İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz Siz Sorun Biz Cevaplayalım!

Peygamberler

 İslam ve İnsan kategorisinde   Peygamberler konusu , Hz. MÛSA (a.s) Allah Teâlâ'nin dört büyük kitaptan biri olan Tevrat'i verdigi ve yeryüzünde dinini teblig edip hakim kilmasi için gönderdigi Ulu'l-Azm* ...

Geri Git   İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz > Kültür ve Sanat Dünyası > İslam ve İnsan


Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 16-04-2006, 19:12   #16 (permalink)
Standart Hz. MÛSA (a.s)

Hz. MÛSA (a.s)
Allah Teâlâ'nin dört büyük kitaptan biri olan Tevrat'i verdigi ve yeryüzünde dinini teblig edip hakim kilmasi için gönderdigi Ulu'l-Azm* peygamberlerden biri. Hz. ibrahim (a.s)'in soyundan olup israilogullarinin akidelerini islah etmek ve onlari Allah Teâlâ'nin diledigi nizama kavusturmakla görevlendirilmisti. Küfürle mücadelesi Kur'ân-i Kerim'de uzun uzun anlatilmaktadir.
Hz. Adem (a.s)'den Rasulullah (s.a.s)'e kadar pek çok peygamber gelmistir. Bu peygamberler gönderildikleri kavimleri Allah Teâlâ'ya iman etmeye çagirmislar; bu yolda kâfirlerle savasmislar yasadiklari diyarlardan çikarilmislar; ezilmisler hor görülmüsler ve hatta öldürülmüslerdir.
Mûsa (a.s) da Allah Teâlâ tarafindan israilogullari'na gönderilmis bir rasul idi. O da tipki kendisinden önce gönderilmis olan peygamberler gibi kavmini Allah'a iman etmeye çagirdi. Kavmine zulmeden ve ilâhlik iddiasinda bulunan Firavun'a karsi tevhid yolunda mücahede etti. Bu ugurda bütün peygamberlerin karsisina çikan güçlükler onun da karsisina çikti. Dogup büyüdügü diyardan çikarildi kâfirler tarafindan öldürülmek gayesiyle kovalandi. Allah Teâla Kur'ân-i Kerim'de bir ayette Hz. Mûsa (a.s)'dan söyle bahsediyor: "Kur'ân'da Musa'yi da an. Çünkü o ihlâs sahibi idi ve israilogullari'na gönderilmis bir peygamber idi"(Meryem 19/51).
Hz. Musa (a.s)'nin Firavun ile olan kissasi Kur'an'in bazi sûrelerinde çesitli üslûplarda ve teferruatli olarak anlatilmistir. Firavun ve ordusunun Kizildeniz'de bogulmalari olayindan sonra israilogullari ile ilgili kissasina da genisçe yer verilmistir.
Musa (a.s)'nin Firavun ile olan mücadelesi bir sahsin bir kralla bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret degildir. Bilâkis bu hak ile bâtil'in çatismasi Rahman'in ordusu ile seytanin ordusunun kaçinilmaz savasidir. Aslinda hak ile bâtil arasindaki bu savas insanoglunun yaratilisindan insanlari islah etmek üzere nebîler ve rasullerin hayat sahnesine çikmasindan beri devam edegelmektedir.
Sapiklik ve bâtil daima iblis ve onun ordusu tarafindan temsil edilmis imana tevhide peygamberlige kisaca Hakka sürekli meydan okumustur. Fakat kazanan daima Hak olmustur. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: "Muhakkak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatinda hem de meleklerin sahid olacagi günde muzaffer kilacagiz" (el-Mü'min 40/51).
Hz. Musa (a.s)'da gönderildigi kavmi cehalet ve sapiklik içerisinde buldu. Onlari Hakka davet etti yurdundan çikarildi savasti ve sonunda Allah Teâlâ'nin izniyle kazandi.
Hz. Musa (a.s)'nin Nesebi Dogumu ve Hayati
Musa (a.s)'nin babasi imran'dir Onun babasi Yahser onun da babasi Kahes'dir. Nesebi Yakub (a.s)'a ulasir; ki onun babasi Hz. ishak (a.s) onun da babasi Hz. ibrahim (a.s)'dir. Musa (a.s)'nin yaninda gördügümüz Harun (a.s) onun kardesidir. Allah Teâla Musa (a.s)'yi Firavun'a imana davet için gönderdiginde Hz. Harun (a.s)'u da ona yardimci olarak seçmis ve görevlendirmisti. Hz. Musa (a.s) Allah Teâla'ya söyle dua ederek kardesi Harun (a.s)'u kendisine yardimci yapmasini istemisti: "Bir de bana ehlimden bir vezir (yardimci) ver. Kardesim Harun'u (ver)" (Tâhâ 20/29-30).
Hz. Musa (a.s) Misir'in çok zor günler yasadigi bir dönemde dogdu. Bu sirada ilâhlik iddialarinda bulunarak haddi asan Firavun israilogullari halkina dayanilamayacak eziyetlerde bulunuyor bu insanlari zulümle kasip kavuruyordu. israilogullari Kipt kavminin muamelelerinden ve krallarinin agir baskilarindan bikmislardi. Misir'da yasamanin bir tadi kalmadigini biliyor ve dedelerinin yurdu olan Kenan illerine gitmek istiyorlardi. Ama onlardan her isinde istifade eden Firavun yakalarini bir türlü birakmak istemiyordu. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanini yapti. Nitekim Kur'ân-i Kerim'de; "Biz sana Musa ve Firavun'un mühim haberlerinden iman edecek bir kavim için gerçek olarak okuyacagiz. Çünkü Firavun o yerde (Misir'da) baskaldirmis ve ahalisini parçalara bölüp kendisine baglamisti" (el-Kasas 28/3-4) buyuruluyor.
Firavun saltanati sirasinda israilogullarina çok kötü eziyetlerde bulundu; onlari köle yapti en çirkin ve adî islerde çalistirdi. Allah Teâlâ israilogullarini bu sikintidan azgin Firavun'un serrinden zulüm ve taskinliklarindan kurtarmak için Hz. Musa (a.s)'yi gönderdi.
Sa'lebî Kisas-i Enbiya'sinda imam Suddî'den; Firavun'un bir rüya gördügünü korkup kederlendigini naklediyor. Rüyasinda Kudüs tarafindan gelen bir ates gördü. Bu ates Misir'a kadar uzanip Firavun'un evlerini yakti. Fakat sadece Kipti'lere zarar verdi israilogullari ise kurtuldular. Uyaninca hemen kâhin ve müneccimlerden rüyayi tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; "israilogullari içinden bir çocuk dünyaya gelecek Misirlilarin helâkina ve senin kralliginin yok olmasina sebep olacak. Dogacagi zaman da iyice yaklasti."
Bu haber üzerine telaslanan Firavun israilogullarin'dan dogan bütün erkek çocuklarin öldürülmesini emretti. Kur'ân-i Kerim'de bu olay söyle anlatiliyor: "Firavun memleketin basina geçti ve halki firkalara ayirdi. içlerinden bir toplulugu güçsüz bularak onlarin ogullarini bogazliyor kadinlari sag birakiyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi" (el-Kasas 28/4).
israilogullari arasinda is yapabilecek insanlarin azalmasi üzerine Kiptîlerin ileri gelenleri Firavun'a giderek "Eger böyle öldürmeye devam ederseniz ileride bizim islerimizi yapacak kimse bulamayacagiz" dediler. Firavun da erkek çocuklarin bir sene öldürülmesini bir sene de öldürülmemesini emretti. Erkek çocuklarin öldürülmedigi sene Harun (a.s) dogdu. Öldürüldükleri sene ise Musa (a.s)...
Musa (a.s) dogunca annesi çok üzüldü. Allah Teâlâ ona korkmamasini üzülmemesini vahyetti. Kalbine bir rahatlik verdi. Bu Kur'an'da söyle anlatiliyor: "Musa'nin annesine: "Çocugu emzir basina geleceklerden korktugun zaman onu suya (Nil'e) birak. Korkma üzülme. Biz süphesiz onu sana döndürecegiz ve peygamber yapacagiz" diye bildirmistik" (el-Kasas 28/7).
Musa (a.s)'nin annesi de ilham edileni yapti ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde suya birakti. Ablasina da "Onu izle" dedi. Musa (a.s)'yi tasiyan sandik Allah'in izniyle dalgalarla sürüklenerek Firavun'un sarayina ulasti. Yikanmakta olan cariyeler sandigi bulup Firavun'un karisina götürdüler. Allah Teâlâ Firavun'un karisi Asiye'nin kalbine bu çocugun sevgisini koydu. Firavun çocugu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye çocugu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocuklari olmuyordu. Kur'an-i Kerim bunu söyle anlatiyor: "Firavun'un karisi: Benim de senin de gözün aydin olsun! Onu öldürmeyiniz belki bize faydali olur yahut onu ogul ediniriz" dedi. Aslinda isin farkinda degillerdi" (el-Kasas 28/9).
Hz. Musa (a.s) acikinca onu emzirmek icab etti. Fakat o kimseden süt emmek istemiyordu. Allah Teâlâ bunu söyle zikrediyor: "Önceden süt annelerinin memesini kabul etmemesini sagladik. Musa'nin ablasi; "size sizin adiniza ona bakacak iyi davranacak bir ev halkini tavsiye edeyim mi?" dedi. Böylece onu annesinin gözü aydin olsun diye ona geri çevirdik. Fakat çogu bilmezler" (el-Kasas 28/12-13).
Musa (a.s) böylece annesine dönmüs oldu. Üstelik Firavun'un sarayinda büyüdü. Firavun ailesinin sevgisini kazandi. Allah Teâlâ söyle buyuruyor: "Musa erginlik çagina gelip olgunlasinca ona hikmet ve ilim verdik. iyi davrananlari böyle mükâfatlandiririz" (el-Kasas 28/14).
Yetisip delikanlilik çagina gelen Musa (a.s) bir gün sehre indi. Ögle üzeriydi. Dükkanlar kapaliydi ve halk evlerinde istirahat ediyordu. Kur'ân-i Kerim'de sehirde geçen hadise söyle anlatiliyor; "Musa halkinin haberi olmadigi bir zamanda sehre idi. Biri kendi adamlarindan digeri de düsmani olan iki adami dövüsür buldu. Kendi tarafindan olan kimse düsmanina karsi ondan yardim istedi. Musa onun düsmanina bir yumruk vurdu ölümüne sebep oldu. "Bu seytanin isidir; çünkü o apaçik saptiran bir düsmandir" dedi. Musa "Rabbim! dogrusu kendime yazik ettim beni bagisla" dedi. Allah da onu bagisladi. O süphesiz bagislayandir merhamet edendir. Musa; "Rabbim! Bana verdigin nimete and olsun ki suçlulara asla yardimci olmayacagim " dedi. sehirde korku içinde etrafi gözeterek sabahladi. Dün kendisinden yardim isteyen kimse bagirarak ondan yine yardim istiyordu. Musa ona: "Dogrusu sen besbelli bir azginsin " dedi. Musa ikisinin de düsmani olan kimseyi yakalamak isteyince: "Ey Musa! Dün bir cana kiydigin gibi bana da mi kiymak istiyorsun? Sen islah edenlerden degil ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun"dedi" (el-Kasas 28/15-19).
israillinin olayi agzindan kaçirmasi üzerine bütün halk Musa (a.s)'nin Misirliyi öldürmüs oldugunu ögrendi. Daha sonra bir adam kosarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi.
"Musa korku ipinde çevresini gözetleyerek oradan çikti. Rabbim! Beni zalim milletten kurtar" dedi. Medyen e dogru yöneldiginde: "Rabbimin bana dogru yolu gösterecegini umarim " dedi" (el-Kasas; 28/21-22).
Musa (a.s) böylece yurdundan uzaklasti. Yanina yiyecek hiç bir sey de almamisti. Tam sekiz günlük yolu agaç yapraklari yiyerek asti. Misir ile Medyen arasi sekiz günlük bir mesafedir. Allah Teâlâ'nin bu seçkin kulu aç ve bitap düsmüs olarak bu uzun mesafeyi katetti ve nihayet Medyen'e ulasti. Kur'ân-i Kerim'de kissa söyle devam ediyor:
"Medyen suyuna geldiginde davarlarini sulayan bir insan toplulugu buldu. Onlardan baska hayvanlarini sudan alikoyan iki kadin gördü. Onlara: "Derdiniz nedir?"dedi. "Çobanlar ayrilana kadar biz sulamayiz. Babamiz çok yaslidir (onun için bu isi biz yapiyoruz) " dediler. Musa onlarin davarlarini suladi. Sonra gölgeye çekildi: "Rabbim! Dogrusu bana indirecegin hayra muhtacim" dedi" (el-Kasas 28/23-24).
Ibn-i Kesir El-Bidaye ve'n-Nihaye'de bu olayi söyle anlatiyor: "Medyen suyunda çobanlar koyunlari suladiktan sonra kuyunun agzina büyük bir kaya koyarlardi. Bu iki kadin da artan sularla koyunlarini sulamaya çalisirlardi. Musa (a.s) kayayi kuyunun agzindan tek basina kaldirdi su çekti ve kadinlarin koyunlarini suladi. Sonra tekrar kayayi yerine koydu. Bu kayayi ancak on kisi kaldirabilirdi. Musa (a.s) ise on kisinin halledebilecegi bu isleri tek basina halletmisti. Kizlar babalarina gidip Hz. Musa'yi ve yaptigi iyiligi anlattilar. Kur'an-i Kerim'de kissa söyle devam ediyor:
"O sirada kadinlardan biri utana utana yürüyüp ona geldi: "Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çagiriyor dedi. Musa ona gelince basindan geçeni anlatti. O: "Korkma! Artik zâlim milletten kurtuldun"dedi. iki kadindan biri: "Babacigim onu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarinin en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdir dedi. Kadinlarin babasi bana sekiz yil çalismana karsilik bu iki kizimdan birini sana nikâhlamak istiyorum. Eger on yila tamamlarsan o senden bir lütuf olur. Ama sana agirlik vermek islemem. insallah beni iyi kimselerden bulacaksin" dedi. Musa: "Bu seninle benim aramdadir. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayim bir kötülüge ugramayacagim. Söylediklerimize Allah vekildir" dedi" (el-Kasas 28/25-28).
Ibn-i Kesir söyle diyor: "Kizlarin babasinin kim oldugu hakkinda görüs ayriligi vardir. Bunun Suayb (a.s) oldugu hususunda kanaatler vardir. Ulemanin çogunlugu da bu görüstedir. Hasan Basri Malik b. Enes'den naklolunan bir rivayeti delil getirerek diyor ki: Hz. Suayb kavmi helâk olduktan sonra uzun bir ömür yasamis tâ ki Musa (a.s)'a ulasmis ve kizini ona nikâhlamistir.
Hz. Suayb (a.s)'in kiziyla nikâhlandiktan sonra Musa (a.s) Medyen'de kalip haniminin mehri olmak üzere on yil koyun güttü. Bir rivayete göre Peygamberimize tam olarak ne kadar çalistigi sorulmus; o da on sene oldugunu buyurmustur. Buradan anlasildigi üzere tam on yil çobanlik yapmistir.
Hz. Musa (a.s) ya Peygamberliginin Bildirilmesi
Musa (a.s) Medyen'de on sene kalip mehrini tamamladiktan sonra Misir'a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlik ve soguk bir gecede yolu sasirdi ve dag geçidinin yolunu bir türlü bulamadi. Çakmak tasiyla bir seyler tutusturmaya çalisti basaramadi. Soguk iyice siddetlendi. Kansi da hamileydi ve dogum zamani da yaklasmisti. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardima ihtiyaci vardi. Kur'an-i Kerim'de bu olay söyle anlatiliyor: "Musa süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çikti. Tür tarafindan bir ates gördü. Ailesine: "Durunuz ben bir ates gördüm; belki oradan size bir haber veya tutusmus bir odun getiririm de isinabilirsiniz" dedi. Oraya gelince kutlu yerdeki vadinin sag yanindaki agaç cihetinden: "Ey Musa! süphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah'im " diye seslenildi. "Degnegini at!." Musa degnegin yilan gibi hareketler yaptigini görünce dönüp arkasina bakmadan kaçti. "Ey Musa! Dön gel. Korkma. süphesiz güvende olanlardansin" denildi. "Elini koynuna koy lekesiz bembeyaz çiksin. Korkudan açilan kollarini kendine çek! Bu ikisi Firavun ve erkânina karsi Rabbinin iki delîlidir. Dogrusu onlar yoldan çikmis bir millettir" denildi. Musa: "Rabbim! Dogrusu ben onlardan bir cana kiydim. Beni öldürmelerinden korkarim. Kardesim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu beni destekleyen bir yardimci olarak benimle gönder çünkü beni yalanlamalarindan korkarim" dedi Allah: "Seni kardesinle destekleyecegiz ikinize bir kudret verecegiz ki onlar size el uzatamayacaklardir. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir" dedi" (el-Kasas 28/29-35).
Tâhâ sûresinin ilk ayetlerinde Allah Teâlâ ile Musa (a.s) arasinda geçen konusma daha ayrintili bir sekilde verilir. su ayetler Allah Teâlâ'nin Musa (a.s)'yi rasul olarak görevlendirdigi zamanin anlasilmasinda yardimci oluyor: "Ben seni seçtim artik vahyolunani dinle. süphesiz ben Allah'im. Benden baska ilâh yoktur. Bana kulluk et Beni anmak için namaz kil!" (Tâhâ 20/13-14).
Ve daha sonra Allah Teâlâ Musa (a.s)'ya söyle buyuruyor: "Firavun'a gidin; dogrusu o azmistir. Ona yumusak söz söyleyin belki ögüt dinler veya korkar" (Tâhâ 20/43-44).
Allah Teâlâ'nin Musa (a.s)'ya bunu emretmesinden sonra Musa (a.s) ile Firavun arasinda amansiz bir mücadele de baslamis oluyordu. Hak ile bâtil'in amansiz savasi. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras biraktiklari tevhid mücadelesi...
Hz. Musa (a.s) Allah Teâlâ'nin bu emriyle Firavun'a gitti. Onu güzellikle Allah'a iman etmeye davet etti: "Musa: Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allah'a karsi ancak gerçegi söylemek yarasir. Size Rabbinizden bir mucize getirdim israilogullari'ni benimle beraber saliver" (el-A'raf 7/104-105).
"Firavun: "Musa! Rabbiniz kimdir?" dedi. Musa: "Rabbimiz her seye ayri bir özellik veren sonra dogru yola eristirendir" dedi" (Tâhâ 20/49-50).
Firavun bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)'yi zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)'da Firavun'a belki iman eder diyerek ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasini yere atti kocaman bir yilan oldu. Elini koynuna sokup çikardi gözleri kamastiran bir günes parçasi oluverdi. Musa (a.s)'nin gösterdigi bu mucizeler karsisinda Firavun gerçekten korkmustu. Bunun üzerine o da sihirbazlarini toplayip Musa'yi maglup etmeyi kararlastirdi. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazlari çagirtti ve onlardan Musa (a.s)'nin yaptiklarindan daha büyük bir sihir yapmalarini istedi. Onlarda hazirlandilar ve bir gün kararlastirdilar. O gün gelince de halkin gözleri önünde Musa (a.s) ile yarismaya basladilar.
"Sihirbazlar: "Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalim" dediler. Musa: "Siz koyun"dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca insanlarin gözlerini sihirlediler ve onlari ürküttüler büyük bir sihir yaptilar. Biz de Musa'ya: "Asani koyuver" dedik o da koyuverdi. Hemen onlarin uydurduklarini yutmaya basladi. Hak tahakkuk etti. Onlarin yaptiklari bosa gitti. iste orada yenildiler küçük düstüler. Sihirbazlar secdeye kapanip: "Âlemlerin Rabbine Musa ve Harun'un Rabbine inandik" dediler" (el-A'râf 7/115-122).
Sihirbazlarin iman etmeleri Firavun'u çok kizdirdi. Onlari öldürmekle tehdit etti. iste küfür acizligini bu olayla bir kere daha ortaya koymus oldu.
Gelisen bu olaylar Firavun'u yola getirecegi yerde onu daha çok azdirdi. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldirmadikça rahata kavusamayacagina inanip bu arzusunu yerine getirmeye çalisti. Musa (a.s) Firavun ve kavmini imana çagirmaya devam etti. Firavun inkâr ettikçe Allah Teâlâ onun kavmine tufan çekirge hasarat kurbaga kan gibi çesitli azablar gönderdi. Ancak bunlarin hiç biri Firavun ve kavmini yola getirmedi.
Firavun küfür ve inadinda israr ve Musa (a.s)'nin davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah Teâlâ Musa (a.s)'ya israilogullarini bir gece Misir'dan çikarip Filistin diyarina götürmesini vahyetti. Bir gece Musa ve kavmi sehirden çikip Süveys halici boyunca Kizildeniz'e yöneldiler. Firavun sehirde israilogullarindan hiç bir iz göremeyince kaçtiklarini anladi ve bütün ordusunu seferber ederek peslerine düstü. Firavun ordusunun çok kalabalik oldugu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra israilogullarina yetisti. israilogullarinin önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarinda kocaman bir ordu vardi. israilogullari "Yakalandik yâ Musa" diye yakinmaya basladilar. Kur'ân-i Kerim'de olay söyle anlatiliyor: "Musa: "Hayir Rabbim benimle beraberdir bana elbette yol gösterecektir"dedi. Bunun üzerine Biz Musa ya: "Degneginle denize vur" diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrildi her parçasi yüce bir dag gibiydi. iste oraya geridekileri de yaklastirdik. Musa ve beraberinde bulunanlarin hepsini kurtardik" (es-suara 26/62-65).
"Firavun ordusuyla onlari takib etti. Deniz de onlari içine aliverdi. Hem de ne alis!" (Tâhâ 20/78).
Kur'an-i Kerim'de Allah Teâlâ bir zâlimin kâfirin sonunu böyle anlatiyor; ve bir kavmi nasil kurtardigini da. iste Hak Bâtil'in tepesine böyle inip onu ortadan kaldirabiliyor.
Firavun ordusu bir tek kisi kalmamacasina yok oldu. Firavun ise ölümün geldigini anlayinca iman ettigini açikladi: "Firavun bogulacagi anda: "israilogullarinin inandigindan baska tanri olmadigina inandim artik ben de ona teslim olanlardanim" dedi. Ona: "simdi mi (inandin)? Daha önce baskaldirmis ve bozgunculuk etmistin"dendi" (Yunus 10/90 91).
Bu olaydan sonra Allah Teâlâ Hz. Musa (a.s)'ya kavmiyle birlikte Beyti Makdis'e yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayip siddetli bir susuzluga kapildilar. Gelip Musa (a.s.)'a sitem ve sikayette bulundular. Allah Musa (a.s)'a âsâsini tasa vurmasini emretti. Vurunca tasin oniki yerinden su fiskirdi. Her Yahudi kabilesine bir göze düsüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler susuzluklarini giderdiler. Allah Teâlâ israilogullarina gökten kudret helvasi ve bildircin eti de gönderdi. Fakat israilogullarinin o ikiyüzlülükleri bütün bu nimetlere ragmen kendini burada da ortaya çikardi. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler: "Ey Musa! Bir çesit yemege dayanamayacagiz. Bizim için Rabbine yalvar da bize yerin bitirdigi sebze kabak sarmisak mercimek ve sogan yetistirsin" demistiniz de "hayirli olani daha düsük seyle mi degistirmek istiyorsunuz? Bir sehre inin orada süphesiz istediginiz vardir" demisti" (el-Bakara 2/61).
Sonra Allah Teâlâ Hz. Musa'ya Filistin'e gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalintilari ve Kenanlilardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karsilastilar. Musa (a.s) kavmine buraya girip bu zalimlerle savasmalarini ve onlari bu mukaddes beldeden çikarmalarini emretti. Fakat israilogullari buna cesaret edemedi: "Ey Musa! "Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyecegiz. Sen ve Rabbin gidin savasin dogrusu biz burada oturacagiz" demislerdi" (el-Maide 5/24).
Çünkü israilogullari Firavun ülkesinde zillet ve adilige asagilanmaya alismislardi. Onlar için bazi degerleri ele geçirmek için savasmak bir manâ tasimiyordu. Allah'da onlari Tih çölüne atti ve yollarini sasirtti. Kavmine söz geçiremediginden yakinan Musa'ya Allah Teâlâ: "Orasi onlara kirk yil haram kilindi. Yeryüzünde saskin saskin dolasacaklar. Sen yoldan çikmis bir millet için tasalanma" dedi" (el-Maide 5/26).
Zamanla bu zillet içinde yasayan nesil yerini hürriyetle yetisen ve izzetle yasayan bir nesile terketti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-i Mukaddes'e girmeye muvaffak oldular.
israilogullari bu kirk yil içinde çok çesitli sapikliklarda bulundular. Hz. Musa'nin Tur daginda kirk gün geçirdigi bir zamanda Sâmirî isimli bir sahsin imal ettigi ve "iste sizin de Musa'nin da tanrisi" dedigi altindan bir buzagiya tapmaya basladilar. Musa (a.s) döndügünde onlari buzagiya tapinir görünce çok üzüldü. Harun (a.s)'a çikisti. israilogullari'ni buzagiya tapinmaktan vazgeçirmeye çalisti. israilogullari ise her firsatta iki yüzlülüklerini sergilediler (Sâmirî olayi bak. Daha fazla bilgi için bk. Sâmirî mad.). Musa (a.s) hayati boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu ugurda pek çok eziyetle karsilasti. Yurdundan çikarildi ölümle tehdit edildi ve etrafinda kendisiyle beraber inanan pek az insan bulabildi.
Musa (a.s) Tih çölünde Harun (a.s)'dan sonra öldü. israilogullarini Arz-i Mukaddes'e sokamadi. Öldügünde yüz yirmi yasinda idi. Buhârî onun ölümü ile ilgili olarak sunlari rivayet ediyor: "Ölüm melegi geldiginde Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle bakti. Canini almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardi. Sonra: "Yarabbi beni bir kuluna gönderdin ki ölmek istemiyor" diye tazarru eyledi. Allah Teâlâ o hali üzerinden kaldirarak tekrar Musa'ya gönderdi: "Söyle sayili olmak sartiyla istedigi kadar yasasin". Hz. Musa: "Yarabbi sonra ne olacak?" dedi. "Öleceksin" buyuruldu. "Öyle ise ölüm simdi gelsin" niyazinda bulundu. Sonra Allah Teâlâ'dan kendisini bir tas atimi Beyti Makdis'e yaklastirmasini orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi. Ebu Hureyre (r.a) söyle diyor: "Rasulullah (s.a.s): "Eger ben sizinle beraber orada bulunsaydim onun yol kenarinda ve kizil bir kum tepesinin yaninda bulunan kabrini size gösterirdim" buyurdu".
h3LL_s3xY kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-04-2006, 19:12   #17 (permalink)
Standart Hz. HARÛN (a.s)

Hz. HARÛN (a.s)
Hz. Harûn (a.s) israilogullari peygamberlerinden Hz. Musa (a.s)'in kardesi. Hz. Yusuf'un vefatindan sonra Misir'da yasayan israilogullari ve diger insanlar bir müddet onun gösterdigi yoldan yürüdüler; ancak daha sonra hakikati unuttular. Bu arada Misir'in idaresi Kibtîlerin eline geçti. Kibtîler ise yildizlara ve putlara tapiyorlardi.
Kibtîler israilogullarini hor görmeye basladilar. Onlari agir zor islerde kullandilar.
israilogullari çok kalabalik bir topluluk olup Hz. Yakub'un ogullarina nisbetle on iki kola ayriliyordu. Onlar Kibtîlerin zulmünden kurtulmak istiyorlardi. Dedelerinin ülkesi olan Kenân bölgesine gitmek için izin istemelerine ragmen onlara izin verilmemekteydi.
Her dönemde oldugu gibi o dönemin Firavun'u da zulmü temsil ediyor ve insanlari eziyet altinda inletiyordu.
israilogullarinin çogalmasi Kibtîleri ve onlarin hükümdari Firavun'u endiselendiriyordu. Onlar israilogullarinin isyan ederek kendilerine zarar vermesinden korkuyorlardi.
Firavun bir gün kâhinlerini yanina topladi. Gelecekle ilgili onlardan bilgi istedi. Kâhinlerden birisi Firavun'a israilogullarindan bir çocugun dogacagini ve saltanatina zarar verecegini bildirdi. Firavun bunu duyar duymaz korktu ve tedbirler almaya basladi. Bunun için de israilogullarinin dogacak erkek çocuklarinin tamaminin öldürülmesini emretti.
Hz. Musa bu dönemde dogdu ve öldürülmesin diye bir sandigin içine birakilarak nehre atildi. Firavun'un sarayinda büyüdü. Allah diledi ve Musa'yi Firavun'un kucaginda büyüttü.
Harun Peygamber Hz. Musa'nin büyügüdür. israilogullarinin erkek çocuklarinin öldürülmeye baslanildigi dönemden önce dünyaya gelmistir.
Hz. Hârun (a.s.); Musa (a.s.)'dan daha uzun boylu daha etli daha beyaz tenli daha genis sirtli olup açik ve düzgün dilli yumusak huylu idi. Alninda da bir ben vardi (Hâkim el-Müstedrek II 577).
Harun peygamberle ilgili Kur'ân-i Kerîm'de pek fazla bilgi yoktur. Bir âyette Hz. Musa ile birlikte zikredilmektedir.
Medyen'den dönerken Hz. Musa'ya Peygamberlik verildi. Peygamberlikle sereflendi.
Yüce Allah Hz. Musa'ya emretti: "Firavun'a git çünkü o azdi" (Tâhâ 20/24).
Musa Peygamber "Rabbim beni yalanlamalarindan korkuyoruni" (es-suarâ 26/ 12) "Kalbim sikilir dilim açilmaz olur. Onun için Harun'a da Peygamberlik ver" (es-suarâ 26/l3)
"Bir de onlarin aleyhimde de bir kisas davalari var bu sebeple beni öldürmelerinden korkarim" (es-suarâ 26/14) "Bana ailemden bir vezir ver. Biraderim Harun'u. Onunla arkami kuvvellendir. Onu içimde ortak kil. Ta ki seni çok çok tesbih edelim ve seni çok çok zikredelim. süphesiz sen bizi hakkiyla görensin" (Tâhâ 20/29-35) dedi.
Cenâb-i Allah Musa'nin bu duasini kabul etti. "Ey Musa! istedigin sana verildi" (Tâhâ 20/36) buyuruldu. Böylece Harun'a da peygamberlik verildi. "Firavun'a gidin biz âlemlerin Rabbinin Peygamberleriyiz bizimle beraber israilogullarini gönder" deyin " (es-suarâ 26/16-17) buyuruldu.
Hz. Mûsa ve Hârun (a.s.) "Ey Rabbim! Dogrusu biz Firavun'un bize karsi asiri gitmesinden yahud taskinligini artirmasindan endise ediyoruz" diye Allahu Teâla'ya dua ettiler. Yüce Allah: "Korkmayiniz! Çünkü ben sizinle beraberim. Ben (her seyi) isitirim görürüm! Hemen gidiniz ve ona söyle deyiniz. "Biz Rabbinin iki elçisiyiz artik israilogullarini bizimle gönder. Onlara iskence etme! Biz sana Rabbinden hakiki bir âyet getirdik selam (ve selamet) dogruya tâbi olanlaradir. Bize su hakikat vahy olundu ki: hiç süphesiz azab yalanlayanlarin ve yüz çevirenlerin üzerinedir" (Tâhâ 20/45 48) buyurdu.
Bunun üzerine Hz. Musa ve Hârun geceleyin Firavun'un yanina gittiler. Kapiyi çaldilar. Firavun kapinin açilmasindan dehsete düstü. Hz. Musa ve Hârun Firavun'a kendilerinin Rabbûlâlemin olan Allah'in elçileri olduklarini kendisini dine davet etmek için geldiklerini söylediler. Firavun "Ben sizin en yüce Rabbinizim " (en-Nâziât 79/24) diyerek onlari reddetti.
Hz. Musa'ya vahyedildi. "Kullarimla geceleyin yola çik. Onlara denizde kuru bir yol aç. Size yetismelerinden korkma" (Tâhâ 20/77) buyuruldu.
Bu iki peygamber israilogullarini geceleyin yola çikardilar. Bu durumdan haberdar olan Firavun ve askerleri onlari izledi. Hz. Musa Hârun ve israilogullari denizi geçerek kurtuldular. Firavun ve askerleri de denizde boguldular.
israilogullari Tih sahrasina geldiler. Rizik olarak kendilerine kudret helvasi bildircin kusu verildi (el-Bakara 2/57); onlar itirazlarini sürdürdüler.
"Biz bir çesit yemege dayanamayiz. Bizim için Rabbina dua et de bize topragin bitirdigi sebzeden acurdan sarimsaktan mercimekten ve sogandan çikarsin" (el-Bakara 2/61) dediler.
Musa peygamber onlara ögütler de bulundu. Tûr dagina çagirildiginda agabeyi Harun'u kendi yerine vekil birakti.
israilogullari Misir'dan çikarken altinlarini gümüslerini de yanlarina almislardi. Hz. Musa (a.s)'in Tur'a gitmesiyle israilogullarinin münafiklarindan Sâmiri bu altinlari topladi ve bir kapta eriterek bir buzagi yapti. Gönüllerinde yatan putçulugu bir türlü tepeleyemeyen bu kavim buzagiya tapmaya basladi.
Hz. Hârun onlara ögütlerde bulundu. "Ey kavmim! Bununla imtihan edildiniz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman olan Allah'tir. Gelin bana uyun ve emrime itaat edin" (Tâhâ 20/90) buyurdu. israilogullari Hz. Hârun'u dinlemediler. "Musa bize dönüp gelinceye kadar biz o buzagiya tapmaya devam edecegiz" (Tâhâ 20/91) dediler.
Hz. Musa (a.s) Tûr Dagi'ndan döndügünde kavminin buzagiya tapmakta oldugunu gördü. Buna çok üzüldü. Agabeyine kizdi. "Ey Hârun! Onlarin saptiklarini gördügün zaman hana uymaktan seni alikoyan nedir? Emrime isyan mi ettin?" (Tâhâ 20/92-93) dedi. Hârun Peygamberin yakasina yapisti.
Hârun Peygamber; Hz. Musa'ya israilogullarinin kendisini dinlemedigini anlatti. Musa peygamber öfkelendi ve Samiri'yi kovdu.
Allahu Teâla Musa (a.s)'ya Hârun (a.s)'u vefat ettirecegini onu daga getirmesini bildirdi.
Musa (a.s) Hârun (a.s)'un elinden tutarak daga çiktilar. Hârun (a.s)'un sibr ve sibbîr adindaki ogullari da yanlarindaydilar. Dagin üzerinde görülmemi:s güzellikte bir agaç yapilmis bir ev evin içinde bir sedir ve sedirin üstündeki yataktan misk gibi bir koku geliyordu. Hz. Musa ile birlikte Hârun yatagin üstüne yattilar. Allahu Teâla Hârun (a.s)'un ruhunu bu halde iken aldi sonra agaç kayboldu ev ve sedir semâya yükseldi. Hz. Musa Hârun (a.s)'un cenaze namazini orada kilarak onu daga defnetti. Yahudiler bu daga Tûr-u Hârun adini vermislerdir (Taberî Tarih I 223).
Hârun (a.s)'un Tih çölündeki bu dagda vefat ettiginde yüz on yedi yüzyirmi veya yediyüzyirmiüç yasinda oldugu söylenir (Yâkubî Tarih I 41).
Hârun Peygamber uzun müddet yasadi. Musa Peygamberle birlikte kavmine ögütlerde bulundu kavminin nankörlüklerine gögüs gerdi.
Zaman geldi; Rabbine kavustu o da ölümü tatti.
h3LL_s3xY kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-04-2006, 19:13   #18 (permalink)
Standart Hz. HIZIR (a.s)

Hz. HIZIR (a.s)
Hz. Mûsâ döneminde yasamis ve peygamber olmasi kuvvetle muhtemel hikmet ve ilim sahibi bir sahsiyet.
Kur'ân-i Kerîm'de Hizir (a.s.)'in isminden açikça bahsedilmez. Ancak Kehf Sûresi'nin 60-82. âyetlerinde yer alan Hz. Mûsâ ile ilgili kissadan "Katimizdan kendisine bir rahmet verdigimiz ve kendisine ilim ögrettigimiz kullarimizdan bir kul..." (18/65) diye sözü edilen sahsin Hizir (a.s.) oldugu anlasilmaktadir. Çünkü bizzat Peygamber Efendimizden gelen sahîh hadislerde bu sahsin Hizir oldugu açikça belirtilmistir (bk. Buhârî ilm 16 44 Tefsîru'l-Kur'ân Tefsîru Sûrati'l-Kehf 2-4; Müslim Fedâil 170-174).
Bu rivayetlere göre bir gün Hz. Mûsâ isrâil ogullari arasinda vaaz ederken ona kendisinden daha hikmet ve ilim sahibi kimsenin olup olmadigi sorulmustu. Hz. Musâ: "Hayir yoktur!" diye cevap verince Cenâb-i Hak bir vahiyle Hz. Mûsâ'yâ Mecme'u'l-Bahreyn'de (iki denizin kavusum yerinde) kullarindan salih bir kul olan el-Hadir (Hizir)'in kendisinden daha âlim oldugunu bildirdi. Bunun üzerine Hz. Mûsâ hizmetinde bulunan genç bir delikanli ile Hizir'i bulmak üzere uzun bir yolculuga çikti. ikisi iki denizin birlestigi yere ulasinca yolculukta yemek üzere azik olarak yanlarina aldiklari baliklarini unutmuslardi ve balik bir delikten kayip denizi boylamisti. Hz. Mûsâ oradan bir süre uzaklastiktan sonra yemek için delikanlidan baligi çikarmasini istedigi zaman baligin denize dalip kayboldugunu fârkettiler. Hz. Mûsâ'nin Hizir'i bulmasinin alâmeti bu baligin kaybolmasi oldugundan derhal oraya geri döndüler ve orada Hizir (a.s.)'i buldular. Bundan sonra Hz. Mûsâ'nin Hizir ile Kehf Sûresi 66-82. âyetlerinde anlatilan yolculugu basladi.
Hz. Mûsâ'nin yolculugunda azik olarak tasidigi baligin Mecme'u'l-Bahreyn'de denize dalip kaybolmasi bazi rivayetlerde ve çesitli islâm milletlerinin folklorunda bu arada Türk folklorunda da bu suyun âb-i hayat oldugu ölüleri bile canlandiran içenleri ölümsüzlestiren bir hayat iksiri oldugu seklinde izah olunmus burada baligin canlanip denize dalmasi meselesinde bir peygamberin hayatinin ve Cenâb-i Hakk'in kudretinin söz konusu oldugu unutulmustur. Buna bagli olarak Mecme'u'l-Bahreyn bölgesinde yasayan birisi olarak Hizir (a.s.)'a da ölümsüzlük isnâd edilmis ve kendisine beser üstü güçler ve yetkiler verilmistir.
Hizir aleyhisselâma verilen ilmin mahiyetini anlayabilmek için Musa (a.s.) ile olan yolculugunu Kur'ân-i Kerîm kisaca söyle anlatir: Hizir (a.s.) yolculukta karsilasacaklari olaylara Musa peygamberin sabredemeyecegini kendisine hatirlatmis ve O'ndan sabir için söz almistir (el-Kehf18/66-70). Önce deniz sahilinde yolculuk için bir gemiye binmislerdi. Hizir (a.s.) bir balta ile gemiyi delince kaptan tamir için geri dönmek zorunda kalmistir. Musa (a.s.) sabredemeyip söyle demistir: "Gemiyi yolcularini bogmak için mi deldin? Dogrusu çok kötü bir is yaptin" (el-Kehf; 18/71). Yolculugun sonunda ilk bakista görünmeyen ve perde arkasi bilgi niteligindeki sebebi Hizir (a.s.) söyle belirtir: "O deldigim gemi denizde çalisan birkaç yoksulundu. Onu kusurlu yapmak istedim. Çünkü gemi yolculuga devam ederse ileride her saglam gemiye el koyan bir kral (deniz korsanlari) vardir" (el-Kehf 18/79). Yolculuk sirasinda diger çocuklarla oynamakta olan bir çocugu öldürdü. Musa (a.s.): "Kisas olmadan masum bir cana nasil kiyarsin? Dogrusu çok kötü bir is yaptim dedi" (el-Kehf18/74). Küçük çocugun bu erken yasta vefat ettirilme sebebi Hizir (a.s.) tarafindan söyle açiklandi: "Öldürdügüm erkek çocuga gelince; onun anne ve babasi mü'min kimselerdi. ileride onlari isyan ve inkâra sürüklemesinden korktuk istedik ki Rableri bu ölen çocuk yerine kendilerine ondan daha temiz ve daha merhametli birini versin" (el-Kehf 18/8081). Burada Cenâbi Hak'kin anne-babanin hayirli kimseler olmasi sebebiyle ileride kendilerini üzecek büyük sikintilara sokacak bir çocugu erken yasta vefat ettirip onun yerine daha hayirli bir evladin verilmesinin gerçekte o aile için " hayir" olduguna isaret ediliyor.
Yolculugun üçüncü merhalesi Kur'an'da söyle anlatilir: "Musa ve salih kul yollarina devam ettiler. Sonunda bir köye varip halkindan yiyecek istediler. Halk ise onlari misafir etmek istemedi. Musa ve salih kul orada yikilmak üzere olan bir duvar gördüler Salih kul hemen onu dogrultuverdi. Bunun üzerine Musa: "isteseydin buna karsilik bir ücret alirdin dedi. Salih kul söyle dedi: iste bu seninle benim aramizin ayrilmasi demektir. Sabredemedigin seylerin içyüzünü sana anlatacagim" (el-Kehf 18/7778). Evi ücretsiz tamir etmesini salih kul (hizir) söyle açiklar: "Bu ev sehirde iki yetim çocugun idi. Duvarin altinda kendilerine ait bir hazine vardi. Bunlarin babalari salih bir kimseydi. Rabbin onlarin rüstlerine erip hazinelerini bizzat kendilerinin çikarmalarini istedi. Bu Rabbinden bir rahmettir. Ben bunlari kendiligimden degil Allâh'in emriyle yaptim. iste sabredemedigin seylerin içyüzü budur" (Kehf 18/82).
Bu hikmetlerle dolu yolculuktan insanlarin günlük hayatta karsilastiklari bir takim olaylarin bazan büyük felaketlerin bir görünen yüzünün bir de asil perde arkasinin bulundugu anlasilmaktadir. Bazan ser olarak görülen olaylarin arkasindan büyük hayirlarin ortaya çiktigi görülmektedir. Âyet-i Kerîmelerde söyle buyurulur: "Hosumuza gitmedigi halde savasmak size farz kilindi. Belki de hosumuza gitmeyen bir sey sizin için daha hayirlidir. belki hosunuza giden bir sey de sizin için daha kötüdür. Allah bilir siz ise bilmezsiniz (el Bakara 2/216). "... Eger karilarinizdan hoslanmiyorsaniz. olabilir ki hosunuza gitmeyen bir seyde Allah sizin için çok hayir takdir etmistir. " (en-Nîsâ 4/19). Rasûlullah (s.a.s.) Hizir (a.s.)'in ilmiyle ilgili olarak gemi yolculugu sirasindaki bir konusmayi söyle nakleder: "Bir serçe denizden gagasiyla su alip gemiye konmustu. Hizir (a.s.) bunu Hz. Musa'ya göstererek söyle dedi: Allâh'in ilmi yaninda benim ve senin ilmin su serçenin denizden eksilttigi su kadar bir seydir" (Buhârî ilm 44 (el-Enbiyâ 27 Tefsîru Sûre 18/2; Müslim Fezâil 180; Ahmet b. Hanbel Müsned II 311 V 118; bilgi için bk. Ibn Kesîr Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm istanbul 1985 V172-185).
h3LL_s3xY kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-04-2006, 19:13   #19 (permalink)
Standart Hz. ILYAS (a.s)

Hz. ILYAS (a.s)
Kur'an-i Kerîm'de ismi geçen peygamberlerden biri. Hz. Musa (a.s)'dan sonra gelen nesebi Hz. Harun (a.s)'a dayandigi rivayet edilen bir israilogullari Peygamberi.
Hz. Musa'dan sonra israilogullarinin çesitli boylari. sam civarina yerlesmistir. sam bölgesindeki "Bek" sehrine yerlesen ve zamanla Allah'a isyan ederek haddi asan bir Benu israil kabilesine Hz. ilyas (a.s)'in gönderildigi rivayet edilmektedir. ilyas (a.s) Kur'an-i Kerîm'de iki degisik sûrede anilmistir. Bir yerde diger Peygamberler ile birlikte ismi geçmistir: "(ibrahim'e) Zekeriya Yahya isa ve ilyas'i da bagisladik. Hepsi salihlerdendi" (el-Enbiya 21/85). Diger sûrede ise ilyas (a.s)'in kissasi özetle anlatilmistir. Musa ve Harun (a.s)'dan bahsedilmis onlarin Allah'in salih kullari oldugu anlatildiktan sonra ilyas (a.s)'in kissasina geçilmistir: "Muhakkak ilyas da peygamberlerdendi" (es-Sâffat 37/123). Bu ayet-i kerime ilyas (a.s)'in etrafinda Yahudiler ve Hristiyanlar tarafindan olusturulmus olan efsanevî kimligi aralamakta onun Allah'in diger Peygamberleri gibi bir peygamber oldugunu anlatmaktadir. Buhârî Kitâbu'l-Enbiyâ bölümünde ilyas (a.s) için bir bab açmis ve onun kissasini anlatan es-Sâffât suresindeki ayetleri bu babda zikretmistir. ibn Mes'ûd ve ibn Abbas'in rivayetine göre Hz. ilyas ile idris (a.s) ayni sahistir (Buhârî Enbiyâ 4). idris (a.s) da Nuh (a.s)'in babasinin dedesidir (Buhâri Enbiyâ 5).
Ilyas (a.s) Peygamber olarak gönderildigi insanlari dine davet etmistir: "(Hz. ilyas) milletine: "Allah'a karsi gelmekten sakinmaz misiniz? Yaratanlarin en iyisi olan sizin de Rabbiniz önceki babalarinizin da Rabbi bulunan Allah'i birakip da Ba'l putuna mi taparsiniz?" demisti (es-Sâffât 37/124-126).
Ayet-i Kerime'de geçen "Ba'l" o kavmin tapindigi putun ismidir. Oturdugu sehirlerinin ismi "Bek" olan bu halkin tapindiklari puttan dolayi sehirlerinin isminin "Ba'lebek" oldugu rivayet edilmektedir.
Rivayete göre Hz. ilyas israilogullarina Hizkil (a.s)'dan sonra gönderilmistir. insanlari Allah'a imana çagiran Hz. ilyas kavminin Ba'l putuna tapmamasini emretmistir. O bölgenin krali önce iman etmesine ragmen daha sonra irtidat ederek Hz. ilyas (a.s)'i öldürmeye kalkmistir. Hz. ilyas yedi sene kadar daglarda bayirlarda dolasmis insanlari Tevrat'in emirlerine davet etmis iman etmemeleri üzerine o beldeye üç yil hiç yagmur düsmemistir. Daha sonra Hz. ilyas'in duasiyla yagmur yagmasina ragmen yine ilyas (a.s)'a iman etmemislerdir. Kendisinden sonraki Benûisrail Peygamberlerinden Kur'an'da ismi zikredilen Elyas'a (a.s)'i Hz. ilyas yetistirmistir. Rivayete göre kavminin imansizligina kizan ilyas (a.s) Allahu Teâlâ'dan kendisini gökyüzüne kaldirmasi için dua etmis bunun üzerine belirlenen bir yerde yaninda Elyas'a (a.s) da varken gökten gelen ates gibi bir ata binip havalanmis nübüvvet simgesi olarak da asagida kalan Elyas'a hirkasini atmis ve semâya refedilmistir.
Ancak surasi unutulmamalidir ki bu rivayetler israilogullarinin Tevrat kökenli rivayetleridir. isin dogrusunu en iyi Allah bilir (ibn Kesîr Tefsiru'l Kur'ani'l Azîm VII 31). Hz. ilyas (a.s)'in Hizir (a.s) ile yilda bir kez bulustuguna inanilir halk arasinda bu bulusma Hizir ilyas (Hidrellez*) seklinde simgelenmistir.
h3LL_s3xY kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-04-2006, 19:14   #20 (permalink)
Standart Hz. ZÜLKIFL (a.s)

Hz. ZÜLKIFL (a.s)
Kur'ân'da adi geçen peygamberlerden biri.
Kur'ân'da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: "ismâil idris ve Zülkifl hepsi sabredenlerdendi. Onlari rahmetimize soktuk. süphesiz onlar salih olanlardandi" (el-Enbiyâ 21/85 86).
Âyette geçen "Zülkifl" adi degil lakabidir ve "nasib ve kismet sahibi" anlamina gelir. Fakat burada dünyevî zenginligi degil onun üstün kisiligini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanilmistir. Onun gerçek adi hakkinda çok farkli rivayetler vardir. Yahudiler O'nun israilogullarinin esâreti sirasinda peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur irmagi yakinlarinda bir bölgede yapan Hereksel oldugunu iddia etmislerdir. Âlimlerin bir kismi da onun Eyyub (a.s)'in kendisinden sonra peygamber olan Bisr adindaki oglu oldugunu söylemislerdir. Fakat bu görüslerin hiç biri kesinlik derecesine sahip degildir.
Zülkifl (a.s)'in peygamber olmadigi söyleyenler olmussa da âlimlerin ekseriyetine göre peygamberdir ve makbul olan görüs de budur (el-Kurtubî el-Cami'li Ahkâmi'l-Kur'ân Kahire 1967 XI 327 vd.; el-Alusî Ruhu'l-Meânî Beyrut t.y. XVII 82; el-Mevdudî Tefhimu'l-Kur'ân istanbul 1991 III 327).
Yüce Allah Eyyûb (a.s)'in kissasini arzettikten sonra peygamberlerinden bazilarini anmis ve onlari övmüstür. insanlari tevhide çagiran Allah'in sevgi ve övgülerini kazanan bu peygamberden biri de Zülkifl (a.s)'dir. Bu konudaki âyetlerin meâli söyledir:
"Kuvvetli ve basiretli kullariniz ibrahim'i ishâk'i ve Yâkub'u da an. Biz onlari ahiret yurdunu düsünme özelligiyle temizleyip kendimize halis (kul) yaptik. Onlar bizim yanimizda seçkinlerden hayirlilardandir. ismâil'i Elyesâ'i Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir" (Sad 38/45 46 47 48).
Taberî'de yer alan bir rivayete göre Zülkifl (a.s) sam'da otururdu. Oradaki halki Allah'a inanmaya O'na ibadet etmeye ve dürüst bir sekilde yasamaya çagirdi ve orada vefât etti (et-Taberî Tarih Misir 1326 I 167).
h3LL_s3xY kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0