Sağlık kategorisinde DAhiliye konusu , Su çiçeği Suçiçeği Hastalığının Tanımı Suçiçeği ya da varisella herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ...
| |||||||
| Üye Ol | FlashChat | Bloglar | Üye Listesi | Forumları Okundu İsaretle |
| | #256 (permalink) |
| Su çiçeği Suçiçeği Hastalığının Tanımı Suçiçeği ya da varisella herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ortaya çıkan kabartılardır. Suçiçeği adının da bu kabartıların birkaç saat içinde içi saydam sıvıyla dolu kesecikler haline gelmesiyle ilişkili olduğu söylenmektedir.Başlıca Nedenleri Bu hastalık özellikle on yaşın altındaki çocukları etkileyen salgınlar şeklinde ortaya çıkar. Varisella zoster virüsünden kaynaklanır ve olağanüstü bir bulaşıcılığa sahiptir. Her ne kadar bu hastalığı geçirmekle yaşam boyu bağışıklık kazanılırsa da virüs uyku halinde bekleyip daha sonra yetişkinlik çağında kendini herpes zoster yani zona olarak gösterebilir.Suçiçeğinin Çocukluk Çağındaki Belirtileri Nelerdir? Enfeksiyondan sonra 14 ila 21 günlük bir kuluçka devresi vardır ve daha sonra çocuk ateşlenir ya da hafif bir titreme görülür veya kusma ile sırt ve bacaklarda ağrı gibi şikayetlerle kendini daha hasta hissedebilir. Hemen hemen aynı zamanda sırt ve göğüste bazen de alın çevresinde ve daha nadiren kol ve bacaklarda çok sayıda kırmızı ve kaşıntılı kabartı oluşur. Bu kabartılar birkaç saat içinde saydam bir sıvıyla dolu kesecikler haline gelir. Bu keseciklerin görülmesi birkaç gün devam eder ve ikinci günden itibaren içerikleri irine dönüşüp bir iki gün içinde patlayabilir ya da kuruyup büzüşerek tepelerinde kahverengimsi kabuklar oluşur. Bu küçük kabuklar bir haftaya varmadan pullanarak dökülür ve iyileşme tamamlanır.Hastanın Çevresindekilerden Tecrit Edilmesi Gerekli midir? Hasta çocuk döküntünün görülmesinden itibaren bir hafta süreyle ya da kesecikler kuruyuncaya değin bu hastalığı geçirmemiş çocuklardan tecrit edilmelidir. Ancak kabukların dökülmesini beklemeye gerek yoktur. Hangi Yaşlarda Görülebilir? Belirgin Olarak Görüldüğü Dönemler Var mıdır? Çoğunlukla çocukluk çağında görülür. Kış ve ilkbaharın ilk ayları suçiçeğinin yaygın olarak görüldüğü aylardır. Yetişkinler Daha Büyük Risk Altında mıdır? Yetişkinler ve ergenlik çağındakiler çocuklara kıyasla daha ağır hastalık riski altındadırlar. Ağrı ateşin süresi kırıklık kaşıntı gibi belirtiler daha şiddetli olur döküntü daha geniş alana yayılır ve daha uzun sürede iyileşir ve hastalığın seyri daha uzun olur. Ayrıca suçiçeği olan yetişkinler ve gençler için şiddetli komplikasyon riski daha yüksektir.Suçiçeği En İyi Nasıl Tedavi Edilir? Tedavi hem belirtilere yönelik hem de etkene yönelik yapılabilir. Belirtileri hafifletmek için antipretikler ya da sistemik atihistaminikler kullanılabilir. Etkene yönelik tedavide antiviraller kullanılır. Erken tedavi ağrı ve şikayetleri azaltır. Bazen kaşıntıyı önlemek için kalamin losyonu kullanılır. Bağışıklık sorunu olan ya da enfeksiyon ve komplikasyonları açısından risk altında bulunan çocukların Varicella zoster enfeksiyonu tedavisinde antiviraller kullanılabilir. Uygulama döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 24 saat içinde ve 2 yaşından büyük çocuklarda yapılmalıdır. Antiviraller eğer erken kullanılırsa (döküntülerin ortaya çıkmasını takiben ilk 24 saat içinde) kalıcı izleri azaltır iyileşme sürecini hızlandırır lezyon sayısını azaltır kaşıntıyı azaltır ve ateşi düşürür; hastalığın süresi kısalır ve şikayetler azalır.Kaşıntının şiddetini azaltıp süresini kısaltarak asiklovir aynı zamanda döküntülerin yara haline gelip kalıcı izler bırakma riskini de en aza indirir.Birkaç soru:: 1- Okula giden oğlum suçiçeği geçiriyor küçük kızımda ise henüz bir belirti yok. Geçen sene çok üst üste hastalıklar atlattı ağır geçirmesinden korkuyorum ne yapabilirim?Ailedeki ikinci su çiçeği vakaları daha ciddi geçer bu da ikincil vakaların orijinal virüse"varisella zoster" daha uzun süre maruz kalmalarından kaynaklanır. İkincil vakalarda lezyonları sayısı %50 kadar artabilir semptomlar daha belirgindir ve döküntüler daha yaygındır.Çocuğunuzun geçirdiği hastalıklara bağlı olarak immün sistemi zayıfladıysa suçiçeği daha ağır seyredebilir. Ancak doktora danışmak suretiyle kullanabileceğiniz antiviral tedaviyle bu dönemin hem kızınız hem de kendiniz için daha kolay geçmesi mümkün. Suçiçeği vakalarında kullanılan antiviral tedavi sayesinde semptomların süresi kısalır döküntülerin sayı ve şiddeti azalır ve laterji süresi kısalır.2- Liseye bu yıl başladım ve suçiçeği geçirmedim. Küçük kardeşim ilkokula gidiyor ondan bulaşması ihtimalinden korkuyorum. Bu yaştan sonra geçirirsem ne gibi riskler olur? Suçiçeği yetişkinlerde daha ağır seyreder. Hastalığın belirtileri (ateş laterji döküntü sayı ve şiddeti) daha ağır olur ve ileriki yaşlarda komplikasyon oluşma riski artar. İleriki yaşlarda suçiçeği geçiren kişilerde en fazla karşılaşılan komplikasyon "varisella pnömonisi"dir. Suçiçeği geçiren yetişkinlerde varisella pnömonisi riski %2 dir. Bu oran sigara içenlerde %40'lara kadar varabilir. Bu konuda mutlaka bir doktora danışılmalıdırSuçiçeği geçirildiğinde kullanabilecek antiviral tedavi su çiçeğinin daha kolay geçirilmesine yardımcı olmaktadır . Suçiçeği tedavisinde kullanılan asiklovir etken maddeli antiviraller döküntülerin sayı ve şiddet teşekkürler. Her ay değişik konu ve sorularla buluşmak umuduyla. | |
| | |
| | #257 (permalink) |
| Sünnet I. GİRİŞ: Penisin uç kısmındaki sünnet derisinin kesilip çıkartılması şeklinde tarif edilebilecek olan “sünnet” binyıllardır uygulanan bir gelenek olması yanında bugün sözgelimi A.B.D.’nde en sık uygulanan pediatrik cerrahi işlem olarak da tıp dünyasının gündemindedir. Sünnetin gereksizliği ve zararlarından bahisle aleyhinde olanlarla sünnetin faydalarını savunan taraftarların tartışmaları eskiden beri süregelmektedir. Tartışmalar bir yana sünnet birçok toplum ve kültürde faydasını düşünmeden dini inanç ve gelenekler nedeniyle uygulanmaktadır.Bugün dünya erkek nüfusunun yaklaşık 1/6’i sünnetlidir. 1990 yılında A.B.D.’nde yenidoğan erkeklerin %80’inin sünnet edildiği tahmin edilmektedir. Bu yazımızda böylesine yaygın bir tıbbi işlemin ve sosyolojik vakıanın özetle de olsa tüm yönleriyle incelenmesine çalışılacaktır.II. KISA TARİHÇE: Antropologlar sünnetin başlangıcı hakkında görüş birliğine varamamıştır. Sünnetin tarihini M.Ö. 15000 yıllarındaki taş devrine kadar götürenler varsa da antropolog Ashley Montagu’nun da savunduğu gibi 6000 yıl önce antik Mısır’da sünnetin varolduğu kesinleşmiştir. 4000 yıl önce Eski Ahit’te ise doğumun sekizinci gününde dini sünnet uygulamasına atıf yapılmıştır (bris milah veya brit milla). Eski ve Yeni Ahit’te sağlıkla ilişkilendirmeden sünnete yapılan çok sayıda atıf vardır.Hastalıklara karşı profilaksi amacıyla rutin yenidoğan sünnetinin yaygınlık kazanması 19. yüzyıla rastlar. Özellikle ingilizce konuşulan ülkelerde sünnet kısa sürede kabul görmüştür.1989 yılında Amerikan Pediatri Akademisinin sünnetle ilgili görev komisyonu yenidoğan sünnetinin potansiyel tıbbi faydaları ve avantajları yanında risk ve dezavantajları da olduğunu deklare ederek girişim öncesinde ebeveyne bunların anlatılmasını önermiştir.III. ENDİKASYONLAR: A. Tıbbi: 1. 1. Postit 2. 2. Balanopostit 3. 3. Fimozis 4. 4. Parafimozis B. Tıp dışı: 1. 1. Dini 2. 2. Sosyokültürel 3. 3. Ailevi (Babanın sünnet durumu) IV. POTANSİYEL TIBBİ FAYDALAR: 1. 1. Sünnet derisi ile ilgili problemleri önler veya varsa giderir.2. 2. Penis kanseri riskini elimine eder. 3. 3. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (HIV gibi) ve serviks kanseri insidansını düşürebilir. 4. 4. Yenidoğan erkeklerde üriner enfeksiyon insidansını on kat azaltır. V. DEZAVANTAJLAR: 1. 1. Çocuğun yaşadığı geçici davranışsal ve fizyolojik değişiklikler 2. 2. Potansiyel komplikasyonlar 3. 3. Sünnet derisinin irreversibl kaybı VI. KONTRENDİKASYONLAR: A. A. Mutlak: 1. 1. Tüm penil anomaliler (hipospadias epispadias megalouretra vs.)B. B. Rölatif: 1. 1. Kanama diyatezi 2. 2. Prematürite 3. 3. Ciddi sağlık problemleri VII. SÜNNET DERİSİ: Fetal hayatın üçüncü ayında başlayan sünnet derisi gelişimi beşinci aydan önce tamamlanır. Yenidoğanda sünnet derisinin glansa yapışık olması gayet tabiidir. Bu iki yapının ayrışması intrauterin hayatın geç döneminde başladığından doğumda bebeklerin ancak% 4’ünde sünnet derisi tümüyle geri çekilebilir. Yenidoğanların neredeyse % 50’sinde sünnet derisi eksternal meatusu görebilecek kadar dahi geri sıyrılamaz.Altıncı aya kadar bebeklerin ancak % 20’si tümüyle sıyrılabilen sünnet derisine sahipken bu sayı 3 yaşında % 90’a ulaşır. Puberteye kadar ise hemen tüm çocukların sünnet derileri tamamen geri çekilebilecek hale gelir.Gelenek ve görenek sebebiyle olsa gerek birçok kişi sünnet derisinin erken yaşta geri çekilmeye alıştırılmasını savunur. Bunlara bazı hekimler özellikle pediatristler dahildir. Ancak tıbbi yönden bakıldığında sünnet derisinin erken manipulasyonu gereksiz olduğu gibi; kanama skarlaşma ağrı ve psişik travmaya neden olabilir. Sünnet derisinin glanstan tümüyle ayrışmasının doğumla başlayan ve 10-14 yıl kadar sürebilen bir “süreç” olduğunu bilmek ve ebeveynlere anlatmak gerekir.VIII. İDEAL YAŞ: Bu konuda konsensus yoktur. Bize göre sünnet ya çocuğun ne yapıldığını anlayamayacağı ve yabancıyı tanıyamayacağı kadar erken dönemde (tercihan doğumu takiben veya ilk iki yaşın içinde) ya da sağlıklı iletişim kurulabilecek çağa geldiğinde (6-7 yaşından sonra) yapılmalıdır. Ara yaşlarda ise çocuğa sünnetin gerekliliğini anlatmak ondan anlayış beklemek ve rahat bir cerrahi girişime izin verecek sükuneti sağlamak oldukça zordur.IX. ANESTEZİ: Sünnet girişimini elektif ve sporadik bir cerrahi işlem olarak düşündüğümüzde pediatrik populasyondaki hemen her cerrahi girişim gibi sünnetin de genel anestezi altında yapılması “ideal” gözükebilir. Ancak ülkemiz gibi dini ve geleneksel nedenlerle tüm erkek nüfusun mutlaka sünnet edildiği toplumlarda tüm sünnetlerin genel anestezi altında yapılması pratik olarak mümkün değildir. Çünkü sünnete aday populasyon kümülatif olarak ülke nüfusunun yarısıdır. Onmilyonlarla ifade edilecek bu sayıya genel anestezi uygulayacak ameliyathane bulmanın bir ütopya olması yanında genel ekonomik şartlar sağlık sigortasından mahrumiyet ve anestezi maliyeti gözönüne alındığında tüm sünnetlerin genel anestezi altında yapılması “cost-effective” bir yaklaşım da değildir. Ayrıca bu kadar çok sayıda genel anestezi uygulamasının getireceği komplikasyonlar –belli orandaki ölüm riski de dahil olmak üzere- kabul edilemez boyutlara ulaşacaktır. İşte sünnetin bir sosyokültürel gereklilik olarak tüm erkeklere rutin uygulandığı toplumlarda sayılan temel argümanlardan hareketle bu işlemin genel anestezi ile yapılmasını bazı özel durumlar ve kişisel tercihlerle sınırlayıp lokal anestezi altında sünnet uygulamasını ön plana almak gereklidir.Bugün birçok batı ülkesinde de lokal anestezi ile pediatrik sünnet yapılmaktadır. Eskiden özellikle ilk bir ay içinde yenidoğanın ağrı duymayacağı savıyla anestezisiz sünnet yapan cerrahlar mevcutken yoğun klinik araştırmalar bu savın yanlışlığını kesin olarak ortaya koymuş ve bugün anestezisiz sünnet yapma görüşü bilimsel olarak reddedilmiştir. Sünnet girişimi sırasında uygulanan lokal anestezi seçenekleri şunlardır:1. 1. Dorsal penil sinir bloku 2. 2. Penis kökünde veya gövdesinde ring blok 3. 3. EMLA krem ile topikal anestezi uygulaması Bloklarda otöre göre değişmek üzere 0.5-2 cc arasında %1 lidokain veya benzerleri kullanılmakta ve ağrı kontrolü bakımından mükemmel sonuç vermektedir. Kirya ve Werthman Journal of Pediatrics’de yayınladıkları 52 vakalık klinik serilerinin ışığında şu yorumu yapmaktadır: “... Şimdiye kadar ebeveyn ve doktor tarafından sünnetin oldukça ağrılı bir işlem olduğu bilinir ve bu nedenle ebeveynin işlemi izlemesine nadiren izin verilirdi. Penil sinir blokundan beri sünneti izlemeye çağrılan ebeveynlerde belirgin bir rahatlama görülmektedir.”Lander ve arkadaşları JAMA’da yayınlanan randomize kontrollü klinik çalışmalarında yenidoğan sünnetinde ring blok dorsal sinir bloku EMLA ve plaseboyu karşılaştırmışlar ve en etkili lokal anestezi yönteminin ring blok olduğunu saptamışlardır. Otörlere göre plasebo ile sünnette şiddetli ağrı duyulmakta ayrıca sünnet öncesi oral asetaminofen verilmesi etkili bir ağrı kontrolü yapmamaktadır. Bizim de son 13 yıl içinde pediatrik yaş grubunda uyguladığımız 5000’i aşkın lokal anestezili sünnete ait deneyimimiz penis kökünde ring blokun çok etkili ve yeterli bir ağrı kontrolü sağladığını göstermiştir.X. SÜNNET YÖNTEMLERİ: Sünnet uygulamasında yöntem ne olursa olsun Kaplan’ın 1983’te ifade ettiği dört temel prensip daima gözönünde tutulmalıdır:1. 1. Asepsi (sıklıkla ihlal edilir ancak çoğu kez sorun doğurmaz)2. 2. Yeterli fakat aşırı olmayan eksizyon 3. 3. Hemostaz 4. 4. Kozmetik görünüm Dini ve geleneksel açıdan sünnetin hedefi –gerek müslüman gerek musevi şeriatında- sünnet derisinden bir miktarını almış olmaktır. Sünnet derisini veya mukozayı tümüyle yok etmek gibi bir amaç yoktur. Hatta dindar museviler bris periah adı verilen tüm sünnet derisini yoketme işlemine karşılık bris milah denilen sünnet derisinin bir kısmını alma yönteminin kutsal metinlere daha uygun olduğunu savunmaktadır. Tıbbi açıdan sünnetin hedefi de Baskin’in belirttiği gibi ileride fimozis ve parafimozis gelişimini engelleyecek miktarda deri ve mukozanın eksizyonudur. Böylece gerek tıbbi gerek sosyokültürel açıdan sünnette mutlak olarak belirlenmiş bir eksizyon sınırının olmadığı dolayısıyla kullanılan yönteme bağlı olarak farklı miktarlarda cilt ve mukoza çıkarılmasının her bakımdan kabul edilebilir olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle her cerrahın kendi zihnindeki ideal penis modeline göre farklı bir sünnet metodu seçmesi tabii olmakla birlikte bu yöntemin mutlak ve standart olarak tüm sünnet yapanlara dayatılması tıbbi ve sosyokültürel açıdan rasyonel değildir.Kaplan ve Baskin’e göre bugün uygulanan tüm sünnet yöntemleri dört ana başlık altında toplanabilir:1. 1. Dorsal slit 2. 2. Shield metodu (Sünnet kalkanı Mogen klempi vb)3. 3. Özel sünnet klempleri 4. 4. Açık cerrahi yöntemler: a) a) Slit + eksizyon b) b) Sleeve metodu Dorsal slit yöntemi sünnet derisine saat 12 hizasında yapılan vertikal bir insizyondan ibarettir. Böylece glans ortaya çıkar ve fimozis önlenmiş olur ancak bu yöntem kozmetik yönden kabul edilebilir değildir. Dorsal slit akut fimozis ve parafimozis vakalarına sınırlanmalıdır.Shield metodunda musevi din adamlarının kullandığı Mogen klempi ülkemizde bazı sünnetçiler tarafından kullanılan sünnet kalkanı gibi bir alet yöntemin temelini teşkil eder. Sünnet derisi yukarı doğru gerilir bir elin baş ve işaret parmakları glansı aşağı doğru iterken diğer elle kalkan veya klemp frenulumu koruyacak bir açı ile dışarıdan yerleştirilir ve kıstırılır. Daha sonra klempin distalinden giyotin usulü ile kesici bir alet kullanılarak sünnet derisi eksize edilir.Özel sünnet klempleri shield tekniğinin modifikasyonları olup 1920’lerden itibaren değişik otörlerce bulunup kullanılan ve temelde glansı kesilmekten koruyup sünnet derisini sıkıştımaya yarayan metal ve/veya plastik aletlerdir. Bu aletlerin bizim bulabildiğimiz örnekleri şunlardır:· · Doyen ekrazörü · · Winkelman klempi · · Gomco klempi · · Plastibell klempi · · Sheldon klempi · · Tara Klamp · · Millers Messer knife · · Ross sünnet halkası · · Yellen klempi · · Glansguard · · Bronstein klempi Açık cerrahi yöntemlerden slit + eksizyonda saat 12’ye yapılan dorsal slitten sonra uygun miktarda mukoza bırakılarak tüm sünnet derisi makasla çepeçevre kesilir ve hemostazı takiben kalan cilt ve mukoza birbirine dikilir. Sleeve tekniğinde ise eksize edilecek cilt ve mukoza sınırlarına bistüri ile sirküler tarzda birer insizyon yapıldıktan sonra arada kalan tüm sünnet derisi band halinde kesilip çıkarılır. Bunu hemostaz ve dikiş takip eder.Sünnet yöntemlerinden bahsedilirken yukarıdaki tekniklere yardımcı olarak kullanılan ve kesme ya da hemostaz amacıyla uygulanan enerji kaynaklarına da değinmek gerekir. Bu bağlamda üç enerji tipinden sözedilebilir:· · Laser enerjisi · · Elektrokoter · · Termokoter (Diatermi) Karbondioksid laserin cerrahinin birçok alanında ve özellikle çok kanlanan organlarda vasküler tümörlerde koagülopatili hastalarda mikrocerrahide beyin cerrahisinde plastik ve estetik cerrahide başarıyla kullanıldığı bilinmektedir. Bu cümleden olarak hemofilik hastalarda laser kullanılarak sünnet yapıldığı böylece kan kaybının ve antihemofilik faktör kullanımının minimale indirildiği bildirilmiştir. Ancak laser kullanımının yüksek maliyeti sebebiyle rutin sünnetler için bu enerjinin uygulanması rantabl değildir.Elektrokoter birçok pediatrik genital cerrahi vakasında olduğu gibi sünnette de damarların nokta koagülasyonu amacıyla yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak Baskin’in belirttiği gibi bu konuda dikkatli olunmadığı takdirde elektrik akımının penil kan akımına etki edip tromboz ve glans nekrozuna yolaçma riski mevcuttur. Ayrıca sünnette metal bir klempe temas halinde elektrokoter kullanılırsa ciddi penis yanıkları ve cilt soyulmaları meydana gelebilir.Ülkemizde sünnet havyası olarak da bilinen termokoter veya diatermi cihazı ise elektrokoterden farklı olarak dokuya sadece ısı enerjisi transfer eden ve böylece elektrik yanığı yapma riski bulunmayan bir enerji kaynağıdır. Yerli üretimde pilli ve elektrikli modelleri bulunan cihaz bir kalemin ucuna monte edilmiş elektrodun ısınmasıyla aktif hale gelir ve gerek kesme gerekse damar koagülasyonu amacıyla kullanılabilir. Dokuya akım iletmediği ve ısının doku derinliği çok az olduğu için metal klemplerle kombine olarak da güvenle uygulanabilir.Tercih ettiğimiz sünnet yöntemi: Bizim son 13 yıl içinde 5000’den fazla vakada uyguladığımız sünnet tekniği shield yöntemi + termokoter kullanımı + primer dikiş koymanın kombinasyonundan oluşmakta ve lokal anestezi altında yapılan işlemin süresini birkaç dakikaya indirerek sünnetin çocuklar için kolaylaştırılmasını amaçlamaktadır.Bu yöntemde penis köküne ring blok tarzında lokal anestezi uygulamasını takiben sünnet sahası temizlenip örtülür. Mukoza ve glans arasındaki yapışıklıklar giderilip sünnet derisi serbest hale geldikten sonra saat 12 ve 6 hizasına konan iki düz klemple sünnet derisi asistan tarafından yukarı doğru çekilir. Operatör sol elinin baş ve işaret parmaklarıyla penis cildinin dışından glansı hissedip penis köküne doğru bastırırken sağ eliyle Modifiye Mogen klempini glansın distalinde kalan sünnet derisini kavrayıp sıkıştıracak tarzda ve frenulumu koruyacak bir eğimle yerleştirir ve kilitler. Daha sonra DC veya AC beslenmeli bir termokoterle klempin distalinde kalan sünnet derisi kesilir. Bu esnada aletin kesici elektrodunun klempin distal yüzüne sıkı temas halinde olması düzgün bir kesi hattı oluşmasını sağlar. Klemp açıldıktan sonra penis cildi köke doğru bastırılarak glans ekspoze edilir. Genellikle hiçbir kanama ile karşılaşılmaz. Nadiren görülen birkaç kanayan damar termokoterin ucu ile koagüle edilir. Son olarak kalan mukoza ve cilt dudakları sık aralıklı 5/0 normal katgüt ile primer dikilir. Dikiş hattına antibiotikli krem uygulanıp işleme son verilir. Tampon sargı veya ilave pansumana gerek yoktur.Bu yöntemle sünnet edilen çocuk işlem bittiği andan itibaren normal aktivitesine döner. Kesi hattında birkaç gün süren hiperemi ve ödem görülür. Kesi hattından aldığımız biopsilerin histolojik incelemesi laser insizyonu ile benzer özellik ve derinlikte diatermi etkisi göstermiş; derin doku sinir ve damarlarda herhangi bir değişiklik saptanmamıştır.Tercih ettiğimiz yöntemle sünnet edilen ve puberteden geçen birçok birey bugün herhangi bir genital şikayetleri olmaksızın normal cinsel aktivitelerini sürdürmektedir. (Kişisel görüşme bilgisi)XI. KOMPLİKASYONLAR: İşlemin yaygınlığı ve kayıtsız uygulama nedeniyle sünnete bağlı gerçek komplikasyon oranı bilinemez. Ancak sınırlı sayıdaki vaka serilerine dayanılarak Batı literatüründe değişik komplikasyon oranları verilmiştir:· · Williams ve Kapila % 2-10 · · Metcalf % 4 · · MacCarthy % 1.5-5 · · Baskin % 0.2-5 Sünneti yapan kişinin eğitim ve deneyim düzeyi aşağı indikçe veya toplu sünnetlerde olduğu gibi ardarda yapılan sünnet sayısı arttıkça komplikasyon oranı da yükselmektedir.Genel olarak sünnet komplikasyonlarını dört ana başlık altında toplayabiliriz: 1. 1. Anestetik (ölüm dahil) 2. 2. Psikososyal 3. 3. Ürolojik – Cerrahi 4. 4. Nadir ve ilginç komplikasyonlar: · · Mide rüptürü · · Pulmoner emboli · · Kalp yetmezliği · · İmpotans Burada bizi daha ziyade ilgilendiren ürolojik-cerrahi komplikasyonları ise erken ve geç olarak iki grup halinde sıralayabiliriz:Erken komplikasyonlar: · · Kanama · · Fazla veya az eksizyon · · Penil amputasyon Geç komplikasyonlar: · · İnfeksiyon · · Cilt köprüsü · · İdrar retansiyonu · · Fistül · · Gangren/Nekroz · · Meatit/Meatal ülser/Meatal stenoz · · Kordi · · Lenfödem · · İnklüzyon kisti · · Hipospadias/Epispadias · · Fimozis/Buried veya Concelaed penis XII. SOSYOKÜLTÜREL YÖNLERİ: Toplumumuzda dini inanç ve gelenekler nedeniyle uygulanan sünnet korkularıyla törenleriyle hediyeleriyle çocuğun dünyasında önemli bir yer tutar. Sünnetin uygulanmasındaki yanlış tutumlar sünnet hataları çocuğun duygusal gelişiminde olumsuz etkiler bırakabilir. Bu nedenle sünnetin tören kısmına verilen önem kadar tıbbi ve ruhsal yönlerine de eğilmek gerekir.Sünnetten önce çocuk gerçek bilgilerle bilgilendirilmelidir. Çocuklara “sünnet olmayacağı iğne veya kesme gibi işlemler yapılmayacağı sadece muayene olacağı” şeklinde kandırmalar sıklıkla yapılmaktadır. Daha sonra çocuk gerçekle karşılaştığında korku ve tepkisi daha fazla olmakta ayrıca ebeveynine ve hekime güveni sarsılmaktadır.Toplu sünnet uygulaması da ayrı bir eleştiri konusudur. Toplu sünnetlerde her çocuğa gerekli duygusal ve teknik özenin gösterilmesi her çocuk için ayrı steril alet temini zordur. Kargaşa ortamında hatalı sünnet infeksiyon ve diğer komplikasyonların oluşma ihtimali daha fazladır. Bu sebeplerle toplu sünnet uygulamasından kaçınmak gereklidir.Sünnet önemli ve hassas bir cerrahi işlemdir. Ancak uygulamada oldukça hafife alınmakta resmi sağlık kuruluşlarında bile sünnetler hemen daima en deneyimsiz ve kıdemsiz hekimlere ve ciddi süpervizyon olmadan yaptırılmaktadır. Toplumsal uygulamada sünnetlerin büyük kısmı “sünnetçi” adıyla bilinen ve çoğunluğu yeterli tıbbi-cerrahi bilgiden yoksun olan kişilerce yapılmaktadır. Bu kişilerin tercih edilme nedenlerinden biri de işlerini çok süratli ve pratik biçimde halletmeleri buna karşılık doktorların sünnetinin uzun sürmesidir. Ülkemizde sünnete aday populasyonun çokluğu ve sağlık sisteminin her sünnet adayını hastaneye yatırma imkanı vermemesi de dikkate alındığında sünnet yapan hekimlerin de lokal anestezi altında uygulanabilecek pratik hızlı ve sağlıklı bir sünnet yöntemini tercih etmeleri uzun vadede sünnet yapanların “sünnetçiler”den daha ziyade “hekimler” olmasını sağlayacaktır. Bu gelişme hekimlerin olduğu kadar ehil ellere teslim edilen sünnet adaylarının da lehinedir.KAYNAKLAR · · [Linkleri sadece kayıtlı üyelerimiz görebilir.******* üyesi olmak için tıklayınız] (sünnete dair her bilgiyi içeren internet sitesi) · · Baskin LS : Circumcision. Baskin Kogan Duckett: Handbook of Pediatric Urology içinde. Lippincott-Raven Philadelphia 1997 s.1· · Koo HP ve Duckett JW: Circumcision – Quo Vadis? Williams ve Etker: Contemporary Issues in Pediatric Urology içinde. Logos İstanbul 1996 s.149· · BJU International 83 (suppl.1) January 1999 (Circumcision özel sayısı)· · Karaman MI ve ark.: An alternative method of circumcision for boys with hemophilia. Haemophilia 4:181 1998.· · Kavaklı K ve Aledort LM: Circumcision and haemophilia: a perspective. Haemophilia 4:1 1998.· · Kaplan GW: Complications of circumcision. Urol Clin N Amer 10:543 1983.· · Metcalf TJ ve ark.: Circumcision: a study of current practices. Clin Ped 22:575 1983.· · Kirya C ve Werthman MW: Neonatal circumcision and penile dorsal nerve block – a painless procedure. J Pediatrics 92:998 1978.· · Lander J ve ark.: Comparison of ring block dorsal penile nerve block and topical anesthesia for neonatal circumcision: a randomized controlled trial. JAMA 278:2157 1997.Doç. Dr. M.İhsan Karaman Üroloji Uzmanı Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Üroloji Kliniği Şefi | |
| | |
| | #258 (permalink) |
| şarbon antrax TANIMI : Ot yiyen hayvanlardan insanlara geçen ; deride yaralar oluşturabilen ve bütün vücuda yayılabilen özellikle solunumla alındığında ölümcül olan bakteriyel bir hastalıktır.ETKENİ : Hastalığın etkeni Bacillus Anthracis (Antraks basili) adı verilen bir bakteridir. Bu bakteri kapsüllüdür hareketsizdir. Kuluçka süresi 3 ila 5 gündür.Anaerobik (havasız) şartlarda sporlarla ürer. Sporları dış şartlara o kadar dirençlidir ki kuru ve karanlık bir yerdeki tozda (özellikle havasız ortamlarda) senelerce canlı kalabilir canlılığını ancak 43 derece ısıda kaybeder. Uygun şartlar bulduğunda çok kolay ve hızlı ürer.BULAŞMA ŞEKLİ : 1- Derideki sıyrıklardan; ot yiyen hastalıklı hayvanların leşleri bu hayvanların kılları kürkleri yünleri ve bunlardan yapılan eşyaların kullanılması ile![]() 2- İyi pişirilmemiş hastalıklı hayvan etlerinin yenilmesi ile sindirim yoluyla ![]() 3- Şarbon mikrobunun bulunduğu ortamlardan bakteri sporlarının solunum yolu ile alınmasıyla hastalık vücuda girer. HASTALIĞIN KLİNİK SEYRİ : Hastalığın üç çeşit klinik formu vardır: 1- Deri şarbonu 2- Barsak (sindirim sistemi) şarbonu 3- Akciğer (solunum sistemi) şarbonu Deri şarbonu : Deri şarbonu en sık (%98) görülen şeklidir. En sık olarak hayvanlarla teması olan meslek sahibi kişilerde (kasap veteriner derici çoban) görülür. Daha çok yüz boyun el gibi vücudun açık yerlerinde görülür. Hastalık deri yoluyla vücuda ancak yara çizik vb bulunan hasarlı deriden girebilir; sağlam deriden giremez. Mikrobun deriye girmesinden 12 ila 36 saat sonra ağrısız kaşıntılı irinsiz üzerinde siyah-morumtırak kabuklu (nekrotik) sert yaralar; bu yaraların çevresinde içinde sıvı bulunan kabarcıklar oluşur. Şişlikler (ödem) ve lenf bezlerinde büyüme görülür. Lenf bezi tutulumu durumunda ağrı olur. 38 derece ateş ve halsizlik olur. Tedavi edilmeyen deri şarbonunun % 10'u tüm vücuda yayılır. Bu durumda yüksek ateş bitkinlik şoka eğilim vardır ve menenjit gelişebilir.Barsak (sindirim sistemi) şarbonu : Barsak şarbonu koleraya benzeyen şiddetli ishal ile seyreder. Hastalığın tablosu dizanteri akut apandisit hatta barsak perforasyonunu (barsak delinmesi) taklit edebilir.Akciğer (solunum sistemi) şarbonu : Akciğer şarbonunda (yün eğiricilerinin hastalığı ) öksürük solunum sıkıntısı kan tükürme ve ağız ile dudaklarda morarma ile seyreden ağır bir zatürre görülür.Hastalık iki fazlıdır. Grip gibi başlar yüksek ateş kas ve eklemlerde ağrı öksürüğü takip eden 2 gün içinde ağır bir zatürre başlar; nefes darlığı kanlı balgam olur.Zatürre her iki akciğeri sarar akciğerlerde kanama yapar her iki akciğer arasında yer alan mediasten denen bölgenin iltihaplanmasına neden olur; sonuçta da hastanın ölümüne neden olabilir.Şarbon hastalığı en sık görülen formu olan deri şarbonu itibariyla aslında bir meslek hastalığı olarak bilinir; fakat sporlarının çevre şartlarına çok dirençli olması ve çok kolay üreyebilmesi nedeniyle (bakteri sporlarını içeren tozların solunması yoluyla) biyolojik silah olarak da kullanılmıştır. Tarihte bu tür saldırıya ilk olarak Osmanlı Devleti askerleri maruz kalmıştır. TEDAVİ : Deri şarbonda penisilin tetrasiklin eritromisin kloramfenikol sefalosporin gibi antibiyotikler kullanılır. Bu antibiyotikler yaradan alınan örnekten yapılacak kültür sonucuna göre seçilir. Kültür sonucu gelinceye kadar penisilin kullanılabilir.Yaraya antiseptik sıvılar uygulanmamalı yara kesilip çıkartılmamalıdır. Sadece steril bir gazlı bez yara üstüne konarak yara kapatılır.Akciğer ve barsak şarbonunda antibiyotik tedavisi uygulansa bile ölüm oranı yüksektir. KORUNMA : Şarbonlu hayvanlar öldürüldükten sonra derin çukurlara üzerine kireç kaymağı dökülerek gömülür. Diğer hayvanları korumak için aşı yapılmalıdır. İnsanlar için de aşı vardır.Ama çok yaygın olarak kullanılmamaktadır. Piyasada bulunmamaktadır. Basında izlediğimiz haberlerdeki mektup yoluyla gönderilen tozlar bakteri sporlarını içerirler ve labarotuvar şartlarında biyolojik silah olarak kullanmak amacıyla üretilmiştir. Şüpheli mektup koli ve kavanozların; toz maskesi takarak ve eldiven giyerekev dışında açılması tavsiye olunur. | |
| | |
| | #259 (permalink) |
| ŞEKER HASTALIĞI: DİABETES MELLİTUS 1 . Diyabet Nedir? Vücudun başlıca enerji kaynağı glukoz adı verilen bir tür şekerdir. Alınan besinler vücutta glukoza dönüştürülerek kullanılır. Hücrelerin glukozdan enerji elde etmesi için pankreastan insülin adında bir hormonun salgılanması gerekir. İnsülin olmadan glukoz hücrelere giremez. Eğer vücutta insülin yapılamıyorsa ya da hücreler var olan insülinden etkilenmiyorsa kandaki şeker hücre içine giremez yani kullanılamaz ve kandaki düzeyi yükselir. Bu duruma diyabet ya da şeker hastalığı adı verilir. Aç karnına ölçülen kan şekerinin 126 mg/dl'nin üzerinde olması şeker hastalığı olarak kabul edilir.2 . Kaç Tip Diyabet Vardır? Genellikle 25 yaşından önce ortaya çıkan tip 1 diyabette vücutta yeterli insülin üretilemez. Bu nedenle tip 1 diyabeti olan hastaların kan şekeri düzeyini ayarlamak için devamlı olarak insülin kullanması gerekmektedir. Bu hastalar genellikle çok yemek yemelerine rağmen zayıflarlar. Bu tip diyabette kan şekerini kontrol altına almak daha zordur ve hastalar şeker düşüklüğü (hipoglisemi) ya da şeker yüksekliği (hiperglisemi) olasılığı nedeniyle yakından izlenmelidir.Tip 2 diyabet yaşamın daha geç dönemlerinde (genellikle 45 yaşından sonra) ortaya çıkar. Pankreasın yeterli insülin üretememesinin yanı sıra vücut hücrelerinin insülini kullanmasında da sorun vardır.Bir başka deyişle kanda yeterli miktarda glukoz ve insülin bulunmasına rağmen glukoz hücre içine giremez ve hücreler yeterli enerji sağlayamaz. Bu hastalar ağızdan alınan şeker düşürücü ilaçlarla (oral antidiyabetikler) tedavi görürler. Tip 2 diyabet hastaları genellikle fazla kiloludur.3 . Diyabetin Belirtileri Nelerdir? Aşırı su içme ![]() Aşırı idrara çıkma gece idrara çıkma![]() Sık acıkma aşırı yemek yeme![]() Yorgunluk halsizlik.4 . Diyabet Ne Tür Sonuçlar Doğurabilir? Glukoz hücrenin yaşamı için gereklidir ancak kandaki düzeyi uzun süreli yüksek kalırsa damarların iç yüzeylerinde hasar oluşturur. En sık etkilenen organlar göz kalp sinir dokusu ve böbreklerdir. En korkutucu sonuçları ise yüksek tansiyon böbrek yetersizliği görme bozuklukları ve körlük dolaşım problemleri ve sinir sistemi hasarlarına bağlı olarak duyu ve hareket bozukluklarıdır. Damarlarda oluşan hasar glukoz seviyesinin ne kadar fazla olduğuna ve yüksek kaldiğı sürenin uzunluğuna bağlıdır.Önceleri ince damarları tutan bu hasar giderek daha büyük damarları da etkiler ve sonuçta ateroskleroz (damar sertliği) kalp damarlarının hastalıkları miyokard infarktüsü (kalp krizi) inme (felç) gibi hayatı tehdit edici hastalıklara neden olabilir. Kalp krizi nedeniyle ani ölüm şeker hastalarında 6 kat daha sık görülür. Ayaklarda dolaşım yetersizliğine ve sinirlerin yıpranmaşına bağlı olarak his azalması ve yaralar oluşabilir. Kangrene kadar gidebilen bu durum "diyabetik ayak" olarak adlandırılır.Tip 2 diyabetlilerde böylesi tehlikeli sonuçların görülme sıklığı daha fazladır. Bu nedenle Tip 2 diyabetlilerde kandaki glukoz kontrolünün yanısıra kan yağlarının (kolesterol) ve kan basıncının (tansiyon) normal düzeylerde tutulması çok önemlidir. Diyabetin sonuçlarından korunmak onlarla mücadele etmekten çok daha kolaydır.5 . Komplikasyon gelişeceğini gösteren belirtiler nelerdir? Bulanık görme ![]() Aşırı yorgunluk ![]() EI ya da ayaklarda hissizlik ya da karıncalanma ![]() Göğüs ağrısı ![]() Sık sık infeksiyon gelişmesi ya da yaraların iyileşmemesi ![]() Devamlı baş ağrısı 6 . Yapılması Gerekenler Nelerdir? Diyabette tedavi ve önerilere sıkı sıkıya bağlı kalmak çok önemlidir fakat en az bu kadar önemli olan ikinci bir bilgi de bu yaşam tarzının bir ömür boyu devam etmesi gereğidir. Ne yazık ki diyabet tam anlamıyla iyileşebilecek diğer bir deyişle geçecek ya da hayatınızdan çıkıp gidecek bir hastalık değildir. Diyabetle birlikte yaşamak öğrenilmeli ve önerilere uyulmalıdır.Sebze meyve ve hububattan zengin beslenme alışkanlığı geliştirmek![]() Öğün atlamadan uygun içerikli beslenmek · Düzenli egzersiz yapmak![]() Fazla kilolardan kurtulmak ![]() Düzenli doktor kontrolüne gitmek ![]() Önerilen tedaviyi doktor kontrolünde düzenli olarak ömür boyu kullanmak ![]() Kan glukozunuzu normal seviyelerde (açlık kan şekeri: 70-110 mg/dl) tutarsanız diyabetin getireceği sorunları azaltabilirsiniz.7 . Diyabet ve Egzersiz Egzersizin her iki tip diyabetin de tedavisinde çok önemli bir yeri vardır. Doğru beslenme ve düzenli ilaç kullanımı ile birlikte sürekli düzenli ve uygun egzersiz yapılması diyabet hastasını birçok sorundan koruyacak ve iyi bir kan şekeri kontrolü sağlayacaktır.8 . Egzersiz Neden Gereklidir? Egzersiz kan şekerinizin düzenlenmesinde önemli rol oynar. Egzersiz sırasırıda enerji ihtiyacını karşılamak için kandaki seker kullanılır ve kan şekeriniz bir miktar düşer.Egzersiz vücutta bulunnan insülinin daha iyi kullanılmasını da sağlar.Diyabette en başta gelen ölüm nedeni kalp ve damar hastalıklarıdır. Egzersiz diyabette çok önemli bir sorun olan kalp ve damar hastalıklarının gelişimini önler ya da geciktirir.Fazla kilolu iseniz düzenli egzersiz kilo vermenize yardımcı olacaktır. Başlangıç aşamasındaki birçok diyabet hastasında sadece iyi bir diyet ve düzenli egzersiz ile kan şekerini kotrol altına almak mümkün olabilir. Ayrıca egzersiz sizin kendinize zaman ayırmanızı daha iyi görünmenizi ve kendinizi daha iyi hissetmenizi sağlayacaktır.9 . Hangi Egzersiz Uygun Olur? Doktorunuza danışmadan ve kan şekerinii bilmeden egzersize başlamayın. Egzersize başlamadan önce doktorunuza danışmanız en doğrusudur. Başka bir hastalığınız varsa egzersiz yapmanız tehlikeli bile olabilir. Doktorunuz sizi muayene edecek ve sizden kan şekeri tayininin yanısıra gerekli görürse bazı başka testler de isteyecektir. Bunlara göre doktorunuz sizin hangi egzersizi ne sıklıkta ve ne kadar yapmanız gerektiğini belirleyecektir.Yürüyüş yapmanın diyabetliler için en iyi egzersiz yöntemi olduğu kabul edilmektedir. Haftada en az birkaç kez düzenli olmak üzere yürümeniz size oldukça yararlı olacaktır. Bu yürüyüş süresini doktorunuzla birlikte belirleyeceksiniz. Ama kendinizi ilk günden başlayarak zorlamamanız kendinize kısa ve uzun vadeli hedefler koyarak bu programa uymanız doğru olur. Eğer mümkünse bisiklete binmeniz de sizin için iyi ve zevkli bir egzersiz olabilir.10 . Egzersiz Öncesinde Nelere Dikkat Etmeliyim? Kan şekeriniz 70 mg/dl'nin altında yada 250 mg/dl'nin üstünde ise egzersiz yapmanız doğru olmaz. Kan şekeriniz fazla düştüyse hemen aşırı olmamak kaydıyla karbonhidratlı gıdalar yemelisiniz daha sonra her zamankinden daha hafif bir egzersiz yapabilirsiniz.Eğer kan şekeriniz 250 mg/dl ya da bunun üstünde çıktıysa kan şekeri kontrolünüz bozulmuş demektir bu durumda derhal bir doktora başvurmalısınız.Kan şekerinizde aşırı düşme ya da aşırı artış yoksa egzersize başlayabilirsiniz. Üzerinize fazla terletmeyecek rahat bir giysi giymeniz ayakkabılarınızı mutlaka spora uygun seçmeniz iyi olur. Egzersize başlamadan önce mutlaka ayaklarınızı iyice gözden geçirin.Gözden kaçan kücük bir çatlak ya da yara egzersiz sırasında büyüyüp size ciddi sorun yaratabilir.11 . Egzersiz Sırasında Nelere Dikkat Etmeliyim? Egzersiz sırasında dikkat etmeniz gereken en önemli şey kendinizi fazla zorlamamanızdır. Aşırı yorgunluk ağrı nefes darlığı çarpıntı gibi bir sorunla karşılaşırsanız egzersize ara verin ve bunu doktorunuza bildirin.Egzersiz sırasında karşılaşabileceğiniz ciddi ve önemli bir sorun da kan sekeri düşüklüğü (hipoglisemi)'dür. Hipoglisemi belirtileri şunlardır: Aşırı terleme Halsizlik Baş dönmesi Zihin bulanıklığı EI ve ayaklarda titreme Uykuya eğilim Ağız kenarlarında iğne batma hissi Çarpıntı kalp atışında hızlanmaEgzersiz sırasında bunlardan birini hissederseniz derhal egzersizi bırakın iki-üç kesme şeker yiyin ya da şekerli bir içecek icin.Bu belirtilerden birini hissetmeniz mutlaka kan sekerinizin normal sınırın altına düştüğünü göstermez. Ama bu durumda acil kan şekeri tayini imkanınız olmadığından şekeriniz normalin altına düşmüş kabul ederek şekerli birşeyler yemeniz doğru olur. Çünkü şekerin kabul edilebilir sınırın altına düşmesi sınırın üstüne çıkmasından daha tehlikelidir. Daha sonra doktorunuza başvurmanız doğru olur.12 . Egzersiz Sonrasında Nelere Dikkat Etmeliyim? Yukarıda belirtilen hipoglisemi belirtleri egzersizden sonraki 12 saat içinde de ortaya çıkabilir bu süre içinde de bu belirtilere karşı dikkatli olmanız gerekir.Her egzersiz sonrasında ayaklarınızı dikkatle kontrol edin ve yara çizik çatlak gibi bir sorun görürseniz vakit geçirmeden doktora başvurun. Bu küçük yaralar önemsenmediklerinde kalıcı ve büyük yaralara dönüşüp sizi ve doktorunuzu uzun süre uğraştırabilirler.13 . Hedefim Ne Olmalı? Egzersiz yapmaktaki amacınız iyi bir kan şekeri kontrolü sağlamak kilo vermek kalp ve damar hastalıklarından korunmak ve sonuçta diyabetle birlikte sağlıklı yaşamaktır.Bunu yaparken kendinize kısa ve uzun vadeli hedefler koymanız işinizi kolaylaştırabilir. Hareketsiz bir yaşam süren bir kişiyseniz kendinizden birdenbire saatler süren bir yürüyüş ya da uzun bir koşu beklemeniz haksızlık olacağı gibi gerçekçi de olmaz.Kendi önünüze gerçekleşmesi mümkün olmayan bir plan koyarsanız kısa sürede bundan vazgeçmeniz büyük olasılıktır. Bunun yerine kendi vücudunuzun imkanlarını da gözönünde tutarak daha makul bir plan yapın. Daha da iyisi bunu doktorunuzla birlikte yapın.Örneğin hızlı tempolu bir yürüyüş sizi 3-4 dakikada yoruyorsa ve dinlenmeniz gerekiyorsa ilk hedefiniz bir aylık düzenli egzersiz programı sonunda hiç ara vermeden 10 dakika yürüyebilmek olsun. Bunu yaparken haftada en az kaç gün yavaş yavaş başlayıp gittikçe hız kazanan (tabii ki asla kendinizi fazla zorlamayacak) 30'ar dakikalık yürüyüşler planlayabilirsiniz. Gittikçe daha rahat yürüdüğünüzü daha az durup dinlenmek zorunda kaldığınızı görmek sizi sevindirecek ve heveslerdirecektir. İyi bir diyet de uyguluyorsanız birkaç hafta sonunda fazla kilolarınızı vermeye başlayacaksınız.Unutmamanız gereken şey ... ... egzersizin ancak sürekli ve düzenli olduğunda yararlı olduğudur. 14 . Diyabetlilerde Ayak Bakımı Neden Çok Önemli ? Diyabetlilerde ayak bakımı çok önemlidir. Çünkü diyabetlilerde ayak sorunları sık ortaya çıkar ve hemen tedavi edilmezse hızla büyük boyutlara ulaşabilir. Önemsemediğiniz küçük çatlaklar yaralar bile kısa sürede ciddi sorunlar yaratabilir. Bunun başlıca iki nedeni vardır :Diyabette kan damarları hasar görür. Bunun sonucunda ayakta kan dolaşımı bozulur ve en küçük yara bile normalden çok daha geç ve zor iyileşir. Diyabette sinir de hasar görür. Bu ayaklarınızda his kaybına yol açar. Sonuçta normalde hissedebileceğiniz bir kesiği ya da yarayı çok geç ancak yara büyük boyutlara ulaştığında farkedebilirsiniz. Sinirlerin hasar görmesi ayakta bir takım şekil bozukluklarına yol açabilir bu noktalarda tedavisi güç bazı ayak ülserleri (yaraları) ortaya çıkabilir.15 . Ayak tırnaklarına dikkat! Ayak tırnaklarınızı banyo sonrası tırnaklar yumuşakken kesin. Daha sonra da törpüleyin. Tırnaklarınızı düz kesin kenarlarını daha derin kesmeyin.16 . Ayaklarınızı koruyun ! Evde denizde ve kırda hiçbir zaman çıplak ayakla yürümeyin. Ayaklarınızın fazla soğukta yada sıcakta kalmamasına dikkat edin. Kışın ayaklarınızın üşüdüğünü farketmeyebilirsiniz. Siz soğuk hissetmeseniz de mutlaka sıcak tutacak yünlü bir çorap giyin. Aynı şekilde banyo sırasında da ayaklarınızın çok sıcak suya maruz kalmasını önleyin. Ayaklarınızı ısıtmak için sıcak su torbası kullanmayın.17 . Ayakkabı ve çoraplar dikkat ! Hergün temiz bir çorap giyin. Pamuklu ve yünlü çorapları tercih edin. Ayakkabılarınızın çok rahat ve ayağınıza uygun olmasına dikkat edin. Uzun yürüyüşlerde mutlaka yürüyüş için uygun olan spor ayakkabısı giyin. Fakat yüksek topuklu ve dar ayakkabılardan kaçının. Burnu ya da arkası açık ayakkabı giymeyin. Akşama doğru ayakklarınızda bir miktar şişme olur. Yeni ayakkabı alacaksanız bunu mutlaka öğleden sonra alın. Yeni ayakkabı aldıysanız bunu önce evde ve kısa mesafelerde deneyin. Bu ayakkabının rahatlığından emin olana dek yanınızda eski bir ayakkabınızı da taşıyın.Ayakkabı ya da terliğinizi giymeden önce içinde yabancı cisim olup olmadığını kontrol edin. 18 . Nasırlar su toplaması siğillerAyakklarınızda nasır ya da sertleşmiş deri kısımları varsa bunları siz kesmeye kalkmayın farketmeden ayağınıza zarar verebilirsiniz. Ne yapmanız gerektiğini doktorunuza danışın.Ayağınız ayağınızda içi su dolu kabarcıkların oluşmasına neden olduysa bu kabarcıkları asla patlatmayın. Üzerine bir parça antiseptik ilaç (tentürdiyot v.b. ) dökeceğiniz gazlı bez yerleştirin. Eğer bu kabarcık kendiliğinden patladıysa ve akıntısı varsa hemen doktorunuza başvurun.Siğil bir tür enfeksiyondur. Ayağınızda siğil oluştuysa ilerlemeden tedavisi için doktorunuza başvurun.Ayağınızda farkedeceğiniz her türlü renk değişikliğini lekeyi ya da kaşıntıyı derhal doktorunuza bildirin.KAYNAK: 1) Diabetes Current Perspectives.Betteridge John D.2000 2) Diabetes Mellitus and Exercise.Position Statement.American Diabetes Association.Diabetes Care.Clinical Practice Recommendations 2001Volume 24 Suppl 1 | |
| | |
| | #260 (permalink) |
| Şeker hastalığı nın ( diabet ) göze etkisi DİABETİN GÖZE ETKİLERİ Diabetes Mellitus vücudun şekeri kullanma ve depolama yeteneğinin bozulduğu bir durumdur. Artmış kan şeker düzeyi aşırı susama acıkma idrara fazla çıkma vücuttaki kan damarlarındaki değişikliklerle karakterize bir hastalıktır. Diabet göze katarakt glokomun yanında retinadaki kan damarlarının hasar görmesiyle de zarar vermektedir.Diabetik retinopati nedir? Gözün ışığı algılanmasını sağlayan retina isimli sinir tabakasının kan damarlarındaki değişikliklerle karakterize bir hastalıktır. Hasarlanmış kan damarları sıvı ve kan sızmasına neden olarak sert fırçamsı dallar ve sert skar dokuları oluşmasına bunlarda retinanın beyine bozulmuş şekiller göndermesine neden olur.Hastanın diabetik retinopati geliştirme riski zamanla artmaktadır. 15 yıllık diabeti olan birinde retinopati gelişme riski %80 oranında bulunmaktadır. Çocuklarda oluşan diabette retinopati daha küçük yaşlarda başlar. Tedavi edilmeyen diabet hastaları normal bir insana göre 25 kat daha fazla körlük riski bulunmaktadır. Nedeni ve belirtileri nelerdir? Tam olarak sebebi anlaşılamamıştır ancak şeker hastalığı vücudun çeşitli yerlerinde damarlarda hasara neden olmaktadır. Hamilelik ve hipertansiyon şeker hastalığının retinaya olan zararını arttırmaktadır.Keskin görme noktamız olan makülada ödem oluşmadığı erken dönemde diabetin gözde yaptığı değişiklikler herhangi bir belirtiye yol açmaz. Bunlar sadece muayene sırasında tespit edilirler. Daha ileri seviyelerde kanamalar yüzünden görme bulanıklaşır bazende tamamen kaybedilir.Tanı ve teşhis nasıl yapılır? Göz hekimlerince tam bir muayeneden geçmeniz gerekmektedir. Ciddi seviyedeki retinopati bazen hiçbir belirti göstermez ve tedaviye yanıt verebilir. Bu yüzden diabet hastaları içinde bulundukları riskleri bilmeli ve düzenli olarak gözlerini muayene ettirmelidir. Muayene sırasında göz bebekleri büyütülür ve oftalmoskop adı verilen cihazlarla ağrısız bir şekilde retina gözlemlenir. Diabetik retinopatiye ait belirtiler varsa özel bir anjiyo çekimi yapılabilir. Bunun için damardan flöresein boya verilir. Boya retina damarlarından geçerken ard arda fotoğrafları çekilir. Bu tekniğe flöresein anjiyografi adı verilir. Tedavi nasıldır? Çoğu vaka takip edilir. Ancak belirli bir grup hasta görmenin korunması için tedaviye alınır. Lazer tedavisi: Damarlardaki kanamaları durduran ve halen tedavideki en etkili yöntemdir. Ufak lazer atışlarıyla makula ödemi oluşturan kanayan damarlar tıkanır. Retinanın dış bölümlerindede lazer aracılığıyla yeni damar oluşumlarının önlenmesine çalışılır. Bu yöntem ayaktan yapılır ve gözde herhangi bir ağrıya neden olmazDiğer tedaviler: Vitreus içine kanama olursa artık retina gözükmediğinden lazer uygulanamaz. Bu gibi vakalarda vitrektomi yapılır. Bu mikroskop altında yapılan özel bir cerrahi müdehale şeklidir. %70 vaka ameliyattan sonra görmesinde artma kaydederler. Ancak kanama olan her vaka hemen ameliyata alınmaz. Bir grup hastada kanama kendiliğinden düzelecektir. Unutulmamalıdırki ! Diabetik retinopatinin tedavisi erken teşhisin yanında hastanın diabet tedavisine ve dietine özen göstermesinede bağlıdır.Diabetik retinopati hiçbir belirti vermedende bulunabilmektedir. Diabet hastaları en az yılda bir defa göz doktoru tarafından kontrol edilmelidir. Daha sık kontroller diabetik retinopatisi tanısı konan hastalarda uygundur. | |
| | |
| Bookmarks |
Sağlık kategorisinde DAhiliye konusu , Su çiçeği Suçiçeği Hastalığının Tanımı Suçiçeği ya da varisella herhangi bir yaşta ortaya çıkabilirse de daha çok çocuklarda görülen bir bulaşıcı hastalıktır. Bu hastalığın tipik özellikleri ateşle seyretmesi ve deride ...
| Konu araçları | |
| Gösterim Modları | |
|
|