İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz Siz Sorun Biz Cevaplayalım!

Mevlana Celaleddin Rumi-(Hayatı-Eserleri)

 İslam ve İnsan kategorisinde   Mevlana Celaleddin Rumi-(Hayatı-Eserleri) konusu , Hayatı Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri ...

Geri Git   İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz > Kültür ve Sanat Dünyası > İslam ve İnsan


Cevapla
 
LinkBack Konu araçları
Eski 18-07-2006, 01:25   #1 (permalink)
Standart Mevlana Celaleddin Rumi-(Hayatı-Eserleri)

Hayatı

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur.
Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultânı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yılllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.

Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farîzasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya Erzincan Sivas Kayseri Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Mûsâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.

1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

Bu yıllarda Anadolunun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.

Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu SarayınınGül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.

Sultânü'I-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.

Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkûbî ve Hüsameddin Çelebi Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

Yaşamını "Hamdım piştim yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk' ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını Mevlâna'nın vasiyeti üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"
StOrM kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-07-2006, 01:27   #2 (permalink)
Standart MevlÂna'nin Eserlerİ

MESNEVİ

Mesnevî klâsik doğu edebiyatında bir şiir tarzının adıdır. Sözlük anlamıyla "İkişer ikişerlik" demektir. Edebiyatta aynı vezinde ve her beyti kendi arasında ayrı ayrı kafiyeli nazım şekillerine Mesnevî adı verilmiştir.

Her beytin aynı vezinde fakat ayrı ayrı kafiyeli olması nedeniyle Mesnevî'de büyük bir yazma kolaylığı vardır. Bu nedenle uzun sürecek konular veya hikâyeler şiir yoluyla söylenilecekse kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevî tarzı seçilir. Bu suretle şiir beyit beyit sürüp gider.

Mesnevî her ne kadar klâsik doğu'şiirinin bir şiir tarzı ise de "Mesnevî" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevî'si"gelir. Mevlâna Mesnevî'yi Çelebi Hüsameddin'in isteği üzerine yazmıştır. Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre Mevlanâ Mesnevî beyitlerini Meram'da gezerkenotururken yürürken hatta semâ ederken söylermiş Çelebi Hüsameddin de yazarmış.

Mesnevî'nin dili Farsça'dır. Halen Mevlâna Müzesi'nde teşhirde bulunan 1278 tarihli elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre beyit sayısı 25618 dir.

Mesnevî'nin vezni : Fâ i lâ tün- Fâ i lâ tün - Fâ i lün'dür

Mevlâna 6 büyük cilt olan Mesnevî'sinde tasavvufî fikir ve düşüncelerini birbirine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

DİVAN-I KEBİR

Dîvân şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Dîvân-ı Kebîr "Büyük Defter" veya "Büyük Dîvân" manasına gelir. Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr'in dili de Farsça olmakla beraber Dîvân-ı Kebîr içinde az sayıda Arapça Türkçe ve Rumca şiir de yar almaktadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük dîvân (Bahir) ile Rubâî Dîvânı'nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Dîvân-ı Kebîr'in beyit adedi 40.000 i aşmaktadır. Mevlâna Dîvân-ı Kebîr'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu dîvâna Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Dîvânda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

MEKTUBAT

Mevlâna'nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerin.e nasihat için kendisinden sorulan ve halli istenilen diıü ve ilmi konularda ise açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlâna bu mektuplarında edebî mektup yazma kaidelerine uymamış aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında "kulunuz bendeniz" gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna mektup yazdığı kişinin aklına inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflârla hitap etmiştir.

Fİ Hİ MA Fİ H

Fîhi Mâ Fih "Onun içindeki içindedir" manasına gelmektedir.. Bu eser Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem dünya ve âhiret mürşit ve mürîd aşk ve semâ gibi konular işlenmiştir.

MECÂLİS-İ SEB'A

(Yedi Meclis) Mecâlis-i Seb'a adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisi'nin yedi vaazı'nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlâna'nın vaazları Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlemesi yapıldıktan sonra Mevlâna'nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlâna yedi meclisinde şerh ettiği Hadis'lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir :

1. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
2. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
3. İnanç'daki kudret.
4. Tövbe edip doğru yolu bulanlar Allah'ın sevgili kulları olurlar.
5. Bilginin değeri.
6. Gaflete dalış.
7. Aklın önemi.

Bu yedi meclis'de asıl şerh edilen hadislerle beraber 41 Hadis daha geçmektedir. Mevlâna tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlâna yedi meclisinde her bölüme "Hamd ü sena" ve "Münacaat" ile başlamakta açıklanacak konuları ve tasavvufî görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevî'nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.
StOrM kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-07-2006, 01:28   #3 (permalink)
Standart

Mesnevi'yi indirme için

Buraya Tıklayın
StOrM kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-07-2006, 01:29   #4 (permalink)
Standart

Çalışma ve Tevekkül

Allah ilim kudret ve irade sıfatlarının sahibi olarak bütün varlıklar üzerinde tasarruf hakkına kadirdir. Allah ne dilerse onu yapar? Bu yüzden insan her hususta Yüce Allah'ın emir ve isteklerine tam bir güven hali içinde olmalıdır. İşte bu güvene tevekkül denilir. Kuran-ı Kerim'de "Allah'a güven . Vekil olarak Allah yeter." (Azhap333) ayetiyle tevekkülün gereğine işaret edilir. Ancak tevekkül; İnsanın çalışmayı terkederek kaderciliğe düşmesi tembellik etmesi değildir. İnsan cüz-i iradesiyle doğru olanı seçmeli çalışmalı görünürdeki sebeplere riayet ettikten sonra yalnızca kendisine ya da yaptıklarına güvenmeyip tam bir samimiyetle Allah'a itaat etmelidir. Tıpkı doktorun hastasını kurtarmak için elinden geleni yaptıktan sonra takdiri Allah'a bırakması gibi...
Mevlana çalışma ve tevekküle dair düşüncelerini bu çerçeve içinde ele alır. Mesnevi'de bu iki konu münazara şeklinde işlenir her ikisinin de önemine işaret edilir ancak münazaranın galibi çalışmak olur.
Mevlana öncelikle tevekkülün gereği üzerinde durur :
"Gemiye yükü yükleyince artık yapacağın iş Hakk'a tevekkül etmektir.
O yolculukta batacak mısın kurtulacak mısın bilinmez.
"Neticeyi bilmedikçe gemiye bir adım atmam.
Bu yolda kurtulacak mıyım yoksa boğulacak mıyım ? Bu iki halden hangisidir anlamalıyım.
Ben diğerleri gibi sahil ümidiyle Şüphe içinde bu yola gitmem" dersen ;
Tüccarlık yapamazsın. Onlar gayba aittir sırdır gizlidir." (Mesnevi III/ 3105-09)
Bu örnekle Mevlana insanın kuruntu gelecek endişesi ve rızk kaygısından kurtulması için tevekkülün şart olduğuna dikkat çeker. Yine Mesnevi'de yer alan bir hikayede yeşilliklerle dolu ıssız bir adada yaşayan öküzün hali anlatılır. Akşama kadar çayırda otlayarak semiren öküz geceleyin ertesi gün ne yiyeceği endişesine düşer dertlenir zayıflardı. Her gün doyasıya yemesine rağmen geceleri açlık korkusuyla geçer ; rızkı hiçbir gün azalmamışken ömrü korku ve dertle sürerdi. (Mesnevi V/2864-74) Bu misalle de tevekkülün insanın psikolojik sağlığı ve huzuru için gereği dile getirilir. Diğer yandan tevekkül yalnızca istikbal endişesi için değil insanın her gün yüz yüze geldiği sıkıntıların hallinde de yardımcı olur. Tevekkül sahibi insan sadece hayırın Allah'tan gelebileceğine inandığı için her zaman huzurludur:
"Sen burnunu kanatmak istemezsin ama burnun kanar. Bu kanayış sana sağlık verir.? (Mesnevi III/3438)
Ancak tevekkül konusu yanlış anlaşılmamalıdır. İnsan gerekli tedbirleri aldıktan sonra Cenab-? Hakk'ın yardımına güvenir. Hazret-i Peygmberin deyişiyle; ?Önce bineğini bağla sonra tevekkül et.? prensibi esas olmalıdır. Mevlana' nın tevekkül anlayışı da bu temele oturur:
"Basiretsizin aklının dolaşmaya gücü olmadığından o hep tevekkülle kör gibi yürür.
Sade tevekkülle savaş olur mu? Bu tavla oynayanların tevekkül etmesi gibi olur.? (Mesnevi IV/2921-22) sözleriyle Mevlana çalışmadan tevekkül etmenin anlamsızlığını dile getirir. Zira dinimizde çalışmaya büyük önem verilmiştir. "İnsanın nafakasını temin için çalışması ibadettir. ? Ya da "Yarın ölecekmiş gibi ahiret için hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalışınız." Hadisleri ve "Dünya nasibini unutma" (Kasas 28/77) "İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur." (Necm 53/39) veya "Herkes kazancı mukabilinde bir rehindir" (Tür 52/21) ayetlerinin de gösterdiği gibi İslamiyet her zaman insanları çalışmaya sevkeder:
"Tevekkül iyidir güzeldir; lakin sebebe riayette Peygamber'in sünnetidir.
Çalışıp kazanmak tevekküle tercih edilir. Şüphesiz böylece de Hakk'ın sevgilisi olursun
Hazreti Peygamber "Tevekkülden önce bineği bağlamak önnemlidir. " demiştir.
"Kazanan Allah'ın sevgilisidir.? Hadisindeki manayı ve tevekkülde sebebe riayet yolunu gör" ( Mesnevi I/948-51)
"Peygamber : " Rızık kapısı kapalıdır. Kilitleri vardır." Buyurmuştur.
O kilidin anahtarı ; bizim çalışmamız hareketimiz ve kazancımızdır.
O kapının kilitsiz açılmasına yol yok. Talep olunmadan ekmek vermek Hakkın adeti değildir. " (Mesnevi V / 2393-95)
"Ekmediğini biçmek bu ham bir tamahtır. Akıllı buna meyletmez. Meyve ham olursa hastalık sebebidir.
"Falan kişi bir hazine bulmuş. Çalışmadan dükkansız ben de bulsam" deme !
Bu baht işidir ve nadir olur. Vücutta kuvvet oldukça çalışmak lazımdır.
Çalışıp kazanmak define bulmana mani olmaz. Sen işine bak. Hakk' ın lütfu olursa o da gelir.? (Mesnevi II /739-42)
Çalışmayı kutsal bir vazife telakki eden Mevlana dilenciliği reddeder el emeği ve alın teriyle elde edilen helal kazancı ilim ve hikmet tohumuna benzetir. (Mesnevi I/ 1707-13). İnsan helal lokma için çalışırsa sonunda refaha ulaşır. Bunun içinde hiçbir zaman güçlüklerden yılmamalıdır zira külfetsiz nimet olmaz:
"Hazineyi muhafaza için bilinmeyen viranelere gömerler.
Defineyi malum yerlere koymazlar. İşte bu yüzden ferahlık da zahmetin altındadır." (Mesnevi III /1138-39)
İnsan gerçek mutluluk ve huzura kavuşmak için çalışmalı; çalışma dengesinde hem dünya hem de ahiret kazancını gözetmelidir :
Kulun "Allah'ın dediği olur demesini tembellikten oldu sanma.
Belki bu ; daha fazla çalışmaya gayret göstermeye daha fazla hizmete istekli olmaya teşvik içindir.
Her neyi dilesen bütün dileklerin muradın üzere olacak!" denilmiş olsaydı ;
O zaman senin tembellik etmen caiz olurdu. Çünkü ne söyler ne dilersen hasıl olacaktı.
Ama "Allah'ın dediği olur. Bil ki Şüphesiz mutlak hüküm O'nundur." denilince ;
Öyleyse niçin yüz can ile her sabah ve akşam O' nun kulluğunda ihtimam göstermezsin ?" (Mesnevi V 3120-25)
Neticede görüldüğü gibi Mevlana'nın dünya ve hayat görüşünde çalışmak bitmeyen bir dinamizim ve enerji ile güçlüklerle mücadele etmek; daha sonra Allah'a güvenip tevekküle yönelmek gerekir:
"Önce çalış tevekkülde kemal gülsün. Tohumunu ek sonra tevekkül et." (Mesnevi I/984
StOrM kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 18-07-2006, 01:30   #5 (permalink)
Standart

Aşk

Her türlü kemale erişi aşkta gören Mevlana'nın bütün eserleri aşka dairdir. Zira aşk hayatin aslidir özüdür. Kainatın yaratılış sebebi aşktır. 'Sen olmasaydın bu gökleri yaratmazdım.' Kudsi hadisiyle ; varlık alemlerinin yaratılmasındaki yegane maksadın Cenab-i Hakkin Hazreti Peygambere duyduğu sevgi olduğu belirtilir. Mademki varlığın mayası aşktır aşkın en ileri noktası olan Allah aşkı ve muhabbeti her şeyin üzerinde değere sahiptir. Mevlana bu düşünceden hareketle binlerce beyitte ilahi aşkı söylemiştir. Onun aşka dair düşüncelerini dört grupta toplamak mümkündür. Akil ve aşk mukayesesi aşkın üstünlüğü ve değeri fanilere duyulan aşkın geçersizliği aşktan nasibi olmayanların zavallılığı ...

Mana Padişahı Mevlana'ya göre akıl ve ilim gayb aleminin gerçeklerini kavramada yetersizdir. Bunlar insanı bir noktaya kadar götürür ancak hedefe ulaştıramaz. Fakat insan aşktan kanatlara sahipse ilim ve aşkın hayal edemeyeceği kadar yücelir. Tıpkı miraç gecesi olduğu gibi. O kutlu gecede Hazreti Peygamber ve Cebrail gök katlarında yükselirken Sidre-i Müntehaya gelince ; Cebrail "Bir parmak ucu daha ilerlersem yanarım." diyerek kalmış Hazret-i Peygamber ise Sidre'yi geçerek Cenab- Hakka yakınlığın son derecesine ulaşmıştır.Sidre-i Münteha denen yer ; gerek melek gerekse peygamber bütün varlıkların ulaşabildiği son noktadır. Bir başka deyişle emr-i İlahiden başka her şeyin son bulduğu yerdir. Mutasavvıflar buradan hareketle Cebrail'i beşer idrakin ilim ve aklın sembolü Hazret-i Peygamber'i ise gönül ve aşkın timsali olarak görürler.

Hazret-i Mevlana bu hususa işaret eder :

"Gerçi başlangıçta akil muallimdi. Sonra akil üstatken ona talebe olur.
Akıl Cebrail gibi ; ' Bir adım daha gitsem; bu kol kanat yanar.
Sen bana bakma yürü geç ! Benim için daha ileri yer yok.' der. (MesneviI/ 1112-14)

Bu yüzden Mevlana ; aşkı her sufinin yaşaması gerekli bir hal olarak görür. Ona göre ancak aşkla sevgiliye Hakk'a bağlanan gönül muteberdir. (MesneviI / 1853). Cebrail gibi akıl ile insan Allah'a ulaşamaz; yarı yolda kalır. İnsanla Allah arası bir deniz mesafesi ise ; akıl bu denizde bir yüzücü aşk ise bir gemidir. Yüzmek güzeldir ama uzun bir yolculuk için yeterli değildir. İnsan yüzerken yorulabilir boğulabilir. Ama gemiye binen hedefine ulaşır. (Mesnevi IV/ 1423-27)

Diğer taraftan yalnızca görünen zahiri ibadetle de Cenab-ı Hakka ulaşmak yorucu bir iştir. Binde bir kişiye nasip olur. Nitekim ; "Kıyamette namazları oruçları sadakaları getirip teraziye koyarlar. Fakat sevgiyi getirdikleri zaman bu İlahi aşk teraziye sığmaz. Bu yüzden asıl olan aşktır. (Fihi Mafih 325-326)

Bu aşkın mahiyeti ise sözle anlatılmaz satırlara sığmaz . Ancak tadanlar bilir:

Birisi sordu : 'Aşıklık nedir ?' Dedim ki : " Benim gibi olursan bilirsin !" (Mecalis-i Sab'a 82)

Yüce Sultanın "Ben ol da bil!" sözü Cenab-ı Hakka ulaşma yolundaki "bilmek bulmak olmak merhalelerinin son derecesinin aşk ile gerçekleştiğini ifade eder. İlim ve akıl ise sadece bilmeyi sağlar. Yine Mesnevide :

"Aşk ; her ne şekilde açıklasam da anlatsam da onu tarifte insan dilsiz kalır.
Kalem gerçi her şeyi yazar ama aşka gelince başı döner.
Akıl aşkı anlatmada çamura batmış eşek gibidir. Aşkı ve aşıklığı yine aşk izah eder.
Güneşe delil yine güneştir. Sana delil lazımsa güneşten yüzünü çevirme." (Mesnevi I/ 117-121) beyitleriyle aşkın tarife sığmadığı söylenilirken aklin acizliği bir kere daha dile getirilir.

Aşk yüzünden elbisesi yırtılanın hırstan ve ayıptan temizlendiğini aşkın bütün hastalıkların hekimi kibir ve azametin ilacı olduğunu topraktan yaratılan bedenin aşkla yüceldiğini (Mesnevi I/22-25) söyleyen Mevlana; insanların hırs tamah kibir kıskançlık ve kin gibi kötü huylardan ancak İlahi aşk ile arındığını belirtmek ister. Toplumda İlahi sevgi ile manevi alemi tanıyanlar çoğunlukta olursa aksaklıklar düzelir huzur hakim olur. Diğer yandan insanın dünyadaki geçimi için bir sanat öğrendiği gibi ahireti kazanmak için de bir sanat öğrenmesi bu din sanatının kazancının da aşk olduğu öğütlenir. (Mesnevi II/2618-27)

Mevlana ;
"Anam aşk babam aşk
Peygamberim aşk Allahım aşk
Ben bir aşk çocuğuyum
Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim."

sözleriyle aşkın dört hak mezhebin özü olduğunu belirtir. Buradan anlaşılan şudur ki yalnızca dinin kurallarına uymakla yetinenler dinin özünü tanımayıp kabukta kalanlardır. Asil olan insanin ibadetlerine Allah aşkını katması tam bir ihlas ve samimiyetle kulluk etmesidir.

Hazret-i Mevlana Allah aşkının dışındaki sevgilere aşk denemez ;

"Aşk renge ve kokuya bağlı olursa o aşk değildir kişiye bir utançtır." (MesneviI/224)

"Faniye olan aşk ebedi değildir. Çünkü insan bu düzenin hükmüne ebediliğe müsait değildir.

Her an gönüle feyizler veren goncadan daha taze olan gözün ve ruhun safası olan İlahi aşk bakidir.

Daima diri ve ebedi olana aşık ol Sırrını o nura kavuştur.

Onun aşkını iste Çünkü bütün peygamberler veliler bu aşkı iksirin ta kendisi bildiler.

"Bu aşka bende kabiliyet yok' deme. Kerem sahibinin ihsan etmediği bir nesne yoktur. (Mesnevi I /226-230)

"Külle aşık olanlar cüz' e itibar etmez. Cüz' e meyleden küllün isteyicisi değildir" (MesneviI/ 2903) beytiyle Mevlana Allah aşıklarının Cenab-ı Hak dışında başka hiçbir şeye değer vermediğini sevgisini fani unsurlara yöneltenin ise Allah aşkından yoksun olduğunu belirtir. Ancak bazen istisnai durumlar olabilir. İnsan faniye duyduğu aşkta kararlı vefalı ve sadık ise bu mecazi aşk onu gerçek sevgiye ilahi aşka götürebilir :

"Vehme hevese aşık olan sadıksa ; bu mecaz onu hakikate götürür." (Mesnevi I /2861)

Mecnun Leyla'nın aşkıyla yola çıkmış neticede Mevla'nın aşkına ulaşmıştır.

Ama insanın ne mecazi ne hakiki aşktan nasibi yoksa Hazret-i Mevlana bunlara sert bir dille çatar:

"Mademki aşık olmuyorsun git yün ör iplik eğir.
Yüz işin var yüz renge boyanmışsın yüz rengin var yüz alacan...
Mademki kafatasında aşk şarabı yok
Var geliri bol kişilerin mutfağında kase yala..."
(Rubailer126)

"Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa; o uçmayan kanatsız kuş gibidir." (MesneviI/31)

Yaradılışın özünü ve insanın fani benliğinden yükselişini aşkta bulan Mevlana; aşksız geçen ömrü ömür saymaz:

"Baht sana yar olur yaver kesilirse;
Aşk seninle işe güce girişir.
Aşksız ömrü hesaba sayma;
O sayıdan dışarda kalacaktır çünkü..."

(Mecali-i Saba 43)
StOrM kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.0