Sağlık kategorisinde Psikiatri ve ilgili hersey... konusu , Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır. Rahatsızlığın oluşumunda etkili risk faktörleri: - Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik ölçütü ...
| |||||||
| Üye Ol | FlashChat | Bloglar | Üye Listesi | Forumları Okundu İsaretle |
| | #6 (permalink) |
| Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır. Rahatsızlığın oluşumunda etkili risk faktörleri: - Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik ölçütü olması durumu yaygınlaştırmaktadır. Bazı mesleki alanlar ( hosteslik modellik dans ve müzikle uğraşanlarda) bu yüzden özellikle risk altındadır.-Bu rahatsızlığı olanların ailelerinde depresyon alkolizm şişmanlık ve gene bir yeme bozukluğuna daha çok rastlanmaktadır. Bu kişilerin annelerinin daha çok diyet yapıp yeme bozukluğunun olduğu sürekli diyet yapma düşünceleri ile haşır nesir oldukları kızlarının da diyetleri konusunda yoğun düşünceler içinde olabildikleri gözlenmiştir.- Aile yapıları itibariyle bağımsız hareket serbestisinin verilmediği ve aile işleyişi açısından yeterli keyif alınmayan doyum sağlanamayan ilişkilerin varlığı.-Öncesinde var olan aşırı şişman beden yapısı -Çocukluk cağı başlangıçlı diabet ( seker hastalığı) varlığı - Geçmişte yaşanan cinsel fiziksel tacizler.Rahatsızlıktaki kişisel düşünce yapıları: - Kişisel açıdan kendilerini yardıma muhtaç ama yardim edilemez görürler - Kendi ve çevreleri üzerindeki denetimi kaybetme korkuları vardır. - Aşırı bir şekilde başkalarının görüşlerine bağımlı olarak özgüvenlerini koruyabilen onların yeterli ya da olumlu desteği olmadığında kendilerini bir hiç olarak görürler- Bir şey ya tam olmalı ya da hiç olmamalı seklinde bir düşünce yapısı olan kişilerdir. Hastalığın seyri: Hastaların yarısının ilerleyen donemde iyileştiği dörtte bir oranında hastanın kısmen iyileştiği ancak bir miktar yakınmalarının sürdüğü belirlenmiştir. Hastalık sonucu olum oranının % 5 civarında olduğu gözlenmiştir.Hastalığın gidisine olumsuz etki yapan faktörler: -Ailede aşırı geçimsizlik tartışmalı ortam-bulimianın hastalığa eslik etmesi -Kusma dışkılamayı arttırıcı ilaç kullanımları-Obsesif-kompulsif histerik depresif nörotik davranış yapıları zeminde bulunan psikiyatrik sorunlar nedeniyle kişide vücutsal yakınmaların fazlaca gündeme gelmesi (gastrit kolit vb.)-Hastalığı inkar eden davranışlar içine girilmesi. Hastalığın gidisini olumlu etkileyen etmenler arasında ise erken başlangıç yaşı hastalığı kabul etmek ve kendine güvenen bir kişilik yapısının bulunması sayılmaktadır.Tedavi: Anoreksia Nervozalı hastaların tedavisi çoğu kez güçlüklerle doludur. Hastaların çoğunda hastalık birkaç yıl önce başlamıştır. Tedaviye katılmak ve tedavi planları için isteksizdirler. Bu sebeple genellikle çocuklarının bu durumundan üzüntü ve endişe duyan anne babaları tarafından doktora getirilirler. Tedavide bireysel psikoterapi grup ve aile terapisi ilaç tedavisi gibi yöntemler kullanılabilirPsikoterapide hastanın kendi duygularını uygun bir şekilde ifade edebilmesi yeme davranışı üzerine kurulu yanlış düşünce tarzının değiştirilmesi vücuduna yönelik olumsuz algılamaların düzeltilmesi özgüvenin oluşturulması kişilerarası sorunların belirlenip çözümüne yönelen bir yaklaşımın oluşturulmasına çalışılır.Tedavide davranışçı terapi aile terapisi ve grup terapisi kullanılabilir | |
| | |
| | #7 (permalink) |
| ANKSİYETE-2- 1 . Anksiyete Anksiyete (bunaltı) hemen hemen her insan tarafından yaşanan bir duygudur.Asıl amacı yaşamın sürdürülmesi ve uyum davranışının gelişimini sağlamaktır. Ancak bir yere kadar sağlıklı olan bu duygunun yaşanması bir noktadan sonra kişinin yaşamını ve diğer insanlarla olan ilişkilerini olumsuz olarak etkilemeye başlar. Bunaltı duygusu olaylara içerdikleri tehlikelerle orantısız uygunsuz ve abartılmış yanıtlar verilmesine neden olur.Bunaltı çeşitli bedensel ve ruhsal belirtilerle kendini gösterir. Başlıca bedensel belirtiler arasında çarpıntı kalp hızında artma tansiyon yükselmesi veya düşmesi yüz kızarması nefes darlığı yorgunluk hissi ve çabuk yorulma titreme karın ağrısı bulantı-kusma ağız kuruluğu sık idrara çıkma terleme ve ateş basması sayılabilir. Sıklıkla gözlenen ruhsal belirtiler ise kontrolünü yitirme aklını yitirme ve ölüm korkusudur. Tüm bu belirtiler kişide endişe dehşet tedirginlik gerginlik sinirlilik ve çaresizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur.Bunaltı kalıtımsal biyokimyasal çevresel kişisel etmenlerle ortaya çıkabildiği gibi![]() çeşitli hastalıklar ve kullanılan bazı ilaçlara bağlı olarak da oluşabilir. Bunaltı en sık gözlenen ruhsal belirtilerdendir. Fobiler panik bozukluğu obsesif kompulsif bozukluk gibi çeşitli tipleri mevcuttur. Bunların arasında en sık karşılaşılanı fobiler yani korkulardır.Fobi gerçekte tehlikeli olmayan bir nesne etkinlik veya durumdan dolayı kişide sıkıntı yaratan ve mantıksız olan bir korku duyulması durumudur. Kişiler kedi köpek böcek gibi hayvanlardan kan görmekten yaralanma veya sakatlanmadan doktor veya diş hekiminden kapalı yerlerde kalmaktan yükseklikten veya uçağa binmekten aşırı derecede korkabilirler. Bu tür durumlar özgül fobi yani belli bir nedeni olan aşırı korku olarak adlandırılır.Kişinin sosyal ortamlarda veya beceri gerektiren etkinliklerin yapılması söz konusu olduğunda utanç duyacağı durumlara düşecek davranışlar yapabileceği korkusuyla bu tür ortamlara girmekten çekinmesi ise sosyal fobi olarak adlandırılır. Kişiler az tanıdıkları insanların önünde konuşmaktan yemek yemekten toplantılarda söz almaktan kaçınmaya başlarlar.Panik atak; aniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan insanı dehşet içinde bırakan yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleridir. Hastalarımızın çoğu zaman 'kriz' adını verdiği bu nöbetlere biz PANİK ATAĞI diyoruz.2 . Panik bozukluğu; Tekrarlayan beklenmedik Panik Atakları veAtaklar arasındaki zamanlarda başka Panik Ataklarının da olacağına ilişkin sürekli bir kaygı duyma yada Ataklara ve olası kötü sonuçlara karşı önlem olarak ( işe gtimeme spor ev işi yapmama bazı yiyecek yada içecekleri yiyip içmeme yanında ilaç su alkol çeşitli yiyecekler taşima gibi) bazı davranış değişikliklerinin görüldüğü ruhsal bir rahatsızlıktır.Panik atak geçirme endişesi kişinin sosyal mesleki ve ailevi yaşantısını önemli ölçüde etkileyebilir. Dışarı yalnız çıkmak istemeyebilir. Toplu taşıma araçlarına binmekten kaçınır. Kalabalık yerlerde bulunmak kapalı yerlere girmek yoğun bir endişe yaratır. Kendisini emniyette ve rahat hissetmek için ilaç kolonya şeker gibi nesneleri yanında taşıyabilir.3 . Obsesif-kompulsif bozukluk Obsesif-kompulsif bozukluk yada toplumdaki yaygın adıyla " titizlik hastalığı" kişiyi rahatsız edici gelen bir türlü akıldan çıkmayan tekrarlayıcı dürtü yada düşüncelerin varlığı ( obsesyon yani saplantı ) ve kişi bu saplantılarından kurtulabilmek için geliştirdiği davranışlardan(komplsiyon yani zorlantı) oluşur. Örneğin zihinden uzaklaştırılamayan ''hastalık bulaşacağı saplantısı''na karşı geliştirilmiş olan sürekli yıkanma ve temizlenme davranışı bunun en sıkveyaygın şeklidir. Cinsel saplantılar zarar verme ya da zarar görme saplantıları dini saplantılar ve bunlardan kurtulabilmeye yönelik geliştirilen sayı sayma tekrarlama kapıyı veya ocağı kapattıktan sonra defalarca kontrol etme gibi kişiyi zorlayan davranışlarla da sıkça karşılaşılmaktadır. Bu hastalıkların kesin nedeni henüz yeterince bilinmemekle birlikte tedavisi konusunda önemli ve yüz güldürücü gelişmeler vardır. Psikoterapi ve ilaç tedavisi yararlı olmaktadır.4 . Öneriler Yanlız olmadığınızı unutmayın ... Bu broşür sizi bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır. Sizde de benzer sorunların olduğunu düşünüyorsanız bir doktora başvurunuz ve kendi başınıza herhangi bir ilaç tedavisine başlamayınız. | |
| | |
| | #8 (permalink) |
| Borderline kişilik Aşağıdakilerden en az besinin varlığı ile birlikte genç erişkinlik döneminde başlayan kişilerle olan ilişkilerde kendilik algısında ve duygulanımda tutarsızlıklar ve ani dürtüsel davranışlarla karakterize bir durumdur.1-Gerçek ya da varsayılabilecek olası bir terk edilmeyi önlemek için çılgınca çaba harcamak.2-Karsısındakileri aşırı büyütüp göklere çıkarma ve aşırı değersizleştirip gözden düşürerek yerin dibine sokma gibi başkalarına aşırı değer.değersizlik verme ile giden tutarsız ilişkiler3-Kimlik karmaşası denilen kendini algılayışında arkadaşlık cinsel durum ya da önem verilen kültürel- ahlaki değer anlayışında değişkenlikler4-Kendine zarar verme olasılığı fazla olan 2 ya da daha çok durumda sonunu düşünmeden aniden yapılan eylemler (aniden çok para harcama madde kullanımı hızlı ve tehlikeli araç kullanma birden aşırı yemek yeme önceden düşünülmeyen uygunsuz cinsel davranışlar) .5-Tekrarlayan bir şekilde intihar girişimleri intihar tehditleri kendi kendine zarar verme (bıçak jilet vs. ile kendi cildini kesme sigara ile yakma kafasını yumruğunu sert yerlere vurma gibi)6-Duygu durumunda aşırı tepkililiğe bağlı olarak sürekli duygusal değişkenlik hali (saatler içinde değişen surelerde birbirini izleyen öfkelilik üzüntü kaygı sevinç dönemleri)7-Kişinin kendisini sürekli olarak boşlukta hissetmesi . 8-Öfkeye hakim olamama (kavga etme yüksek sesle hakaret çiğlik atma eşya kırma gibi).9-Stresle ilişkili gelip geçici kendine kötülük yapılacağı düşünceleri ya da dissosiyatif belirtiler Rahatsızlığın asal özelliği karşılıklı birebir ilişkilerde kendilik algısı (kendine bakış kendini kabul ediş ve kendini sergileyiş) ve duygulanımda tutarsızlık ile ilişkileri etkileyebilen ani hesapsız davranışlardır.Bu kişilerde sürekli bir ayrılık ve reddedilme fikri yaşandığı için bu gibi bir durumun izlenimi edinildiğinde duygulanım kendilik hissi ve davranışlarda önemli farklılıklar yaşanır.Ayrılık ya da planlananların oluşmaması durumlarında yoğun öfke ve diğer belirtiler yaşanır. Yalnız baslarına olmaya dayanamaz ve birilerinin varlığına gereksinim duyarlar. Bu yalnızlığı önlemek için intihara yeltenebilirler.Birebir ilişkilerinde özellikle karsı cinsten kişilere sürekli bağlanma onları bir eski yunan tanrı ya da tanrıçaları gibi görüp yüceltirler. İlişkilerine çok büyük iddia ve hedeflerle baslar gerektiğinden fazla özel hayatlarını paylaşır karşılığında aynisini beklediklerinden duş kırıklığına uğrarlar.Bu kez onları daha önce oturttukları tahtlarından indirip gözlerinden düşürürler. Bu nedenle arkadaşlıkları gelip geçici ve fırtınalı bir seyir izler.Hedefleri inandıkları değerler arkadaş yapıları cinsel eğilimleri benimsedikleri görüşler mesleki heves ve amaçları değişkendir.Devamlı olarak kendilerini boşlukta hissettikleri için uğraşıp oyalanacak bir şeyler arıyor gibidirler. Karsı taraftan beklediklerini bulamadıklarında öfkelerini sergiler sonrasında bundan dolayı suçluluk pişmanlık utanç duyguları yasar ve kendilerini değersiz zayıf kotu hissederler.Bu kişiler için" insanin kendi kendine ettiğini 7 mahalleli etmez "sözü çok uygun düşer.Kendilerine maddi ve manevi acıdan zarar verir başladıklarını bitiremezler "yüzüp kuyruğuna gelseler bile".Yoğun stresli dönemlerde halusinasyon dediğimiz varolmayan ses görüntü vs. gibi algılar kendi vücuduna ve çevreye yabancılaşma görülebilmektedir.Kendileri yada çevreye yabancılaşma yasayabilirler. Kişisel ilişkilerinden ziyade kendilerini terletmeyeceklerini ve gerekli karşılığı alabileceklerini düşündükleri sanal şeyler cansız nesneler ya da hayvanlar üzerinden doyum sağlamaya çalışıp kendilerine güvenli bir liman oluşturabilirler.Eğitim ve evlilik hayatları fırtınalı bir denizde filikayla yolculuk gibidir. Ayrılık boşanma ve tekrar bir araya gelmeler görülebilir.Eşlik eden bozukluklar: -Depresyon ve distimi -Alkol-madde kullanım bozuklukları -Yeme bozuklukları -Travma sonrası stres bozukluğu -Dissosiyatif kimlik bozukluğu -Diğer kişilik boz. Toplumda görülme oranı: Genel nüfus içinde % 2-3 oranında görülmektedir. Araştırmalara göre hastanede yatanlar arasında %19 ; ayaktan tedaviyi sürdürenler arasında % 11 oranında olduğu gözlenmiştir. Rahatsızlığın cinsiyet- kalıtım özellikleri : Toplum geneli ile karşılaştırıldığında rahatsızlık gösterenlerin 1. derece yakınlarında beş kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır.Ailede madde bağımlılığı antisosyal k.b. ve depresif bozukluklara karsı da daha yüksek bir risk vardır.Rahatsızlığın oluş sebepleri: Rahatsızlıktaki merkezi serotonin işlevindeki azalmanın öfkeli ve dürtüsel davranışlarla ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Bir başka görüşe göre de çocuk gelişmesinde 1 5-2 5 yas arası donemde çocuğun ayrılma ve kendi basına davranışlar sergileyebilme çabalarına annelerinden gelen cezalandırıcı tavırların şiddetli ayrılık korkularına yol açtığı öne sürülmüştür.Gene benzer bir görüşe göre çocuk- ebeveyn ilişkisinin erken dönemlerindeki bozukluklar ( çocuğun yeterli dikkate alınmayıp hislerini ve davranışlarını gözardı etmek çocukta uygun olumlu ve sabit bir benlik hissi oluşmasını önleyecek sürekli desteğe gereksinim duyacaktır. Ailede duygusal paylaşımın olmaması aile içi yoğun çatışmalar küçük yaslarda ana-baba kaybı ayrılığı çocuğun yasadığı fiziksel ve cinsel tacizler rahatsızlığa eğilim oluşturur.Ailesel özellikleri: Bu kişilerin ailelerinde erken donemde ebeveyn kaybı travma tik ayrılmalar ya da her ikisi yüksek oranda bulunmaktadır.Genellikle her iki ebeveynde de belirgin bir şekilde psikiyatrik sorun vardır. Annelerde karasızlık ve depresyon gözlenirken;babalar ya meydanda yoktur ya da karakter itibariyle yoktur yada bozuktur. Aileler saldırgan davranışlar alkolizm fiziksel ya da cinsel tacizler (ki bunlar hastaya da uygulanmıştır) nedeniyle yıpranmış veya parçalanmıştır. Rahatsızlık boşanmış ya da evlatlık verilmiş ailelerde daha fazla saptanmıştır.Hastalığın sureci: Rahatsızlık gençlik donemi öncesinde konuya dikkat verememe öğrenme güçlükleri ve toplumsal çekilme sosyal ortamlardan soğukluk ile kendini göstermektedir. Gençlik döneminde tüm yakınmalar başlamakta yari sayıda vaka ise 40'larından sonra düzenli bir cevre ve is hayatına kavuşabilmektedir. Bununla birlikte çoğu eğitimini tamamlayamamakta islerini kaybedip evliliklerini ya da birlikteliklerini sürdürememektedir.Rahatsızlıkta intihar tehditleri önemsenmelidir. Bu grup hastalarda % 8-10 oranında intihar sonucu olum görülmektedir. Tedavi: Bu kişilerin uzun sureli bireysel psikoterapiden faydalanırlar Bireysel terapide bilişsel- davranışçı terapi yanında duygulanım dalgalanmaları ve ani dürtüsel davranışlar için ilaç tedavileri uygulanabilmekte intihar eğiliminin olduğu yoğun gerilim dönemlerinde kısa sureli hastanede yataklı tedavi uygun olmaktadır. Kişiler grup terapisinden faydalanabilmektedirler. | |
| | |
| | #9 (permalink) |
| Rahatsızlığın cinsiyet- kalıtım özellikleri : Toplum geneli ile karşılaştırıldığında rahatsızlık gösterenlerin 1. derece yakınlarında beş kat daha fazla görüldüğü saptanmıştır.Ailede madde bağımlılığı antisosyal k.b. ve depresif bozukluklara karsı da daha yüksek bir risk vardır.Rahatsızlığın oluş sebepleri: Rahatsızlıktaki merkezi serotonin işlevindeki azalmanın öfkeli ve dürtüsel davranışlarla ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Bir başka görüşe göre de çocuk gelişmesinde 1 5-2 5 yas arası donemde çocuğun ayrılma ve kendi basına davranışlar sergileyebilme çabalarına annelerinden gelen cezalandırıcı tavırların şiddetli ayrılık korkularına yol açtığı öne sürülmüştür.Gene benzer bir görüşe göre çocuk- ebeveyn ilişkisinin erken dönemlerindeki bozukluklar ( çocuğun yeterli dikkate alınmayıp hislerini ve davranışlarını gözardı etmek çocukta uygun olumlu ve sabit bir benlik hissi oluşmasını önleyecek sürekli desteğe gereksinim duyacaktır. Ailede duygusal paylaşımın olmaması aile içi yoğun çatışmalar küçük yaslarda ana-baba kaybı ayrılığı çocuğun yasadığı fiziksel ve cinsel tacizler rahatsızlığa eğilim oluşturur.Ailesel özellikleri: Bu kişilerin ailelerinde erken donemde ebeveyn kaybı travma tik ayrılmalar ya da her ikisi yüksek oranda bulunmaktadır.Genellikle her iki ebeveynde de belirgin bir şekilde psikiyatrik sorun vardır. Annelerde karasızlık ve depresyon gözlenirken;babalar ya meydanda yoktur ya da karakter itibariyle yoktur yada bozuktur. Aileler saldırgan davranışlar alkolizm fiziksel ya da cinsel tacizler (ki bunlar hastaya da uygulanmıştır) nedeniyle yıpranmış veya parçalanmıştır. Rahatsızlık boşanmış ya da evlatlık verilmiş ailelerde daha fazla saptanmıştır.Hastalığın sureci: Rahatsızlık gençlik donemi öncesinde konuya dikkat verememe öğrenme güçlükleri ve toplumsal çekilme sosyal ortamlardan soğukluk ile kendini göstermektedir. Gençlik döneminde tüm yakınmalar başlamakta yari sayıda vaka ise 40'larından sonra düzenli bir cevre ve is hayatına kavuşabilmektedir. Bununla birlikte çoğu eğitimini tamamlayamamakta islerini kaybedip evliliklerini ya da birlikteliklerini sürdürememektedir.Rahatsızlıkta intihar tehditleri önemsenmelidir. Bu grup hastalarda % 8-10 oranında intihar sonucu olum görülmektedir. Tedavi: Bu kişilerin uzun sureli bireysel psikoterapiden faydalanırlar Bireysel terapide bilişsel- davranışçı terapi yanında duygulanım dalgalanmaları ve ani dürtüsel davranışlar için ilaç tedavileri uygulanabilmekte intihar eğiliminin olduğu yoğun gerilim dönemlerinde kısa sureli hastanede yataklı tedavi uygun olmaktadır. Kişiler grup terapisinden faydalanabilmektedirler. | |
| | |
| | #10 (permalink) |
| Boşanma ve çocuk üzerine etkileri Boşanma hiç kuşkusuz çocukların başına gelebilecek en sarsıcı olaylardan birisi ve potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir biçimde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. “Potansiyel bir durumdur çünkü boşanmış bir ailenin bireyi olarak yaşamak kaçınılmaz olarak çocuklara zarar veren bir durum değildir. Önemli olan anne ve babanın evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdükleri ve çocukları ile ilgilenmeye devam etmeleridir. 1 yılda 1 milyondan fazla çocuk anne baba boşanması ya da ayrılığı yaşamaktadır. Boşanmaya karşı çocukların tepkilerinin varlığının farkında oluşun artmasıyla 1960’lardan bu konu üzerine bir çok araştırma yapılmıştır.1975’ten bu yana boşanmalar yılda 1milyonu aştı. Bugün yapılan iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanacak 1983’te doğan çocukların %45’nin anne babası boşanacak. %35’inin anne babası tekrar evlenecek %20’sinin anne ya da babası ikinci eşinden de ayrılacak.Evliliklerin yarısı ilk 7 yıl içerisinde sona eriyor. Buna göre 1980’lerde doğmuş çocukların aşağı yukarı üçte biri 18 yaşına gelmeden tek ebeveynli bir evde yaşayacak. Bu istatistiksel veriler boşanmanın ciddi bir sosyal sorun olduğunu şüphe götürmez bir tarzda kanıtlamaktadır. Ancak boşanmayı iyi ya da kötünün karşıtlığı olarak görmek çok basit bir yaklaşım olur. Boşanma ile ilgili düşündürücü gerçeklerin ve anne babası boşanmış çocukların gelişimle ilgili ve psikolojik sorunlar yaşamak açısından diğer çocuklardan daha fazla risk altında olduğuna dair artan verilerin ışığı altında giderek daha fazla çift aileyi dağıtmanın doğru olup olmayacağını sorgulamaktadır. Bazıları en azından çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilir. Boşanmayı karşı tarafın istediği durumlarda eşler karşı tarafın önüne istatistikleri koyarak karşı tarafta suçluluk duyguları uyandırıp fikrini değiştirmeyi deneyebilir. Araştırma sonuçları göstermiştir ki; sadece çocukların iyiliği için bir arada kalmanın çok nadir işe yaradığıdır. Bazen birarada kalmak çocuklara anlaşamayan eşlerin boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Kasıtlı sessiz kalmalardan sürekli bağrış çağrışlardan fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlık tezahürlerine şahit olmuş çocuklar boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuzdur. Kısacası bazen bir evlilik sorununu çözmenin tek yolu evliliği sona erdirmek olabilir.Günümüzde evliliklerin sona ermesi sık rastlanır bir olay olduğu için bir çok çocuk- çok küçük olanlar hariç- boşanma kelimesini bilmektedirler. Eğer evliliğiniz bir süredir gergin ve mutsuzsa çocuklarınızın birşeylerin yolunda gitmediğinin farkında olmaları büyük bir olasılıktır. Kavganın-özellikle fiziksel şiddet ve alkolizm- bol olduğu ailelerde çocuklar farkında olmadan anne babalarının ruhsal durumlarını okumayı öğrenirler. Kızgın ya da mutsuz bir ebeveyne yaklaşmak için en doğru zamanı çeşitli ayrıntılardan yola çıkarak bulabilirler. Aynı şekilde ne zaman ortada olmamaları gerektiğini de bilirler. Boşanma hakkında az çok bir şeyler bilmek ve sürekli anne-babanın kavgasına tanık olmak bile birçok çocuğu anne babasının ayrılıyor ya da boşanıyor olduğu haberine hazırlamaz. Olay patladığı zaman ki bu çoğu kez anne ya da babanın evden ayrılması ile kanıtlanır bir çok çocuk gerçekten sarsılır. Eğer çocuk anne ve babasının kavgalarından uzak tutulmuşsa daha da büyük bir şok yaşar. İstismar eden biri bile olsa bir ebeveynden ayrı olmak çocukları dehşete düşürür. Çocuğun aileyi terk etmiş olan ebeveyni özlemesi doğaldır. Ebeveynin ayrılmış olması çocukların bağlılık duygularını yok etmez.Amato ve Keith (1991) boşanmış ailelerin çocuklarıyla ilgili yapılan 92 çalışmanın metaanalizini yapmışlardır. Boşanma sırasında çocuğun yaşının çocuğun psikolojik ve sosyal uyum ve anne-baba ile ilişkilerine üzerine en anlamlı etki eden faktör olduğunu saptamışlardır. Her çocuğun gelişim hızı aynı olmasa da aynı yaş grubundaki çocuklar benzer özellikler taşır. Ailenin dağılması aynı yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da bir çok değişik duygusal tepkiye yol açar. Çocuklar bu duyguları ilerideki yaşamlarının çeşitli aşamalarında tekrar tekrar yaşayabilirler. İçinde bulundukları yaşa göre bazı duygular öne çıkar diğerleri geri planda kalıp ilerki yaşlarda tekrar yoğunluk kazanır.Sevilen Ebeveynin Kaybına Tepkiler Disforik tepkiler Diğer bakımvericiye tepkiler Dışa vuran Tepkiler Acı ve umutsuzluk Kendini rahatlatma Bağımlılık Kayıp korkusu Kızgınlık Huzursuzluk Bebeklik Kederli ağlayan yasta apati Parmak emme oyuncaklarına sarılma Yapışkanlık Ayrılık kaygısı Ayrımsız öfke AjitasyonOkul öncesi Ağlama (fakat azalmış) üzüntü çekilme Masturbasyon Yapışkanlık bakım görme arzusu Ayrılık kaygısı Oyunlarda kızgınlık ve öfkenin dışa vurması AjitasyonOrta Çocukluk Ağlama üzüntü Yapışkanlık mızmızlanma bebeksi konuşma bağımsızlık Okul fobisi İtaatsizlik okuldan kaçma suç işleme Huzursuzluk okul başarısında azalmaErgenlik Gözü yaşlılık üzüntü bitkinlik Okul fobisi Asilik kavgacılık kabalık ilaç kötüye kullanımı içki kullanma evden kaçma seksüel aktlar Huzursuzluk okul başarısında azalmaOkul öncesi yaşlar Okul öncesi çocukların ebeveyn boşanmasına tepkileri Regresyon Emosyonel gereksinimlerde artma Bağımlılık Clinging (yapışkanlık yetişkinin eteklerinin dibinden ayrılmama)Artmış Agresyon Korku üzüntü kızgınlık olarak gözlenebilmektedir.Klinik çalışmalarda genel olarak okul öncesi dönemdeki çocukların akut yas dönemimi yaşantılarının benzer olduğu belirtilmektedir. Gelişimsel evreye bağlı olarak 3 özgün faktör zedelenebilirliği (vulnerability) belirlediğine işaret edilmektedir (Roseby 1985):Cinsiyet (Gender): Bir çok bildiride okul öncesi erkeklerin kızlara oranla daha fazla gelişimsel bozuklar gösterdiği ve bu problemlerin daha uzun sürdüğü gösterilmiştir (Emery 1982 Hetherington ve ark 1978 1979 Hodges ve Bloom 1984 Kurdek ve Berg 1983 Wellerstein ve Kelly 1980b). Cinsiyetler arası fark olmadığını bildiren çalışmalarda vardır (Pett 1982 Reinhard 1977). Boşanmalarda sıklıkla evi baba terk etmekte psikanalitik çerçeveden erkek çocuğun neden daha sık etkilendiği bu açıdan izah getirilebilmektedir. Okul öncesi çocukların boşanma sonrası babanın yokluğunda erkekliği telafi (compensatory masculinity) egosentrik düşünce ve ödipal korkularla izah edilmektedir (Roseby 1985).Boşanma öncesi evde yaşanan Stres: Boşanma öncesi yaşanan olayların niteliği önemlidir. Eğer boşanma öncesi şiddet ve çatışmalar yoğun yaşanmış ise çocuklar bozuklukları daha şiddetli yaşamakta ve uzun süreli etkilere daha yatkın olmaktadırlar (Wallerstein & Kelly 1974) Ebeveynlik işlevlerinin yeterli gösterilmemesi (Lack of adequate parenting): Bu durum çocukların güven ve otonomi duygusunu olumsuz olarak etkilemektedir (Wertman 1972). Kısa Dönemdeki (Akut ) Etkiler Okul öncesi çocukların bilişsel gelişimsel sınırlılıkları ve duygusal immaturiteleri sebebiyle boşanmaya tepkileri abartılı olmaktadır. Wallersteib ve Kelly (1980b) okul öncesi çocukların boşanmanın akut dönemdeki kriz etkilerine oldukça duyarlı olduklarına dikkat çekmişlerdir. Bu semptomlar bu yaş çocuklarının olaylara immatur yaklaşımları fantazi ile gerçeği ayırt etmede güçlükleri bakım ve korunma için anne-babaya muhtaç ve bağımlı oluşlarının farkında oluşlarıyla ilişkilidir. Erkekler babanın gidişini kızlara oranla daha az tolere etmektedirler. Bu çalışmada ayrılık sonrasında 1 yıl sonra yapılan değerlendirmede bu çocukların çoğunda; regresyon agresyon ve korkunun kaybolduğu gözlenmiştir. Eğer bu bulgular devam ediyorsa bu durum boşanmanın kendisinden başka faktörlere bağlıydı. Bunlar: devam eden ebeveyn çatışması ve yetersiz anne-baba işlevlerinin olmasıydı. Bu durum çalışmadaki 34 çocuğun yarısında gözlenmekteydi. Bu durum ; çok küçük çocuklarda boşanma kararı ve erken yas evresinde kriz tepkilerinin normal olabileceğini düşündürmektedir. Wallerstein ve Kelly: ebeveyn çocuk ilişkisinin kalitesinin boşanmayı takiben ilk yılda küçük çocuğun durumla başa çıkabilmesinin en önemli belirleyicisi olduğu sonucuna vardılar.Davranışsal Tepkiler Regresyon Artmış Agresyon Klinik çalışmalarda okul öncesi çocukların çoğunun anne ve babasının ayrılmasına ve boşanmasına gelişimlerinde tamamladıkları bir aşamaya geri dönerek tepki gösterir. Bu kısa vadede (bir kaç ay) normal sayılabilir. Çocuklara zor durumlardan kaçarak kontrolü elinde tuttukları zihinsel olarak emin ve rahatlatıcı bir yere sığınma imkanı verir. Bu davranışların 1 yıl sonrasında iyileşmeye başladığı belirtilmektedir (Hetherington ve ark 1978).Tipik gerileme davranışları parmak emme yatağı ıslatma tutturmalar anne ve babaya vurma anne babaya aşırı düşkünlük gösterme ve eskiden sevilen bir oyuncuğa yada nesneye tekrar bağlanmaktır.Çocuklar anne ve babalarının evliliğinin sona ermesine duydukları öfkeyi yaşlarına kişilik özelliklerine ve ailenin durumuna göre değişen şekillerde ifade ederler. Çoğu çocuk özellikle erkek çocuklar sık sık kavga ederek anne ve babaya öğretmenlerine ve onlarla ilgilenen diğer kişilere bağırarak ve kırıp dökerek öfkelerini açığa vurular. Kalter ve Rembars’ın çalışmalarında (1981): bu yaş grubu için agresyonu diğer yaş gruplarına göre düşük bulmuştur. Wallerstein ve Kelly (1975) Odipal dönemdeki okul öncesi çocukların daha agresif ve bağımlılık gösterdiklerini belirtmektedir.Duygusal Tepkiler Wallerstein ve Kelly (1975) boşanma veya ayrılma kararını açıklandığı erken yas evresindeki 2.5-6 yaş arasındaki küçük çocukların emosyonel tepkileri başlıca: Korku anksiyete ve üzüntüİrritabilite Akut seperasyon anksiyetesi Uyku Problemleri Bilişsel konfüzyon Otoerotik aktiviteler (masturbasyon) Bütün çocuklar anne ve babalarının ayrılmasından ve ailenin dağılmasından sonra korkuya kapılırlar. Okul öncesi çocukları daha çok birlikte yaşadıkları evde kalan ebeveyninde kendini terk edip gitmesinden giden ebeveyn tarafından eskisi kadar sevilmemekten yiyecek ya da yatacak yer bulamamaktan korkarlar. Bu korkularını ağlamak ebeveynden başka kimse ile kalmayı reddetmek veya ebeveyni göz önünden ayırmamak şeklinde ortaya çıkar.Bu dönemde çocuklar yaşadıklarına bir anlam verebilmek için fantazilere ve masallardaki büyülü olaylara sığınabilirler. Doğadaki olayların merkezinin kendileri olduklarını inandıkları için ebeveynin gidişinin kendisinin suçu olduğunu düşünürler. Hayallerinde anne babanın hiç ayrılmadığını kurar reddedilme ve kaybetme duyguları ile başa çıkabilmek için türlü şeyler uydururlar.Çocuklar anne babanın ayrılma kararı konusunda söz hakkına sahip değillerdir. Ancak suçluluk duygusu bu konuda onların da rolü olduğu düşüncesine yol açar. Bu duygunun nedeni kendilerinin dünyanın merkezi olduklarına inanmaları ve bu yüzden her şeyin nedeninin kendileri olduğunu düşünmeleridir. Eğer daha uslu olsalardı okulda daha iyi notlar alsalardı gizlice babalarının gitmelerini istemeselerdi annelerine geçen gece karşı gelmeselerdi vb. gibi nedenlerle her şeye kendilerinin sebep olduğunu düşünürler. Hatta durumu düzeltmenin de kendilerine bağlı olduğuna inanırlar.Anne ve babanın boşanmasının üzerinden yıllar geçse de hatta onlar ikinci kez evlenmiş olsalar bile bir çok çocuk hala onları bir araya getirme hayalleri kurar bazen anne ve babalar çocuklarına yanlış sinyaller vererek onların boş yere umutlanmasına yol açarlar.Okul öncesi yaşlardaki çocukların çoğu cansız nesneleri insan gibi düşünür ve anne ve babanın onları her türlü şeyden koruyabileceğine inanır. Dolayısıyla en büyük korkuları onları koruyan bu kişileri kaybetmektir. Bir ebeveynin evden ayrılması bu korkunun gerçeğe dönüşmesidir. Bir ebeveyn gittiğine göre diğeri de her an gidebilir diye düşünürler. Zaman ve mesafe kavramları tam olarak gelişmemiş olduğu için onlara göre bir ebeveynin her sabah işe gitmesi ile başka bir şehirde yaşaması arasında bir fark yoktur. Ayrıca aynı örneklem grubundaki daha büyük çocuklarına oranla daha akut ve büyük tepkiler gösterdiklerine işaret etmişlerdir. Okul öncesi erkek çocukların aynı yaş grubu kız çocuklarına oranla boşanmadan daha fazla etkilendikleri ifade edilmektedir. Okul öncesi çocuklarda boşanmanın akut etkileri bir yıllık sürede genellikle düzelmektedir.Uzun Dönemdeki Etkiler (Long-term Effects) Wallerstein (1984) erken dönemdeki bulguların aksine 10 yıllık takip çalışmalarında: küçük çocukların daha büyük çocuklara oranla anlamlı derecede daha az emosyonel problem yaşadıklarını saptamıştır. Araştırmacı bunu o dönemde yaşananları küçük çocukların anımsayamamaları ile ilişkili olarak değerlendirmiştir.Erkek çocukların Cinsiyet Özdeşimi Yapılan ilk çalışmalarda (Biller 1970 Westman 1970): cinsiyet özdeşimi ve bozulmuş güven ve otonomiyi araştırmak amacıyla araştırmalar yapmışlar. Psikoseksüel gelişimin odipal evresinde boşanma yaşayan erkek çocukların 3 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan erkek çocuklara oranla daha fazla agresif davranışlar gösterdiklerini saptamışlardır.Santrock (1970) yaptığı çalışmada 0-2yaş 3-5 yaş ve 6-9 yaşlarında boşanma veya ayrılık yaşamış 11 yaşındaki çocukları çalışmasına almış: erken yaşlarda boşanma yaşayan çocukların daha düşük derecede agresyon gösterdiklerini bildirmiştir.Psikoanalitik alnda çalışan araştırmacılar ve klinisyenler baba-yokluğu çalışmalarında tipik olarak altını çizdikleri; ödipal evrede artmış agresyonu erkekliği telafi ile açıklamaktadırlar (Gardner 1977). Kızların Cinsiyet Davranışı Kalter ve Rembar (1981) 3-5 yaşlarında ebeveyn ayrılığı veya boşanmış ergen kızlarla yaptıkları çalışmada; bu kızların arkadaşlarına karşı daha fazla agresyon gösterdiklerini aynı yaş grubundaki erkeklere oranla daha fazla akademik problemler yaşadığı gözlenmiştir. Araştırmacılar: bu kızların ödipal dönemde yaşadıkları boşanmaya karşı öfkeyi internalize ederek puberteye kadar taşıdıklarını ileri sürmektedirler.Hetherington (1972): 13-17 yaşında intakt dul ve boşanmış aile kızlarıyla yaptığı çalışmada: boşanmış ailelerdeki kız çocuklarının dul ailesi kız çocuklarına oranla daha fazla heteroseksüel patern ve düşük benlik sayısı saptamıştır. 5 yaşından önce ebeveyn boşanması yaşamış kızlar 5 yaşından sonra ebeveyn boşanması yaşayan kızlara oranla; daha fazla erkeklerle uygunsuz ilişkiye girdikleri daha fazla baştan çıkarıcı davrandıkları daha erken ve daha sık flörte ve cinsel ilişkiye başladıkları görülmüştür. Baba yokluğu açısından bakıldığında Hetherington kızların ödipal dönemde bir erkek ebeveyni kaybının etkilerini ergenlik döneminde gösterdiklerini ileri sürmüştür. Baba yokluğu kızların erkeklerle etkileşimlerini etkişlediğini iddia etmiştir.Davranışsal ve akademik etkiler Kalter ve Rembar (1981) ‘e göre anne-baba ayrılığını ödipal dönemde yaşamış anlamlı derecede daha yüksek derecede okul davranış problemleri yaşadıklarını bulmuştur. Araştırmacılar ödipal dönemde ayrılık ve ya boşanma yaşayan erkek çocukların agresyonlarını latans döneme taşıdıklarını ileri sürmektedirler.Blachcberd ve Biller (1977): baba yokluğu yaşayan erkek çocukların okul başarılarını araştırmasında: 5 yaş öncesi ebeveyn boşanması yaşayan latans yaşı erkek çocukların anlamlı derecede daha sık okul başarısızlığı yaşadıklarını saptamıştır. Çoğu baba sevgi doludur ve çocuklarının hayatında olumlu bir rol oynar. Babalar evden ayrıldıkları zaman çocuklarını her karşılarında görebilecekleri güçlü erkek modelinden mahrum etmiş olurlar. Dahası erkek çocuklar sorumluluk başarı babalık diğer insanlarla geçinmek karşı cinsle ilişki kurmak ve saldırgan huylarını kontrol etmek gibi konularda uygun erkek davranışlarını öğrenmek için belki de hayatlarının en güvenilir öğretmenini kaybetmiş olurlar.Babasız evlerde büyüyen erkek çocukların daha az rekabetçi sporla daha az ilgili başkalarına bağımlı ve daha saldırgan oldukları araştırmalarda saptanmıştır. Okulda da başarısız olmaları ve otoriteye başkaldırmaları olasıdır. Eğer baba erkek çocuk okul öncesi dönemdeyken ayrılırsa çocuğun cinsel kimliği konusunda da aklı karışır.Babasız büyüyen kız çocuklar ise karşı cinsle ilişki kurmakta zorlanırlar. Bazıları yaşlarına göre çok uyanmıştır. Bunun nedeni babaları ile olması beklendiği gibi cinsellik dışı yollarla bir erkeğin ilgisini çekme egsersizleri yapma fırsatı bulamamış olmalarıdır. Yaşça küçük kızlar hayallerinde bir baba yaratıp onunla kendilerini avutur ve gerçeğin soğuk yüzünden kaçarlar. Babaları tarafından ihmal edilen kız çocukların mutluluğu erkekleri mutlu etmekle ölçmeleri çok üzücüdür.Araştırma sonuçları çatışmalar sonucu yıpranmış bir ailede yaşayan çocukların boşanmış ailelere oranla daha fazla problemler yaşadığıdır. 1965-1979 arasında boşanma oranları hızlı artış göstermiştir. 1970’in sonlarında veya 80’lerin başında doğan %40-50 arası çocuk boşanma deneyimi yaşayacakları tahmin edilmektedir ve bunlar yaklaşık 5 yıl boyunca tek ebeveyn evlerde yaşayacaklardır. Boşanmış annelerin %75’i babaların %80’i tekrar evleneceğinden ikinci bir boşanma riski de artmaktadır (Hetherington 1989).Sonuçta çocuklar bir geçiş gösterirler: orijinal aileden tek ebeveynli aileye genellikle anne ile eğer yeni bir evlilik olursa yeni aileye ve yeni ebeveyne ve sıklıkla yeni kardeşlere uyum sağlamakla yüz yüze kalır.Boşanmada annenin velayetindeki erkek çocukta özel sorunlar oluşmuştur. Tersine tekrar evlenme ergenlik öncesi kızlar için özel problemler doğurmuştur. Tekrar evlenmeyi takiben ikinci yılda anne ile kız çocuğu rasındaki çatışmalar yüksekti. Tekrar evlenmenin olduğu kızlarda intakt ve evlenme olmayan boşanmış aile kızlara oranla daha fazla talepkar daha hostil ve baskı altında ve daha az sevecen oluyorlardı. Davranışları zamanla iyileşirken aileleriyle aralarındaki zıtlaşma ve distruptif davranışlar devam ediyordu.Üvey babaya yakınlaşma ilişkilerinde problemler özellikle kız çocuklarında yaşanıyordu. Bunun birinci sebebi boşanmanın fırtınalı döneminde anne-kız arasında oluşan olumlu ilişkinin yeniden evlenme ile bozulması olabilir. Boşanma sonrasında anneler kızlarına daha fazla bağımsızlık otorite ve karar verme sorumluluğu veriyorlar (boşanma öncesi yaşantıya oranla). Bu sonuçta eşitlikçi ve ortak destek ilişkisine dönüşüyor (en azından ergenlik öncesi kızlarda). Sonuçta; ergenlik öncesi kızlar annelerinin yeniden evlenmesine gücenebilmekte ve üvey baba onun bu ilişkisi için tehdit oluşturabilmektedir. Üvey baba üvey kızını kontrol altında tutmak için iyi ebeveyn olmak yerine yoğun duygusal katılıktan kaçınan nazik yabancı rolü alabilir. Küçük ve daha büyük çocuklar üvey babayı sonuçta sıcaklıkla kabullenirler fakat 9-15 yaşlarındakiler direnç göstermeye devam ederler çünkü bağımsızlıkları için mücadele etmek sebebiyle çünkü güçlü seksüel arzuları nedeniyle biyolojik olmayan babayı tehdit olarak görmelerinden dolayıdır.Hetherington (1989) yeniden evlenmenin sıkıntılı dönemlerinde kardeşlerin olmasının tampon ya da destekleyici olup olmayacağını sorgulamıştır. Yeniden evlenmiş ailelerin çocuklarında ambivalans hostil düşmancıl ilişkiler boşanmamış ailelere göre daha sıktır. Daha da ötesi kardeş kıskançlığı agresyon ve alaka kurmama antisosyal davranışların artmasında önemli rol oynar. Bu tarz erkeklerde kızlara oranla daha sıktır. Kardeş ilişkileri zamanla iyileşirken yinede boşanmış yeniden evlenmiş grupta diğer iki grupa oranla (intakt boşanmış yeniden evlenmemiş) daha fazla bozukluk kalır. | |
| | |
| Bookmarks |
Sağlık kategorisinde Psikiatri ve ilgili hersey... konusu , Son yıllarda yurt dışında yapılan çalışmalara göre hastalığın yüz bin kişide 15-20 arasında görüldüğü saptanmıştır. Rahatsızlığın oluşumunda etkili risk faktörleri: - Yaşanılan sosyo-kültürel çevrenin etkisi ile zayıflığın kesin güzellik ölçütü ...
| Konu araçları | |
| Gösterim Modları | |
|