:07
Kızlarımıza Nasîhatlar Egeus İslam ve İnsan 0 01-11-2007 01:56
İnsan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? Kurt Cobain Forum Anketi 2 11-07-2007 14:01


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 04:04 .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
İçerik sağlayacı paylaşım sitelerinden biri olan İzafet.com Adresimizde 5651 Sayılı Kanun'un 8. Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. İzafet.com hakkında yapılacak tüm hukuksal Şikayetler Şikayet adresi ile iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 1 (Bir) Hafta içerisinde İzafet.com yönetimi olarak tarafımızdan gereken işlemler yapılacak ve Avukatlarımız size dönüş yapacaktır.
uslanmam - TEKplatform - Bilgi - webhatti - araba - tedavin

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363