| | #21 (permalink) |
| Hz. ZÜLKIFL (a.s) Kur'ân'da adi geçen peygamberlerden biri. Kur'ân'da iki yerde kendisinden bahsedilmektedir: "ismâil idris ve Zülkifl hepsi sabredenlerdendi. Onlari rahmetimize soktuk. süphesiz onlar salih olanlardandi" (el-Enbiyâ 21/85 86).Âyette geçen "Zülkifl" adi degil lakabidir ve "nasib ve kismet sahibi" anlamina gelir. Fakat burada dünyevî zenginligi degil onun üstün kisiligini ve âhiretteki derecesini kastetmek için kullanilmistir. Onun gerçek adi hakkinda çok farkli rivayetler vardir. Yahudiler O'nun israilogullarinin esâreti sirasinda peygamber tayin edilen ve vazifesini Habur irmagi yakinlarinda bir bölgede yapan Hereksel oldugunu iddia etmislerdir. Âlimlerin bir kismi da onun Eyyub (a.s)'in kendisinden sonra peygamber olan Bisr adindaki oglu oldugunu söylemislerdir. Fakat bu görüslerin hiç biri kesinlik derecesine sahip degildir.Zülkifl (a.s)'in peygamber olmadigi söyleyenler olmussa da âlimlerin ekseriyetine göre peygamberdir ve makbul olan görüs de budur (el-Kurtubî el-Cami'li Ahkâmi'l-Kur'ân Kahire 1967 XI 327 vd.; el-Alusî Ruhu'l-Meânî Beyrut t.y. XVII 82; el-Mevdudî Tefhimu'l-Kur'ân istanbul 1991 III 327).Yüce Allah Eyyûb (a.s)'in kissasini arzettikten sonra peygamberlerinden bazilarini anmis ve onlari övmüstür. insanlari tevhide çagiran Allah'in sevgi ve övgülerini kazanan bu peygamberden biri de Zülkifl (a.s)'dir. Bu konudaki âyetlerin meâli söyledir:"Kuvvetli ve basiretli kullariniz ibrahim'i ishâk'i ve Yâkub'u da an. Biz onlari ahiret yurdunu düsünme özelligiyle temizleyip kendimize halis (kul) yaptik. Onlar bizim yanimizda seçkinlerden hayirlilardandir. ismâil'i Elyesâ'i Zülkifl'i de an. Hepsi de iyilerdendir" (Sad 38/45 46 47 48).Taberî'de yer alan bir rivayete göre Zülkifl (a.s) sam'da otururdu. Oradaki halki Allah'a inanmaya O'na ibadet etmeye ve dürüst bir sekilde yasamaya çagirdi ve orada vefât etti (et-Taberî Tarih Misir 1326 I 167). | |
| | |
| | #22 (permalink) |
| Hz. DAVUD (a.s.) Kur'ân-i Kerim'de adi geçen israilogullari peygamberlerinden biri.Yahuda kabilesinden isa (Yasa)'nin sekizinci ogludur. insanoglu yoldan çikip da batakliga düstükçe yüce Allah onlara peygamberler göndermistir. Onlar bu peygamberler vasitasiyla uyarilmistir. israilogullarina da peygamberler gönderilmistir. Onlar umumiyetle bu peygamberlere isyan hatta ihanet etmislerdir.![]() yine israilogullari isyanin karanligina daldilar. Azginlik yaparak Hz. Musa'nin Allah'tan getirdigi akîdeyi terk etmeye basladilar. Cenâb-i Allah onlarin üzerlerine baska bir kabîleyi musallat etti.Hz. Musa'nin vefatindan sonra israilogullarinin idaresi Yusa'ya kaldi. israilogullarini çölden çikararak onlari dedelerinin ülkesine yerlestirdi. Bu ülke Hz. Yakub'un yasadigi Ken'an bölgesi olup israilogullari için mukaddes ülke sayilir.israilogullari Hz. Musa'nin vefatindan sonra Filistin çevresine yerlesmis bulunan Amâlika Kabilesi ile karsi karsiya geldiler. israilogullari Amâlika ile yaptiklari bir savastan maglup çiktilar. Kendilerini toparlayarak yeniden bu düsman ile çarpismak istediler. Yüce Rabbimiz onlarin bu durumunu söylece anlatmaktadir: "israilogullarindan bir cemaat Musa'dan sonra peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder ki Allah yolunda savasalim" dediler. Peygamber. "Size muharebe farz olunursa korkarim ki savasmazsiniz" dedi. Onlar: "-Niçin Allah yolunda savasmayalim? Yurdumuzdan ve evlatlarimizin yanindan çikarildik" dediler. Onlara farz kilindiginda birazi müstesna olmak üzere savastan yüz çevirdiler. " (el-Bakara 2/246)"Peygamberleri onlara: Allah Teâlâ size hükümdar olarak gönderdi dediginde onlar: O bize nasil hükümdar olur? Biz hükümdarliga ondan daha layikiz. Onun mali da çok degildir. dediler. Peygamber. "Allah onu sizin üzerinize namaz kildi. Ona ilimde ve cisimde fazlalik (üstünlük) verdi. Allah mülkü diledigine verir. " (el-Bakara 2/247).israilogullari tarafindan kutsal kabul edilen bir sandik vardi. Kur'ân-i Kerim'de bu sandiga "Tâbût"* adi verilmektedir. Amâlikalilarla yapilan savas sonucunda bu sandik Câlût (Golyat)'in eline geçmisti. israilogullari bunun acisini duyuyorlar fakat Tâlût'un da hükümdarligina itiraz etmekten geri kalmiyorlardi."Peygamberleri onlara söyle dedi: Onun hükümdarligina alamet; size içinde Rabbiniz tarafindan sekînet ve Musa ailesi ile Harun ailesinin mirasi bulunan Tâbût'u meleklerin yüklenip getirmesidir. Eger siz iman edenlerdenseniz bunda sizin için ibret ve mûcize vardir. " (el-Bakara 2/248). Tâbût'un israilogullarinin eline geçmesi onlari yüreklendirdi. Yeniden toparlanarak Amâlika kabilesi üzerine yürüdüler. Tâlût israilogullarina ögütte bulundu. Onlara söylece seslendi: "Allahu Teâlâ sizi bir nehir ile imtihan ediyor. O nehirden içen benden degildir. Ondan eli ile ancak bir avuç içen bendendir" dedi. Onlarin pek azi müstesna digerleri içti. Tâlût ile iman edenler nehri geçtiklerinde: Bugün Câlût ve askerlerine karsi duracak takat bizde yoktur dediler. Allah'a kavusacaklarini bilenler. Nice az bir topluluk vardir ki Allah'in izni ile daha çok olana galip gelmistir. Allah sabredenlerle beraberdir. ' dediler. " (el-Bakara 2/249)Amâlika ordularinin basinda Câlût (Golyat) bulunuyordu. Câlüt'un ordusuyla karsi karsiya gelen mümin kitle söyle dua etti: "Ya Râb üzerinize sabir ve sebat ihsan eyle ayaklarimizi sabit kil ve kâfir kavme karsi bize yardim et. " (el-Bakara 2/250)Tâlût'un ordusunda Dâvûd (a.s.) bulunuyordu. Dâvûd (a.s.) Hz. Yakub'un neslinden idi. israilogullarindan olan Dâvûd daha küçük yasta bir delikanli iken hak davanin amansiz düsmani zorba ve güçlü ordulara sahip olan Câlût ile yaptigi mücadeleyi kazanmis ve bu savasta Câlût'u sapan tasiyla öldürmüstü. Bu olayda Allah'a tevekkül eden müminlerin zalimleri nasil yendigi gösterilmektedir.Câlût zalim zengin ve korkunç bir hükümdardi. Onun açikça belli olan büyük üstünlügü vardi. Fakat Allahu Teâlâ o zaman islerin yalniz zahiriyle meydana gelmeyip gerçek anlamiyla vukû buldugunu göstermek istedi. islerin hakikatini sadece O bilir. Her seyin ölçüsü yalniz O'nun elindedir. Aslinda insanlara güçlü görünenin zayif zayif görünenin de Allah'in yardimiyla güçlü oldugu ölçüsü Allahu Teâlâ'ya aittir. insanlar ise vazifelerini yerine getirmek Allah'u Teâlâ' ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah'in istedigi seyler istedigi sekilde olur. insanlara kendilerini korkutan zâlimlerin zayif çok zayif olduklarini Allah onlarin ölmesini istedigi zaman küçücük delikanlilarin bile maglup edebilecegini göstermek için bu zalim diktatörün ölümünü daha genç bir bir delikanli iken Hz. Dâvûd'un eline verdi. Burada Allah'u Teâlâ'nin tahakkukunu istedigi gizli baska hikmetler de vardi. Allah Tâlût'dan sonra mülkü Hz. Dâvûd'un almasini ve onun yerine oglu Süleyman (a.s.)'i varis kilmayi istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd (a.s.)'in gücü Câlût'u öldürmesiyle gösterilmis oluyordu."Allah'in izniyle onlari hemen hezimete ugrattilar. Dâvûd da Câlût'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte oldugu seylerden de ona ögretti." (el-Bakara 2/251).Câlût'un öldürülmesiyle Amâlikalilar bozguna ugradilar darmadagin oldular. Bu olaydan sonra halk Hz. Dâvûd (a.s.)'a daha çok sevgi ve saygi göstermeye basladi.Tâlût'un ölümünden sonra yerine Dâvûd (a.s.) geçti. Ona hem yönetim hem peygamberlik verildi; "...Dâvûd'a daglari ve kuslari boyun egdirdik. Onunla beraber tesbih ediyorlardi. Biz (bunlari) yapariz." "Ona sizi savasin siddetinden korumak için zirh yapmayi ögretmistik. Ama siz sükrediyor musunuz ki?" (el-Enbiya 21/78 80)"Andolsun Dâvûd'a tarafimizdan bir üstünlük verdik. Ey daglar onunla beraber tesbih edin ve ey kuslar (siz de). Ve ona demiri yumusattik." "Genis zirhlar yap dokumasini ölçülü yap ve (hepiniz) iyi isler yapin. Çünkü ben yaptiklarinizi görmekteyim. diye vahyettik." (Sebe 34/10-11). Hz. Dâvûd (a.s.) hakkinda Kur'ân-i Kerim'den gelen rivâyetler; Dâvûd'un çok güzel bir sesi oldugunu kendisine verilen Zebur'u okumaya baslayinca daglarin ve kuslarin onu dinlemek üzere etrafinda toplandiklarini bildirmektedir. Zebur dört büyük semâvî kitaptan birisi olup yüzelli sûreden ibarettir. Bu kitap ser'î hükümleri tasimadigi için Hz. Dâvûd Hz. Musa'nin serîati ile hükmetmistir.Yahudi kaynaklarinda Hz. Dâvûd'un Mizmar denen bir musiki âleti çaldigi kayitlidir. Kur'ân'da da: "(Her taraftan) gelen kuslar da ona icabet ederler hepsi onun nagmesine katilirlardi " "Onun mülkünü kuvvetlendirmistik. Kendisine hikmet ve açik konusma güzel konusma vermistik. " (Sad 38/19-20) buyuran Allah ayni sûrenin 21. âyetinde Hz. Dâvûd (a.s.) zamaninda olan bir hâdiseyi de Hz. Muhammed (s.a.s.)'e söyle haber vermistir: "Dâvûd'un yanina gelmislerdi de onlardan korkmustu. Korkma dediler Biz iki davaciyiz. Birimiz ötekinin hakkina saldirdi. simdi sen aramizda hak ile hükmet. Zulmetme. Bizi yolun ortasina (adalete) götür. " (Sad 38/22)Kur'ân'da anlatildigina göre bunlar iki kardestiler. Birisinin doksandokuz koyunu ötekinin bir tek koyunu vardi. Böyle iken doksandokuz koyunu olan öteki kardesinin tek koyununu ister aralarinda tartisma çikar. Tek koyunu olani bu tartismayi kaybeder. Hz. Dâvûd (a.s.)'a müracaat ederler. O davaci olanlardan birini dinler ötekini dinlemeden hükmünü verir. Bunu da Allah'u Teâlâ'nin kendisini imtihani sanir. Ancak bu yaptigi hareket sebebiyle Allah'dan magfiret dileyip secdeye kapanir tövbe eder. Allah onu affettigini bildirir ve ona su vahyi indirir: "Ey Dâvud biz seni yeryüzünde (senden öncekilerin yerine) hükümdar yaptik. insanlar arasinda adaletle hükmet keyfine uyma. Sonra seni Allah yolundan saptirir. Allah'in yolundan sapanlara Allah'in hesap gününü unuttuklarindan dolayi çetin bir azap vardir. " (Sad 38/26)israilogullari Hz. Dâvûd zamaninda en parlak dönemlerini yasamislardir. Dâvûd (a.s.) Kudüs'ü fethetmis kendisine baskent yapmisti.Hz. Dâvûd hem hükümdar hem peygamberdi. Bir nimet olarak bu iki özellik ona verilmisti. O israilogullarini kirk yil yönetti ve Rabbine kavustu. Hz. Dâvud (a.s.)'in yerine oglu Hz. Süleyman (a.s.) geçti ve ona da peygamberlik geldi. Hz. Dâvûd bir gün oruç tutar bir gün yerdi.Abdullah b. Amr'dan rivâyetle Abdullah her gün gündüzleri oruç tutar geceleri de (nâfile) namaz kilardi. Onun bu durumu Rasûlullah'a bildirildiginde Hz. Peygamber onu çagirdi ve söyle buyurdu: "Bir gün oruç tut bir gün iftar et. iste bu Dâvûd (a.s.)'in orucudur."Bir baska rivayette ise Rasûlullah (s.a.s.) söyle buyurmustur: "Allah'u Teâlâ ya en sevimli oruç Dâvûd (a.s.)'in orucudur. O bir gün oruç tutar bir gün iftar ederdi. Allah'a en sevimli namaz da Dâvûd namazi idi. O her gecenin yarisinda uyur. Üçte birinde (nafile) namaz kilardi. Altida birinde de yine uyurdu." (Müslim Siyam 183; Nesâî Siyam 69). | |
| | |
| | #23 (permalink) |
| Hz. Süleyman'in sarayi ve Sebe melekesi Serap Akincioglu Tarih yaklasik olarak I.Ö. 970-931 yillari arasinda yasadigi düsünülen Hz. Davud'un oglu Hz. Süleyman'in kurdugu muhtesem kralliga sahitlik eder. Öyle ki Hz. Süleyman babasindan sinirlari Misir'dan Firat'a kadar uzanan bir krallik devralmis ve kisa sürede hakimiyetini güçlendirmisti. Ve kendi yasadigi dönemde öylesine büyük bir hakimiyet kurmustu ki Allah'a olan imaninin ve üstün aklinin kendisine kazandirdigi bu ihtisam yüzyillar sonra bile insanlarin hayranligini ve dikkatini üzerine çekmeye devam etmektedir.Hz. Süleyman'in hayati Allah'a gönülden iman eden bir müslümanin aklinin ne kadar fazla ufkunun ne kadar genis oldugunu bütün insanliga gösteren çok çarpici bir delildir. Hz. Süleyman (a.s.) cinlerden ve insanlardan olusan ordusu ile kurdugu hakimiyeti muhtesem bir saraydan yönetiyordu. Ve bu saray döneminin en ileri teknigi kullanilarak üstün bir estetik anlayisi ile insa edilmisti. Sarayinda göz alici sanat eserleri ve görenleri hayran birakip etkileyen degerli esyalar benzersiz bir estetik anlayisi ile yerlestirilmisti. Elbette Hz. Süleyman'in bu mekâni görenlerde büyük hayranlik uyandiriyordu.Insanlarin bu saraydan bu kadar etkilenmelerinin nedeni ise insan fitratina en uygun olan estetik anlayisini ve ortami birden karsilarinda görmeleri olmustur. Zira Hz. Süleyman yaptirdigi bu görkemli sarayi imanin nuru ve onun getirdigi üstün bir akil ile yaptirmisti. Ve bir Müslümanin hangi çagda veya hangi sartlarda yasarsa yasasin Allah'in kendisine verdigi imkânlari en güzel sekilde kullanarak essiz bir mekân olusturabileceginin en güzel örnegini sergilemisti.Nitekim Kur'ân-i Kerim'in Neml Sûresi'nin bir çok ayeti onunla ayni dönemde asayan bir kavmin yöneticisi olan Sebe Melikesi'nin Hz. Süleyman'in ihtisamli sarayini gördükten sonra ona biat ettiginden bahseder. Hz. Süleyman Sebe Melikesi Belkis'in varligini kendisine haber getiren Hüdhüd sayesinde ögrenmisti:"Derken uzun zaman geçmeden (Hüdhüd) geldi ve dedi ki: "Senin kusatamadigin (ögrenemedigin) seyi ben kusattim ve sana Saba'dan kesin bir haber getirdim. Gerçekten ben onlara hükmetmekte olan bir kadin buldum ki ona her seyden (bolca) verilmistir ve büyük bir tahti var. Onu ve kavmini Allah'i birakip da günese secde etmektelerken buldum seytan onlara yaptiklarini süslemistir böylece onlari (dogru) yoldan alikoymustur; bundan dolayi onlar hidayet bulmuyorlar." (Neml Sûresi 22-24)Bu bilginin üzerine Hz. Süleyman Allah'i ilâh olarak kabul etmeyip günese secde eden ve seytanin kendilerine süslü gösterdigi bir sistemi kabul eden Sebe halkini imana davet etmek için onlara "Rahman ve Rahim olan Allah'in adiyla" baslayan bir mektup öndermisti. Ve tüm kavmi kendisine teslim olmaya çagirmisti. "Gerçek su ki bu Süleyman'dandir ve 'süphesiz Rahman ve Rahim Olan Allah'in Adiyla' (baslamakta)dir. (Içinde de "Bana karsi büyüklük göstermeyin ve bana müslüman olarak gelin" diye (yazilmaktadir). (Neml Sûresi 30-31)Sebe Melikesi o ana kadar hiç karsilasmadigi kadar kesin bir üslupla tüm hükümdarligini kendisine katmasini isteyen Hz. Süleyman'in bu mektubu arsisinda çok sasirmisti. Ve kendisini kesin olarak bozguna ugratacagindan emin oldugu bu hükümdari kararindan vazgeçirmek için ona yüklü hediyeler göndermek yolunu seçmisti. Ne var ki Allah'in rizasini ve rahmetini hiç bir zaman maddî bir menfaate tercih etmeyen tüm peygamberler gibi Hz. Süleyman da Sebe Melikesi Belkis'in hediyelerini geri çevirmis ve elçileri vasitasiyla ona ne kadar kararli onurlu ve Allah'a bagli oldugunu gösteren söyle bir haber göndermisti:"(Elçi hediyelerle) Süleyman'a geldigi zaman: "Sizler bana mal ile yardimda mi bulunmak istiyorsunuz? Allah'in bana verdigi size verdiginden daha hayirlidir; hayir siz hediyenizle sevinip ögünebilirsiniz" dedi. Sen onlara dön biz onlara öyle ordularla geliriz ki onlarin karsi koymalari mümkün degil ve biz onlari ordan horlanmis asagilanmis ve küçük düsürülmüsler olarak sürüp çikaririz." (Neml Sûresi 36-37)Hz. Süleyman Sebe Melikesi Belkis'a Allah'in adi ile basladigi mektubunda kendi gücünün Yüce Rabbinden geldigini ve asla yenilmeyecek bir kuvvete sahip oldugunu hissettirmisti. Nitekim Hz. Süleyman cinlerden insanlardan olusan ona büyük bir teslimiyetle ve sevkle bagli bir orduya sahipti. Öyle ki bu ordunun her üyesi Süleyman Aleyhisselamin bütün sözlerini büyük bir hosnutlukla ve tam bir itaatle yerine getirmekteydi. Elbette Hz. Süleyman'in ordusunun tüm gücü Allah'tan gelmekteydi ve Allah'in ordusu adetullaha uygun olarak her zaman üstün gelecekti. Sebe Melikesi Belkis onun (Hz. Süleyman'in) sarayina gittiginde o güne kadar hiç görmedigi büyük bir mülk ve zenginlikle karsilasmisti: "Ona: "Köske gir" denildi. Onu görünce derin bir su sandi ve (etegini çekerek) ayaklarini açti. (Süleyman Dedi ki: "Gerçekte bu saydam camdan olma düzeltilmis bir kösk zemindir." Dedi ki: "Rabbim gerçekten ben kendime zulmettim; (artik) ben Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum." (Neml Sûresi 44) Kendisi de bir zenginlik ve hâkimiyete sahip olan Sebe Melikesi Belkis Hz. Süleyman'in sarayina girince o güne kadar gördügünden çok farkli bir estetik ve bir zenginlikle karsilasmis ve ruhuna hitap eden büyük bir akla sahit olmustur. Aslinda Sebe Melikesi Belkis'in duydugu hayranlik ve saskinlik içine girdigi saraya degil Hz. Süleyman'in aklinadir. Çünkü Belkis'in karsilastigi manzara o dönemin sartlarinda yapilabilecek en mükemmel eser olarak tarif edilebilecek en güzel yerdir. Âyette de ifade edildigi gibi camdan olan kösk zemini öylesine gerçekti ki Sebe Melikesi Belkis islanmamasi için eteklerini toplayarak ilerlemesi gerektigini düsünmüstü. Sarayin muhtesemligi ve görkemi müslümanlarin ruhlarinda yasadigi zenginligi yansitiyordu. Belkis'in baska bir ülkenin hükümdari olmasina ve bu ülkenin en büyük servetine sahip olmasina ragmen Hz. Süleyman'in yasadigi mekândan ve onun zenginliginden etkilenme sebebi de budur. Teknik anlamda büyük servetler harcanan mekânlarda yasamasina ragmen pek çok kisi insan fitratinin hoslanacagi estetigi saglayamayabilir. Oysa Hz. Süleyman'in sarayinin her kösesinde görülen zevk akil ve mükemmellik sadece servetle elde edilebilecek bir görünüm degildir. Iste aradaki bu farki daha sarayin girisini görür görmez anlayan Belkis böyle bir yeri meydana getiren akla ve o aklin üstünlügüne hemen teslim olmustur. Sebe melikesi Süleyman Âleyhisselamin aklinin sahibi olan Cenâb-i Allah'a iman ettigini söylemis ve müslümanlardan olmayi kabul etmistir. Hz. Süleyman ve onunla birlikte yasayan mü'minler Allah'in kendilerine verdigi bu büyük mülkü tasimaya lâyik ve ehil kimselerdi. Rabbine karsi son derece güzel ahlâkli teslimiyetli ve mütevazi bir peygamber olan Hz. Süleyman kendisine nimet olarak bahsedilen bu büyük zenginligi yine yalnizca Allah'i razi etmek ve onlarin kalbini Islâm'a isindirmak için kullaniyordu. Pek çok peygamber de ayni Hz. Süleyman gibi insanlara dini teblig ederken halkin karsisina büyük bir zenginlikle çikarak onlari etkileme yoluna gitmisti. Hazinenin basina getirilen Hz. Yusuf kendisine büyük bir mülk verilen Hz. Ibrahim görenleri hayrete düsürecek kadar ihtisamli bir hâkimiyete sahip olan Hz. Süleyman ve fakirken zengin kilinan Peygamberimiz Hz. Muhammed yasadiklari hayat boyunca bunun en güzel örneklerini sergilemislerdir. Peygamberlerin bu zenginligi ve yasadiklari üstün ahlâki gören insanlar hiç bir sistemin ya da ideolojinin kendilerine sunmadigi böyle bir maneviyati ve maddî ihtisami elde edebilmenin yolunu merak ediyorlardi. Bu nedenle Islâmi henüz tanimayan insanlar ilk basta bu zenginligin sebebine ve gördükleri ahlâkî yapisina karsi duyduklari merakla Islâma yaklasmislardir. Ahlâkî üstünlükleri ve tümüyle Allah yolunda kullandiklari zenginlikleriyle halkin kalbini Islâma isindiran peygamberler böylece kisa sürede Allah'in izniyle büyük kitlelere dini yaymayi basarmislardir. | |
| | |
| | #24 (permalink) |
| Hz.YÛNUS (a.s) Adi Kur'ân'da geçen peygamberlerden biri.Soyu Bünyamin vasitasiyla Ya'kûb (a.s)'a ve onun vasitasiyla de ibrâhim (a.s)'a dayanmaktadir. Bazi alimlerin naklettigine göre isa (a.s) annesinin adiyla isa b. Meryem diye anildigi gibi Yûnus (a.s) da annesinin adiyla Yûnus b. Matta diye anilmaktadir. (ibn Sa'd Tabakatü'l-Kübra Beyrut 1957 I 55). Buhârî'nin verdigi bilgiye göre ise bu görüs yanlistir. Aslinda Matta Yûnus (a.s)'in annesinin degil babasinin adidir. Yani Yûnus (a.s) Yûnûs b. Matta diye anilinca babasinin adiyla anilmis olur (ez-Zebîdî Sahihi Buhârî Muhtasari Tecridi Sarih Tercemesi ve serhî trc: Kamil Miras Ankara 1971 IX 152).Yûnus (a.s)'in Ya'kub (a.s)'in torunlarindan oldugu Kur'ân'da söyle haber verilistir:"Nûh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettigimiz gibi sana da vahyettik. Nitekim ibrâhim'e ismail'e ishâk'a Yakub'a torunlarina isa'ya Eyyûb'a Yûnus'a Harûn'a Süleyman'a da vahyetmis ve Davud'a da Zebûr'u vermistik" (en-Nisâ 4/163).Bu âyette ifâde edildigi gibi isâ (a.s) Eyyûb (a.s) Harun (a.s) ve Süleyman (a.s)'da Yunus (a.s) ile ayni soydan Yakub (a.s)'in torunlarindandirlar.Yûnus (a.s)'in nüfusu yüz bini askin bir sehrin halkina uyarici ve tevhide çagrici bir peygamber olarak gönderildigi Kur'ân'da söyle geçmektedir:"Ve onu yüz bin Insana ya da daha fazla olanlara peygamber gönderdik" (es-Saffat 37/147).O'nun peygamber olarak gönderildigi bu yerin Ninova sehri oldugu nakledilmistir. Ninova sehri Dicle nehrinin kiyisinda simdiki Musul'un yerinde bulunmaktaydi. Bu beldenin Insanlari küfrün içinde bulunuyorlardi ve putlara tapmakta idiler. Yûnus (a.s) onlari küfürden ve putperestlikten nehyetmek bir de onlara küfürlerinden dolayi tevbe etmelerini Yüce Allah'in varligina ve birbirine inanmalarini emretmek üzere gönderilmisti (ez-Zemahserî el-Kessâf Kahire t.y. V 126; et-Taberî Tarih Misir 1326 II 42).Yûnus (a.s)'in adi Kur'ân'in çesitli yerlerinde geçmekle berâber Kur'ân'daki sûrelerden birine isim olarak verilmistir. Kur'an'in onuncu sûresinin adi Yûnus sûresidir.Yûnus (a.s) milletini otuz üç yil Allah'a imân etmeye küfürden kurtulmaya davet etti tebligde bulundu ve peygamberlik vazifesini yerine getirdi. Ancak sadece iki kisi ona imân etti (ibn Esir el-Kâmil Beyrut 1965 I 360; Sahihi Buhâri ve Tecridi Sarih Tercümesi IX 152).Milletinin bu sekilde küfürde direnmesi ve imâna gelmemesi Yûnus (a.s)'in zoruna gitti. Yüce Allah onun bu kizginligini ve bunun neticesinde milletini terketmeye kalkismasini söyle haber vermistir:"Zünnûn (Yûnus)'a gelince o öf keli bir halde geçip gitmisti. Bizim kendisini asla sikistirmayacagimizi zannetmisti. Nihâyet karanliklar içinde; "Senden baska hiç bir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" diye niyaz etti." (el-Enbiyâ 21/87).Bu âyette Yûnus (a.s)'dan Zünnûn diye bahsedilmistir. Zünnûn balik sahibi demektir. Kur'ân'in baska bir yerinde de Yûnus (a.s) bu lakabla anilmistir:"Sen Rabbinin hükmünü sabirla bekle. Balik sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o dertli dertli Rabbine niyaz etmisti" (el-Kalem 68/48).Hem bu âyette hem de yukaridaki âyette Yûnus (a.s)'in sabretmemesine Allah'in emri olmadan milletini terketmeye kalkismasina isâret edilmistir. Onun bu hali üzerine Yüce Allah söyle buyurmustu:"O halde peygamberlerden azim sahibi olanlarin sabrettigi gibi sen de sabret" (el-Ahkâf 46/35).Allah'in müsaadesi olmadan Yûnus (a.s)'in ayrilmaya kalkismasi iyi netice vermemisti. Ninova'dan ayrilmak için bir gemiye binmisti. Geminin batmaya yüz tutmasi üzerine hafiflemesi için yolculardan birinin suya atilmasi gerekti. Kimin suya atilacagini tesbit için kur'a çekildi ve kur'a Yûnus (a.s)'a isâbet etti. Bu durum kur'ân'da söyle haber verilmistir:"Gemide onlarla karsilikli Kur'a çektiler de yenilenlerden oldu" (es-Saffat 37/141).isin daha acisi Yûnus (a.s) denize atildiktan sonra bir balik onu yutmustu. Yüce Allah Kur'ân'da onun bu durumunu söyle haber vermistir:"Yûnus (Rabbinden izinsiz olarak kavminden ayrildigi için) kendisi kötülüklerken onu bir balik yuttu" (es-Saffat 37/142).Burada Yûnus (a.s) hatasini anlamis ve nefsini kinamaya baslamisti. Baligin karnindaki karanliklarda: "Senden baska ilâh yoktur. Sen eksikliklerden uzaksin yücesin. Ben zalimlerden oldum!" (el-Enbiyâ 21/87) diye dua etmeye ve Allah'a yalvarmaya basladi. Bu sekilde imân ve inançla Allah'a siginmasi neticesinde Yüce Allah onu affetmisti (el-Maverdî en-Nuketu ve'l-Uyûnu Beyrut 1992 III 465 vd). Yûnus (a.s)'in duasinin kabul edildigi ve Allah tarafindan bagislandigi Kur'ân'da söyle dile getirilmistir:"Biz de onun duasini kabul ettik ve onu tasadan kurtardik. iste biz Insanlari böyle kurtaririz" (el-Enbiyâ 21/88)."Eger tesbih edenlerden olmasaydi (Insanlarin) yeniden diriltilecekleri güne kadar onun karninda kalirdi" (es-Saffat 37/143 144).Gücü her seye yeten Yüce Allah baligin karnindaki Yûnus (a.s)'i öldürmedi. Bir süre sonra balik onu agzi ile sahile birakmisti. Onun kurtulus ve daha sonraki hafi Kur'ân'da söyle haber verilmistir:"(Ama baligin karninda bizi andi tesbih etti) biz de onu hasta bir halde agaçsiz bos bir yere attik ve üzerine (gölge yapmasi için) kabak türünden bir agaç bitirdik" (es-Saffat 37/145 146).Yûnus (a.s)'in Allah tarafindan affedilmesi ve büyük bir tehlikeden kurtarilmasi Kur'ân'in baska bir yerinde dile getirilmistir:"Sen Rabb'inin hükmüne sabret balik sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o sikintidan yutkunarak (Allah'a) seslenmisti. Eger Rabb'inden ona bir nimet yetismeseydi yerilerek çiplak bir yere atilirdi. Fakat (böyle olmadi) Rabb'i onun duasini kabul etti de onu salihlerden kildi" (el-Kalem 68/8 49 50).Yûnus (a.s)'i bu sikintilardan kurtaran Yüce Allah onun milletine de neticede hidâyeti nasib etti. Onlar da sonunda Allah'a imân edip tevhid'e sarildilar. Onlarin tevbe edip hakka dönüslerini ifâde eden âyetin meâli söyledir:"inandilar biz de onlari bir süreye kadar geçindirdik" (es-Saffat 37/148).Yûnus (a.s)'in milletinin bu sekilde tevbe etmeleri küfürden dönüp Allah'a inanmalari Allah tarafindan övülmüs methedilmistir:"Keske (azabi gördükten sonra) inanip da inanmasi kendisine fayda veren bir memleket olsaydi! (Azabi gördükten sonra inanmak hiç bir memlekete yarar saglamamistir). Yalniz Yûnus'un kavmi (azab henüz inmeden önce) inaninca dünya hayatinda onlardan rezillik azabini kaldirmis ve onlari bir süre daha yasatmistik" (Yûnus 10/98).Yûnus (a.s)'in faziletli bir Insan oldugu Yüce Allah tarafindan söyle haber verilmistir:"ismâil el-Yesa' Yunus ve Lut'a da (yol gösterdik). Hepsi iyilerden idiler" (el-En'âm 6/86).Hz. Muhammed (s.a.v) de onu söyle övmüstür: "Her kim ben Yûnus b. Mattâ'dan hayirliyim derse yalan söylemistir" (Buhârî Tefsiru süre 6 4).Yûnus (a.s) da diger peygamberler gibi Insanlari küfrün serrinden nehyetmis ve Allah'a imân etmeye davet etmistir. inanan Insanlar için onun hayatindan alinacak çesitli ibretler vardir. | |
| | |
| | #25 (permalink) |
| LOKMAN (LUKMAN) HEKIM Bir nebî veya velî oldugu ihtilâfli; ancak çogunlugun tercihine göre hakim bir sahsiyet.Kur'ân-i Kerîm'de Lokman adi iki yerde geçer (Lokman 31/12 13). Kelime ayni zamanda Mekkî bir surenin adidir. Bu sûrenin nüzul sebebi Kureyslilerin Lokman'i Hz. Peygamber (s.a.s)'e sormalaridir.Lokman'in adi geçen iki ayetin meâli söyledir: "Andolsun Biz Lokman'a Allah'a sükretmesi için hikmet verdik. sükreden kimse ancak kendisi için sükretmis olur. Nankörlük eden ise bilsin ki Allah her seyden müstagnîdir övülmeye lâyik olandir. Lokman ogluna ögüt vererek. "Yavrum Allah'a es kosma dogrusu es kosmak büyük zulümdür" demisti " (Lokman 31/12 13). Lokman'in adi içinde geçmese de onun ogluna ögütleri devam etmektedir. Ancak arada iki ayet içinde Yüce Allah Lokman'in ögüdündeki es kosmayi(sirk) tekit için ana-babaya iyi davranmak; yaradana sükür ana-babaya tesekkür etmesini bilmekle beraber; eger ana-baba Allah'a es kosmak üzere çocugunu körü körüne zorlarlarsa o çocugun onlara itaat etmemesi dünya islerinde onlarla güzelce geçinip Allah'a yönelen kimselerin yoluna uymasi gerektigini bildirmektedir (Lokman 31/14 15). Lokman'in ögütleri söyle devam etmektedir: "Yavrum isledigin sey bir hardal tanesi agirliginca olsa da bir kayanin içinde göklerde veya yerde bulunsa da Allah onu getirip meydana kor. Dogrusu Allah Lâtif'dir haberdar'dir. Yavrum namazi kil iyiligi emret kötülükten vazgeçir ve basina gelene sabret; dogrusu bunlar azmedilmeye deger islerdir. Insanlari küçümseyip yüz çevirme yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Allah kendini begenip böbürlenen kimseyi hiç süphesiz ki sevmez. Yürüyüsünde ölçülü ol sesini de kis! Seslerin en çirkini süphesiz merkeplerin sesidir" (Lokman 31/16-19).Lokman suresinde geçen meâli verilen ayetlerden anlasilmaktadir ki bu zat bir hakimdir. Çünkü ona hikmet verilmistir. Böyle bir hikmete ulasan kimseye gereken o hikmete sükürdür. Aslinda Yüce Allah'in sükür de dahil hiç bir seye ihtiyaci yoktur. Ancak sükre ihtiyaci olan Insandir. Çünkü Allah sükredince nimetleri artirma vadinde bulunmustur (ibrâhim 14/7). Lokman üç kere "yavrum" veya "oglum" diye hitap ederek ogluna ögüt vermistir. Bunlardan ilkinde Allah'a es ortak kosmamasini ögütlemistir. Çünkü bu Allah'in hakkini baskasina vermek kullarin ve bütün varliklarin yaratanina olan bu haksizlikla onlarin haklarini çignemek basta Yüce Allah'in ikram ettigi serefli kildigi Insan olmak üzere bu varliklari esas yaratanindan baska fâni âciz güçsüz seylere yönelterek onlari tahkîr etmektir. Lokman ikinci "yavrum" hitabiyle baslayan ögüdünde Yüce Allah'in hardal tanesi kadar da olsa yapilan bütün iyilik ve kötülükleri gördügünü bildigini ve onlari ahirette degerlendirecegini anlatmistir. Nitekim Yüce Allah zerre miktar hayir-ser isleyenin karsiligini görecegini bildirmektedir (ez-Zilzâl 99/7-8). Lokman yine ogluna hitaben üçüncü ögüdünde onun namazi kilmasini iyiligi emredip kötülükten vazgeçirmesini basina gelene sabretmesini Insanlara böbürlenip kibirlenmemesini çalim satip ögünmemesini yürümesinde konusurken sesinde ölçülü olmasini tavsiye etmistir.Lokman hakkinda hadislerde de bazi bilgiler bulunmaktadir. En'âm suresi'nin 82. ayetinin nüzulünde sahabeler: "Ey Allah'in Resulü! Bizim hangimiz nefsine zulmetmez ki...?" dediklerinde Peygamberimiz. Bu ayetteki zulüm sizin sandiginiz gibi degildir. O zulüm sirk demektir. Lokman'in ogluna nasihat ederken yavrum Allah'a sirk kosma. Zira sirk en büyük zulümdür dedigini isitmediniz mi?" cevabini vermistir (Sahîh-i Buhârî Tecrîd-i Sarîh Tercemesi IX 163). Lokman söyle derdi: "Yavrum ilmi âlimlere karsi böbürlenmek sefihlerle münazarada bulunmak ve meclislerde gösteris yapmak için ögrenme!" (Ahmed b. Hanbel I 190). Bu anlatim ve devami baska bir rivayette söyle yer almaktadir: "...Ginâ göstererek ve cehalete düserek ilmi terketme! Yavrum meclisleri ihmal etme! Allah'i anan bir topluluk gördügünde onlarla otur. Eger âlimsen ilmin isine yarar; cahilsen onlar sana ögretirler. Umulur ki Allah onlara rahmetini lütfeder onlarla beraber sana da ulasir. Allah'i anmayan bir lopluluk gördügünde onlarla oturma. Eger âlimsen ilminin sana bir yarari olmaz; cahilsen onlar seni saptirirlar. Allah onlari azabina düçar kilar sana da onlarla beraber isabet eder" (Dârimî Mukaddime 34). Yine bir hadis-i serifde ilim-hikmet hakkinda söyle denilmektedir: "Hakîm Lokman ogluna su tavsiyede bulunmustur. Yavrum âlimlerin yaninda otur ve dizlerinle onlara çok yaklas. Çünkü Allah gökten indirdigi yagmurla ölü topragi dirilttigi gibi kalbleri hikmet nûruyla diriltir"(Muvatta ilim 1). Lokman hakkinda baska bir hadis de söyledir: "Hakim Lokman söyle derdi: süphesiz Allah bir seyi emânet aldigi zaman onu korur" (Ahmed b. Hanbel II 87).Bu hadislerin meselâ zulüm hikmet ilim gibi konularda Kur'ân-i Kerîm'deki Lokman ile ilgili ayetlerle rabitali oldugu görülmektedir.Lokman'in kim oldugu konusunda çesitli görüsler vardir. ibn ishak'a göre Lokman'in nesebi [Lokman b. Bâur b. Nahor b. Tarih (Terah: Âzer)] Dördüncü. Kusakda Hz ibrahim (a.s)'in babasi Âzer'e ulasir. Vâkidî Lokman'in isrâilogullari kadisi Eyle ve Medyen taraflarinda yasayan Eyle'de ölen bir kimse oldugunu zikreder. ikrime'ye göre Lokman bir nebîdir. Ancak onun bir hakim oldugunda âlimlerin ittifaki vardir (Sahih-i Buharî Tecrid-i Sarih Tercemesi IX 163). Vehb b. Münebbih'e göre; Lokman ibn Bâûra Âzer neslindendir. Mukâtil'e göre ise Hz. Eyyub (a.s)'in kizkardesinin veya teyzesinin oglu idi. Uzun müddet yasadi. Hz. Davud'a yetisti ve ondan ilim aldi. Sanat sahibi idi. Bir nebî oldugunu söyleyenler de oldu. ibn Rüsd Tehâfüt'ünde söyledigi gibi her nebî hakîmdir fakat her hakim nebî degildir. Bakara sûresi'nin 269. ayetine göre Yüce Allah hikmeti istedigine verir. Kime de hikmet verilmisse ona büyük hayir lütfedilmistir. Dolayisiyle o kimsenin ilmen amelen bunun sükrünü yerine getirmesi gerekir. Lokman için de Kur'ân'da böyle söylenmistir (Elmalili Hamdi Yazir Hak Dini Kur'an Dili IX 3842-3843).Lokman Islâm'dan önceki Araplarda kendisinden çok bahsedilen bir sahsiyet idi. Yahudi ve Hristiyan kutsal kitaplarinda adi geçmez. Onun Âd kabilesinden veya Habesli bir köle oldugu da belirtilmistir (S.G.F. Brandon A Dictionary of Comparative Religion London 1970 s. 414).Eski Arap geleneginde cahiliyye devri Insanlari bu zata Lukmânü'l-Muammer diyorlardi. Onun yedi kartalin ömrü kadar uzun yasadigina inanilirdi. Ebû Hâtim es-Sicistâni'nin "Kitâbül-Muammarîn" adli eserinde Lokman Hizir'dan sonra uzun yasayan ikinci sahsiyet olarak yer alir. Yedi kartal ömrü bes yüz altmis yil yapsa da çesitli rivayetlerde onun bin hatta üç bin-üç bin bes yüz yil yasadigi bile ileri sürülmüstür. Lokman'a Nâbiga'nin siirlerinde bile rastlanir. Cahiliyye geleneginde Lokman ayni zamanda bir kahraman ve hakim bir kimse olarak da görülürdü. Bir çok macera ona isnat edilmisti. Bütün bunlar arasinda Lokman Âd kabilesinden olmakla bu kabîleye Sodom gibi günahkârligi dolayisiyla kuraklik cezasi verildiginde onun da dahil oldugu bazi kimseler yagmur için dua etmek üzere Mekke'ye giderler. Ancak Âdlilar orada zevk ve safâya dalip esas vazifelerini unuturlar. Hatirlatildiginda da birisi siyah bir bulut isteyiverir. Âd kabilesinin mahvi bu bulutla olur. Aslinda onlarin cezalandirilmalari Hz. Hûd'a itaatsizlikleri dolayisiyladir. Âd kavmi ile ilgili ayetlerde ve Hûd suresinde Lokman'in adi geçmez (Bernhard Heller iA. "Lokman " maddesi).Lokman Kur'ân-i Kerîm'de yer aldiktan sonra Arapça darb-i mesel ve hikmet kitaplarindan Kasasul-Enbiyalara kadar bir çok eserlerde yer aldi. Sa'lebî (ö. 427/1035) Ârâisul-Mecâlis"inde ondan bahsederken Kur'ân'daki anlatimi baska rivayetlerle genisletir. O Lokman'in kim oldugu konusunda yukaridaki bütün bilgileri verdikten sonra Mücâhid'in onun uzun dudakli siyahî bir köle oldugu yolundaki rivayetlerini de bunlara ekler. Ancak bu rivayeti takviye sadedinde Insanlardan Sudan'dan çikmis üç hayirli kimse arasinda Bilâl (Habesli ?) Hz. Ömer (r.a)'in kölesi Mühecca' ve Lokman'a (Sudan'in Misir'a yakin Nubya tarafindan) yer veren rivayeti de almaktadir. O Lokman'in Habes'li bir marangoz bir terzi oldugu konusundaki iddialari da aktardiktan sonra âlimlerin onun hakim olup nebî olmadiginda ittifak ettiklerini bu konuda ikrime'nin farkli görüse sahip oldugunu (bazilarina göre Lokman'in nebîlik ile hakimlikten birini tercihte serbest birakildigi onun hikmeti seçtigini) belirtmektedir. O ayrica Lokman'in nebî olmadigi; Allah'in çok tefekkür iyi yakin ile takvâ ehli kildigi bir kul oldugu; onun Allah'i Allah'in da onu sevdigi ona hikmet lütfettigini açiklayan bir hadis de nakleder (Sa'lebi Arâisul-Mecâlis 312).Sa'lebî Lokman'in dünyada sikinti çekenin refahtakinden hayirli oldugunu; dünyayi ahirete tercih edenin dünyada da ahirette de kaybedecegini; malin sihhat nimetin nefis temizligi gibi olmadigini; dogru söz emaneti yerine teslim ve bos yere konusmayi terkin hikmeti dogurdugunu söyledigini nakleder. Yine onun nakline göre Lokman ogluna söyle dedi:"Dünya derin bir denizdir. Çoklari onda bogulmustur. O denizde senin gemin Allah'dan takvâ olsun. Binegin Allah'a imanin ve yolun Allah'a tevekkül olsun. Umulur ki kurtulursun; tamamen kurtulacagini da sanmam. Yavrum Insanlar ibadet ve taatte her gün noksanlastiklari halde nasil olur da vadolunduklarindan korkmazlar! Yavrum! Dünyadan yetecek kadar al ona kapilma bu ahiretine zarar verir. Dünyadan el etek de çekme yoksa Insanlara yük olursun. Oruç tut bu sehvetini keser. Seni namazdan alikoyan orucu tutma çünkü Allah'in katinda namaz oruçtan daha büyüktür... Yavrum! iyiligi ondan anlayana yap. Nitekim koç ile kurt arasinda dostluk olmadigi gibi; iyi ile kötü arasinda da dostluk olmaz. Çekismeyi seven hakarete ugrar kötülük olan yerlere giden töhmet altinda kalir kötülüge yaklasan kendini kurtaramaz ve dilini tutmayan pisman olur. Yavrum! iyilerin hizmetinde bulun; fakat kötülerle dostluk kurma. Yavrum! Güvenilir kimse ol ki zengin olasin. Kalbin günah lekeleriyle dolu oldugu halde Insanlara Allah'dan korkuyormussun gibi görünme. Yavrum âlimlerle bir arada bulun ve onlarin dizinin dibinden ayrilma; fakat onlarla tartismaya da girme yoksa sohbetlerinden seni mahrum ederler. Onlara bir sey sorarken nazik davran. Seni ihmal ettiklerinde onlara bikkinlik verme yoksa senden usanirlar. Yavrum! her seyi arkani dönerek isteme ve yüzün dönük olarak da ondan uzaklasma! Zira bu basîreti azaltir ve akli zayiflatir. Yavrum küçükken edepli olursan büyüdügünde faydasini görürsün! Yavrum yolculuga çiktiginda onu çekip götürebilecegin bir yerde olmadikça hayvanindan emin olma; çünkü onun sirti çabuk yagir olur ve bu hakimlerin islerinden degildir. Gidecegin yere yaklastiginda da hayvanindan in ve yürü; kendinden önce onu doyur. Gecenin ilk saatlerinde yolculuga çikmaktan sakin! Sana gecenin yarisina kadar dinlenip gece yarisindan sonra yola çikmani tavsiye ederim. Sefere çikarken yanina kilicini mest'ini sarigini elbiseni su kabini igne ve ipligini biz'ini (saraç ignesi) al! Ayrica yaninda sana ve beraberindekilere yetecek kadar ilâç bulundur. Arkadaslarinla Allah'a isyanin disindaki hususlarda uyum sagla ve onlara vefâ göster! Yavrum kanaatkâr görünmekten sakin zira bu tavrin sana gündüzleri söhret geceleri ise süphe getirir. Yavrum kendini unutup da Insanlara iyiligi emretme! Yoksa senin durumun Insanlara isik verdigi halde kendisi yanarak tükenen kandile benzer! Yavrum küçük isleri umursamazlik etme! Çünkü küçük yarin büyüge dönüsür. Yavrum yalan söylemekten sakin! Çünkü yalan dînini ifsat eder Insanlarin yaninda mürüvvetini noksanlastirir ve bu durumda da utanma duygun yok olur; degerin düser makam ve mevkiin elden gider; küçümsenirsin konustugun zaman sözün dinlenmez söyledigine itibar edilemez. Bu duruma düsüldügünde de yasamanin zevki kalmaz! Yavrum kötü huydan sikinti vermekten sabirsizliktan sakin! Bu hasletler karsisinda hiç bir arkadasin sana dürüst davranmaz ve seninle aralarinda dâima bir mesafe birakirlar. isini sev; sik sik karsilastigin olaylar karsisinda sabret! Insanlara karsi güzel huylu ol! Zira huyu güzel olan herkese güler yüz gösteren ve bunu yayginlastiran iyiler yaninda nasîbini alir; ona karsi iyi kimseler sevgi besler kötüler de ondan uzaklasir. Yavrum gönlünü kederlerle ve kalbini üzüntülerle mesgul etme. Aç gözlülükten sakin. Takdire riza göster. Allah tarafindan sana verilene kanaat et ki hayatin güzellessin gönlün sürurla dolsun ve hayattan zevk alasin. Eger dünya zenginliklerinin senin için bir araya getirilmesini istersen Insanlarin ellerinde olanlara göz dikme! Zira peygamberleri bulunduklari mertebeye ulastiran sey Insanlarin ellerinde bulunanlara göz dikmemeleridir. Yavrum dünya hayati kisadir. Senin oradaki ömrün ise daha da kisadir. Bu kisa ömrün de daha az bir kismi geride kalmistir. Yavrum iyiligi ehline yap ehil olmayana iyilik yapma; yoksa o dünyada bosa gider ahirette de sevabindan mahrum olursun. iktisatli ol savurgan olma; cimrilik derecesinde mala sarilma israfa varacak sekilde de onu dagitma! Yavrum hikmete saril ki onunla ikram göresin onu yücelt ki sen de üstün tutulasin. Hikmet ahlâkinin en üstünü Allah (c.c)'in dinidir. Yavrum hasedçinin üç belirgin özelligi vardir: Giyabinda dostunu çekistirir yaninda oldugu zaman ona yaltaklanir o bir musibete duçar oldugunda da ona sevinir" (Sa'lebî a.g.e. 313-315).Lokman'la ilgili olarak sadece ogluna ögütler hikmetli sözler atasözleri (emsâl durub-i emsâl) degil kissalar da nakledildi. Bunlardan Lokman'in bir köle olarak birisine takdim edildiginde. o diger kölelerin incirleri onun yedigini ileri sürerek efendilerini kandirmak istedikleri zaman hep beraber sicak su içmelerini tavsiye eder. Efendileri öyle yapar sonunda Lokman yalniz su kusarken digerleri incir artiklarini su ile çikarmaya baslarlar. Bir gün efendisi gelen misafiri için Lokman'a en iyi ne varsa onu ikram etmesini söyler. O da koyun dili ve yüregi getirir. Bir baska gün yine misafir için bu defa en kötü ne varsa onu çikarmasini söylediginde ayni seyleri verdigini görünce sebebini sorar. Lokman iyi bir dil ve yürekten daha iyi bir sey olmadigi gibi kötü bir dil ve yürekten de daha kötü bir sey bulunmadigi cevabini verir (Sa'lebî ayni yer).Lokman'a bu kissalar dolayisiyla Araplar'in Ezop'u (Aesopos) denilmis Avrupa'da Ezop'a atfedilen bir çok nükteler Lokman'a isnat olunmustur. Batili yazarlar Lokman'la ilgili kissalarin sonraki devirlerde Ezop'unkilerden kopya edildigini ileri sürerler. Bu konuda karsilastirmalar ve örneklere de yer verip eski gelenekte Lokman hakîm hatta peygamber bir kimse olarak taninirken; sonraki devrede artik köle marangoz haline sokuldugunu eklerler. Onlara göre Lokman; Bileam Ahikar Ezopla ayni görülmüstür. Bileam Kitab-i Mukaddes'te geçer. Müfessirler seceresi Lokman b. Bâûr b. Nahor b. Tarih seklinde geçen bu zatin ibrani dilinde "bala" Arapça "Lakama" kökleri ayni yutmak anlamina geldigi için Kitab-i Mukaddes'teki karsiliginin Bileam oldugu kanaatine ulasmislardir (Bileam için bk. Sa'lebî 209 vd.). Lokman Bileam midir tartismasinda buna olumlu bakanlar yaninda karsi çikanlar; Lokman Kur'ân ve önceki gelenekte saygi duyulan; Bileâm Kitab-i Mukaddes ve Aggada'da nefret edilen bir kimsedir demektedirler (bk. Belâm). Lokman'i Roma'li Ahikar veya Yunan'in Ezop'una benzetenler onlarin sözlerinin veya onlarla ilgili anlatimlarin benzerliklerine dayanmaktadirlar (Bernhard-N.A. Stillman "Lokman" Encyclopedia of islam Leiden 1978 IV 813). | |
| | |
![]() |
| Bookmarks |
| Konu araçları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Peygamberler ! | ...aKibé3t... | İslam ve İnsan | 3 | 28-01-2009 14:08 |
| Kuranda Peygamberler : Hz.Yusuf | Premwaew | İslam ve İnsan | 0 | 27-06-2008 15:04 |
| Kuranda Peygamberler : Hz.Eyyüb | Premwaew | İslam ve İnsan | 0 | 27-06-2008 14:52 |
| Peygamberler HATA yapar mı ? | Navarro | İslam ve İnsan | 1 | 24-01-2008 14:45 |
| peygamberler ve hayatları... | prens_persia | İslam ve İnsan | 2 | 10-09-2007 21:07 |
Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 22:47 .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)