İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz Siz Sorun Biz Cevaplayalım!

Güzel Nasihatlar...

 İslam ve İnsan kategorisinde   Güzel Nasihatlar... konusu , KÖTÜ HUYUN ZARARI " Muhammed Sıbgatullah " Allah adamlarından. Bir gün Ona sordular "Kötü huylu" olmaktan. Buyurdu: (" Kötü insan " kötü ...

Geri Git   İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz > Kültür ve Sanat Dünyası > İslam ve İnsan


Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 17-06-2007, 06:47   #1 (permalink)
Standart Güzel Nasihatlar...

KÖTÜ HUYUN ZARARI

"Muhammed Sıbgatullah" Allah adamlarından.
Bir gün Ona sordular "Kötü huylu" olmaktan.

Buyurdu: ("Kötü insan" kötü bilir herkesi.
Bulunmaz kendisinde merhametin zerresi.

Nankördür eşe dosta hiç değildir vefâkâr.
Bir iyilik yapsa da sonradan başa kakar.

Tanımaz helâl harâm sakınmaz günâhlardan.
Kimseyle geçinemez incinir herkes ondan.

Hattâ o çok yapsa da nâfile ibâdeti
Alamaz sevâp ecir boşa gider zahmeti.

Hadîste buyuruldu: (Kötü huylu kimseler
Huyları sebebiyle Cehenneme girerler.)

Kötü huylu bir kişi benzer "kırık testi"ye.
Ne yama kabûl eder ne de döner eskiye.

Öyle fenâlıktır ki "kötü huy" bir insanda
Görmez iyiliğinin faydasını Mîzânda.

İster ki başkasına zarar versin durmadan.
Zîrâ böyle kişiler zevk alır hep bunlardan.

Hâlbuki kuyu kazsa birine biri eğer
Kazdığı o kuyuya evvelâ kendi düşer.

Vaktiyle garip biri bir köyden geçer iken
Bir fırına uğrayıp "ekmek" ister içerden.

Velâkin parasını vermek istediğinde
Bakar ki hiç parası kalmamış üzerinde.

Bir "Dilenci" zanneder fırıncı onu o an.
Kalbinden geçirir ki: "Bıktım artık bunlardan".

Bir ekmeğin içine bolca Zehir koyarak
Verir o zavallıya Allah'tan korkmıyarak.

Hiç bir şeyden haberi olmayan o müslümân
O "Zehirli ekmeği" alıp gider oradan.

Bir köye girdiğinde rast gelir Genç birine.
Askerden terhis olmuş dönüyormuş evine.

Acıkmış olduğunu söyleyince genç kişi
Ona merhametinden acır ve yanar içi.

Fırıncıdan aldığı ekmeği verir ona.
Gönül râhatlığıyla devâm eder yoluna.

Genç orada oturup o ekmeği yiyerek
Yürür gider evine hiç bir şey bilmiyerek.

Lâkin başlar içinde o Zehirin tesiri.
Ve başlar titremeye vücûdunun her yeri.

Artık son nefesini alırken o genç adam
Der ki: (Ben köyümüze yeni girmiştim ki tam

Yolcunun birisinden bir ekmek alıp yedim.
Ondan sonra başladı titremeye her yerim.)

Bunu duyan fırıncı başlar bir dövünmeye.
Der: (Eyvâh o zehiri ben koydum o ekmeğe.

Keşke yapmaz olaydım yaptığım iş doğru mu?
Ben kendi elim ile zehirledim oğlumu.)

Ne kadar pişmân olup üzüldüyse de içten
Lâkin oğlu ölmüştü geçmiş idi iş işten.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:47   #2 (permalink)
Standart

MÜFLİS KİMDİR?

"Abdurrahmân Kerkûkî" âlim ve velî bir zât.
Bir gün sevdiklerine şöyle etti nasîhat:

(Kardeşlerim kaçının her günâh ve harâmdan.
Bilhassa titizlikle sakının Kul hakkından.

Nitekim Resûlullah hitâb edip eshâba
(Müflis kimdir?) diyerek suâl etti bir defâ.

Dediler ki: (Müflisin şu ki bizce mânâsı
Kalmamıştır elinde hiç malı ve parası.)

Buyurdu: (Asıl müflis şu kuldur ki ey eshâb!
O dünyâ hayâtında kazanmıştır çok sevâb.

Namâz oruç hac zekât yapmıştır çok hasenât.
O bu sevaplarıyla mahşere gelir fakat

Onun bunun hakkına tecâvüz eylemiştir.
Kiminin arkasından gıybetini etmiştir.

Kimisini dövmüş ve sövmüştür diğerini.
Veyâhut incitmiştir bâzısının kalbini.

Türlü Kul haklarıyla gelir mahşer yerine.
Verilir sevapları bu hak sâhiplerine.

Lâkin öyle çoktur ki alacaklı olanlar
Hepsini ödemeden tükenir o sevaplar.

Verecek sermâyesi kalmayınca onlara
O hak sâhiplerinin günâhları bu defâ

Onlardan alınarak bu kula yükletilir.
Hor ve zelîl olarak Cehenneme itilir.)

Eshâb bunu duyunca Allah'ın Resûlü'nden
Ağladılar herbiri bunun üzüntüsünden.

Bir gün de eshâbına Allah'ın sevgilisi
Buyurdu: (Çok seviniz siz birbirlerinizi.

Vazîfeli bir melek nidâ eder mahşerde:
(Allah rızâsı için sevişenler nerede?)

Arş-ı âlâ altında toplanarak o zevât
Nûrdan kürsîlerinde beklerler gâyet râhat.)

Bir gün de buyurdu ki: (Birinizin faraza
Kapısının önünde akan bir Nehir" olsa

O kişi o nehirde beş defâ günde eğer
Yıkansa üzerinde kalır mı kirden eser?)

Arz ettiler ki: (Hayır o böyle yapsa şâyet
Kir kalmaz üzerinde temiz olur o gâyet.)

Buyurdu ki: (Beş vakit namâz dahî böyledir.
Onu güzel kılanlar günâhtan temizlenir.)

Bir gün de buyurdu ki: (Ey eshâbım şimdi siz
Bir koyun sürüsü'nün "Çoban"ı gibisiniz.

Nasıl ki mes'ûl ise her çoban sürüsünden
Siz dahî mesulsünüz kendi iyâlinizden.

Evlâtları yüzünden çok anne ve babalar
O gün "Veyl" ismindeki Cehennemde yanarlar.

Zîrâ öğretmediler dînini çocuklara.
Sırf "Para kazanma"yı öğrettiler onlara.

Ben onlardan uzağım onlar da benden uzak.
Merhamet etmiyecek onlara cenâb-ı Hak.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:47   #3 (permalink)
Standart

MÜNÂKAŞA ZARARLIDIR

"Abdül'azîz Dehlevî" büyük âlimlerdendi.
Bir gün sevdiklerine sohbette şöyle dedi:

(Kötü huylardan biri "Münâkaşa etmek"tir.
Yâni her meselede (Ben haklıyım) demektir.

Hâlbuki münâkaşa netîceye götürmez.
Hattâ fayda yerine zarar verir çoğu kez.

Dost ile münâkaşa azaltır muhabbeti.
Düşmân ile olursa çoğaltır adâveti.

Münâkaşa sonunda dostun kalbi incinir.
Hâlbuki gönül yıkmak "Kâbe yıkmak" gibidir.

Hâlis mü'min kaçınır münâkaşa etmekten.
Titrer bir müslümânın kalbini incitmekten.

Vaktiyle bir müslümân gider bir medreseye.
Bir âlimin yanında ilim tahsîl etmeye.

Çalışır gece gündüz aylar geçer aradan.
Lâkin hiç istifâde edemez üstâdından.

Çalışır gayret eder her gün daha ziyâde.
Yine hiç hocasından edemez istifâde.

En nihâyet üstâdı çağırır o kimseyi.
Der ki: (Çalışıyorsun dersine gâyet iyi.

Lâkin hiç istifâde etmedin biliyorsun.
Ve bunun sebebini çok merak ediyorsun.

Buna sebep şudur ki gelirken sen bu il'e
Münâkaşa etmiştin yolda bir mü'min ile.

O mü'minin kalbini kırmış idin bu yüzden.
Hâlbuki kalp kıranlar mahrum kalır feyizden.

Helâllık almadıkça gidip ondan ihlâsla
Bizden bir istifâden olamaz senin aslâ.)

O da gidip onunla konuştu helâllaştı.
Yüksek mertebelere bir kaç günde ulaştı.

Bir gün de Resûl ile hazreti Ebû Bekir
Dururken yanlarına hayâsız biri gelir.

Hakârette bulunur Allah'ın Resûlü'ne.
Sabreder Resûlullah onun bu sözlerine.

Sıddîk dahî sabreder buna mütemâdiyen.
Sonra dayanamayıp cevap verir âniden.

Ve der ki: (Ey hayâsız hiç utanmıyor musun?
Allah'ın Resûlü'ne hakâret ediyorsun.)

Hazreti Ebû Bekir böyle cevap verince
Resûlullah oradan ayrılırlar hemence.

Sıddîk bunu görünce koşup hemen peşinden
Niçin ayrıldığını sorunca kendisinden

Buyurur: (Ey kardeşim o hakâret ettikçe
Melekler bizimleydi biz cevap vermedikçe.

Hattâ o bize öyle hakâretler ederken
Melekler (Sen öylesin!) derlerdi ona hemen.

Ne zaman ki sen ona cevap verdin kızarak
Şeytânlar geldi hemen melekler ayrılarak.)

Hazreti Ebû Bekir üzülür yaptığına.
O günden îtibâren Taş koyardı ağzına.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:47   #4 (permalink)
Standart

ÖFKE AKLI ÖRTER

"Muhammed Ezherî" ki Allah dostu bir velî.
Sohbeti dinliyene olurdu fâideli.

Bir gün sevdikleriyle sohbet ederken bu zât
Kibirden bahsederek şöyle etti nasîhat:

(Bilin ki öfke gadap "Kibir"den hâsıl olur.
Öfkelenen insanda örtülür akıl şuur.

İnsan kızdığı zaman şeytân da fırsat bilip
Gidip onun boynuna geçirir derhâl bir ip.

İstediği tarafa sürükler o kimseyi.
Çünkü o ayıramaz iyi kötü bir şeyi.

O şeytânın elinde olmuştur bir oyuncak.
İnsan "Kızmamak" ile kurtulur bundan ancak.

"Pehlivân" denirse de yenenlere hasmını
Lâkin asıl pehlivân yenendir gazabını.

Biri Resûlullah'tan nasîhat isteyince
(Kızma ve sinirlenme!) buyurdular hemence.

O zât bunu Resûl'den üç defâ etti talep.
Yine aynı cevâbı buyurdular ona hep.

Îsâ Peygamber dahî havârîleri ile
Giderken karşılaştı yolda Kötü biriyle.


Resûl'e hakâretler eyledi o bî-edeb.
O ise iyilikle cevap verdi ona hep.

Dediler: (O hakâret etti mütemâdiyen.
Siz yumuşak cevaplar verdiniz acep neden?)

Îsâ Nebî o zaman buyurdu: (Ey insanlar!
Bir kapta ne var ise dışarıya o sızar.)

Bir gün de buyurdu ki Îsâ aleyhisselâm:
(Gadap ve öfkelenmek Ateşe misâldir tam.

Nasıl söndürürlerse ateşiSu� atarak
Söndürün hırsınızı siz de abdest alarak.)

Sahâbeden biri de Allah'ın Resûlünden
Nasîhat isteyince buyurdu: (Kızma hemen!)

Şu "Üç haslet" var ise bir müslümânda şâyet
Hak teâlâ o kula acır eder merhamet.

Biri "Nîmete şükür" diğeri "Affetmek" tir.
Üçüncüsü kızınca "Öfkesini yenmek"tir.

Bir kimse kızdığında davranırsa yumuşak
Kalbini "Îmân" ile doldurur cenâb-ı Hak.

Biri kızdığı zaman gizlerse gadabını
Allah da gizler onun kusûr kabâhatını.)

Bir gün hazreti Ömer Resûl'ün huzûruna
Varıp arz eyledi ki: (Bir amel söyle bana.

Hem bana kolay olsun o ameli işlemek
Hem de iki cihânda fâideli olsun pek.)

Buyurdu ki: (Yâ Ömer suçluları bağışla.
Kimsenin ayıbını kimseye deme aslâ.

Koru müslümânların şeref îtibârını.
Örtücü ol herkesin kusûrunu aybını.

Eğer böyle yaparsan kıyâmette muhakkak
Senin kusûrunu da affeder cenâb-ı Hak.)
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 17-06-2007, 06:47   #5 (permalink)
Standart

MUVAFFAK OLMANIN SIRRI

"Abdülhakîm Arvâsî" şânı büyük bir velî.
Îmânı anlatırdı cemâate ekserî.

Buyurdu: (Bir kula ki Rabbimiz verdi "îmân"
Öyle ise nedir ki etmedi ona ihsân?

Ve Allah bir kula ki "îmân"ı vermemiştir
Böyle olduktan sonra ne ki ona vermiştir?

Ayrıca Âmentüyü bilip ezberlemekle
Îmânın hakîkati kolayca geçmez ele.

Asıl îmân şudur ki kul korkarak Allah'tan
Çok küçük olsa bile kaçınır her günâhtan.)

Bir gün de buyurdu ki: (Olmak için muvaffak
Tam riâyet ediniz iki şeye muhakkak.

Birincisi şudur ki işlemeyin hiç "günâh".
Zîrâ günâhkârları muvaffak etmez Allah.

İkincisi "Duâ"dır bakın duâ almaya.
Gariplerin duâsı mühimdir elbet daha.

Kim bir kulun gönlünü ferahlatırsa eğer
Yüz senelik teheccüd sevâbı elde eder.

Allah dostu olmayı istiyorsa bir insan
Cömert olup kullara eylesin dâim ihsân.)

Bir kişi anlatır ki: (Ben bir ateşperesttim.
Kızımı oğlum ile evlendirecek idim.

Kesildi düğün günü çok koyun ve inekler.
Yapıldı çeşit türlü gâyet nefis yemekler.

Bitişik bir komşumuz müslümân kadın vardı.
Yetîm çocuklarına sıkıntıyla bakardı.

Bu kadın düğün günü gelerek evimize
Dedi ki: (Biraz ateş verir misiniz bize?)

Lâkin o esâsında ateş için gelmemiş.
"Belki yemek veririz diyerek ümitlenmiş.

Benimse mü'minlere düşmânlığım vardı pek.
Gönderdim onu geri hiçbir şey vermiyerek.

Bir kaç kere gelince kadın "ateş almaya"
Çalıştım o kadının hâlini anlamaya.

Dehlizdeki deliğe yaklaşıp kulak verdim.
Yetîmciğin sesini kulağımla dinledim:

(Anneciğim ne olur son bir defâ gidiver.
Belki bu gidişinde biraz yemek verirler.)

Annesi diyordu ki: (Ey benim güzel yavrum!
Üç sefer gidip geldim artık utanıyorum.)

Gördüğüm bu acıklı manzara üzerine
Bir Sofra hazırlayıp gönderdim evlerine.

Girdim yine dehlize gözledim hâllerini.
Yetîmlerin küçüğü kaldırdı ellerini:

(Yâ Rab nasıl o bize ettiyse ikrâm izzet
Sen de o komşumuzu islâm ile azîz et.)

Yemin ediyorum ki bu duâsı bitmeden
Hidâyet geldi bana değişti kalbim hemen.

"Şehâdet"i getirip girdim islâm dînine.
Kurtuldum yetîmlerin duâsı hürmetine.
x_m.e.e kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla

Bookmarks
Etiketler
nasihatlarnasgüzel nasihatlarabdülhakim arvasi nasihatlargüzelnasihatlaren guzel nasihatlaröfkeyi yenmek ile güzel hikayelergonul guzel buldugunu mu sever sevdıgını mı guzel bulurkalbi kırık olanlara nasihatlarsıbgatullah"NASİHATLAR"sms nasihatlargüzel nasnasinasihatla

Konu araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Bir insan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? StOrM Forum Anketi 9 19-05-2009 18:41
Bir insan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? Hellboy06 Aşk & Sevgi 15 02-09-2008 15:07
Kızlarımıza Nasîhatlar Egeus İslam ve İnsan 0 01-11-2007 01:56
İnsan güzel bulduğunu mu sever, yoksa sevdiğini mi güzel bulur? cob666_dennis Forum Anketi 2 11-07-2007 14:01
Can Dündar’dan Güzel Bir Hikaye...Haftaya güzel başlıyalım...=>> YuCuPh Hayatın İçinden 0 30-06-2007 03:43


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 05:36 .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0