Sanat ve Edebiyat kategorisinde Edebiyat Sözlüğü.... konusu , KALB Sözle ilgili sanatlardandır. Arap harflerine göre bir kelimenin harflerinin yerleri değiştirilerek yapılır. Cinas sanatının bir çeşididir. Cinas-ı kalb tecnis-i kalb ve maklûb adlarıyla da bilinir. İkiye ayrılır: 1. Kalb-i ...
| |||||||
| Üye Ol | FlashChat | Bloglar | Üye Listesi | Forumları Okundu İsaretle |
| | #11 (permalink) |
| KALB Sözle ilgili sanatlardandır. Arap harflerine göre bir kelimenin harflerinin yerleri değiştirilerek yapılır. Cinas sanatının bir çeşididir. Cinas-ı kalb tecnis-i kalb ve maklûb adlarıyla da bilinir. İkiye ayrılır: 1. Kalb-i kül: Tersinden okunduğu zaman da anlamlı olan kelime çıkan sanattır. Buna kalb-i muntazam veya aks-i müfred de denir. Örnek: Mûr gibi emrine kılmış itâat halk-ı Rûm Râm olupdur nitekim Mûsâ’ya ey şeh şihr-i mâr Sururî Kadim Mûr: Karınca Rûm: Anadolu Râm: İtaat etme Mâr: Yılan anlamına gelir. 2. Kalb-i ba’z: Bir kelimenin harfleri değiştirilerek kelime yazma sanatıdır. Buna maklûb muavvec de denir. Örnek: Tahlîsine yok mu duâcı Câniler içinde kaldı Nâcî Muallim Naci Câni: Katil Nâci: Şairin adı. KARAVELLİ Asıl hikaye arasına katılan küçük müstakil hikayeler. Hikayelerin içinde manzum parça bulunmaz. İbret verici veya güldürücü niteliktedirler. Genellikle uzun hikayelerin anlatıldığı toplantılarda zaman zaman dikkatleri başka noktaya çevirmek ve sahneyi değiştirmek için söylenirler. KAT’ Anlamla ilgili sanatlardandır. Susmanın söylemekten etkili olacağı yerde sözü kesmeye denir. Heyecanın doruğa ulaştığı noktada bu yola başvurulur. Genellikle nesirde kullanılan bir sanattır. Örnek: Bu dağın çilesi dolmaz Bu dağın çilesi solmaz Bu dağ bir... Sus şair Hepsini demek olmaz! Halide Nusret Zorlutuna KATAR Halk edebiyatında alt alta sıralanan dörtlüklerin hepsine birden katar denir. KAYABAŞI Halk edebiyatımızda bir koşma türü. Özel ezgiyle okunur. Türkülerin ezgilerine göre bölümlenmesinde usulsüz okunan türküler bölümüne girer. Konuları kır ve köy hayatıyla ilgilidir. Çobantürküsü olarak da bilinir. KELAM-I KİBAR Ulu söz demektir. Velilerin büyük kişilerin ahlakçıların özlü sözlerini tanımlamak için kullanılır. KEREM HAVALARI Saz bağlama bozuk düzenler eşliğinde özel bir ezgiyle söylenen türkülerdir. Adını öykü kahramanı Kerem’den aldığı sanılıyor. Akıcılığından dolayı çok tutulan bir üsluptur. Anadolu’nun hemen bütün bölgelerinde söylenir. Kerem yanık Kerem kesik Kerem kandilli Kerem gibi bölümlere ayrılır. KESİK Halk edebiyatımızda hece sayısı 7 ve 8 olan şiirlerin genel adı. | |
| | |
| | #12 (permalink) |
| LÂEDRİ Arapça sözcük anlamı "bilmiyorum" demek. Yazarı bilinmeyen eserler için kullanılır. LEBDEĞMEZ İçinde "dudak sessiz harfleri" (yani b f m p v) diye tanımlanan harfler bulunmayan sözcüklerle yazılmış şiirlerdir. "Dudakdeğmez" adı da verilir. Divan edebiyatında az başvurulan bir yöntemdir. Asıl halk edebiyatımızda kullanılır. Bu türde şiirler söylemek bir ustalık işareti sayılır. Örnek: Tarik-i aşka gir ehl-i Hüdâ ol Gönül gel layık-i her itilâ ol Dilersen dehrde âzâde serlik Gurur-i câhı terk eyle gedâ ol Cidâl-i kîl ukale yok nihâyet Ricalû’llah ile hâl-âşina ol Çekil izzetle uzlet gûşesine Azîz ol derd-î şöhretten cûda ol Dokunmaz leb lebe Remzi okurken Dehân-i dil-bere nükte nümâ ol Ahmet Remzi Dede (Sadece son beyitte dudak sessiz harfleri var) LİRİK ŞİİR Din doğa aşk özlem gurbet vatan ölüm gibi konularda kişisel duygulanımların dile getirildiği çoşkulu bir anlatımın kullanıldığı şiirlerdir. Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini genellikle lir eşliğinde söylediği için isim buradan kaynaklanır. Türk edebiyatında bir dönem bir tür telli saz olan rebab ile şiir söylendiği için lirik şiire "rebabi" denildi. Divan edebiyatında gazel murabba şarkı halk edebiyatımızda koşma ve semailer lirik şiire örnek verilebilir. | |
| | |
| | #13 (permalink) |
| MÜLEMMA Bir şiirin bazı mısraları bölümleri veya bir mısranın bazı sözcüklerin değişik dillerde yazılması. Divan edebiyatında Arapça Farsça Yunanca’nın Türkçe ile birlikte kullanıldığı şiirler yazılmıştır. Tanzimat’tdan sonra bu dillere Fransızca da eklenmiştir. Örnek: Eyyüha’r-rağibûne fi’l-evkat! Edrikûhâ fe-mâ madâ kad fât. Fevt-i fursat me-kün çü vakt-i safâst Ki besî hestder-cihân âfât. İrdi bir dem ki behcetinden anın Sekiz Uçmâğ’a döndü Altı Cihât. İş ke-mâ âşe âşikun va’lem! Tâvet in-nefsü tâbet il-evkat. MÜNAKKAHİYET Gereksiz sözlerden arındırılmış özlü ifade konuyu gerektiği kadar işleme; anlamlı sözcükler arasında eşitlik bulunması. MÜNŞEÂT Mensur yazı veya mektupların bir araya getirdiği dergiler. Divan edebiyatında edebi değeri olan yazılar bir defterde toplanır ve meraklıları okurdu. Münşeatlardaki nesirlerde konu birliği aranmaz. Bu eserlerde çeşitli tarih belgeleri yanında edebi metinler ve özel mektupların biraraya getirildiği görülür. Münşeât-ı Feridun Bey Nergisi ve Veysi’nin münşeatları ünlüdür. Son münşeât örnekleri arasında Münşeât-ı Akif Paşa önemlidir. MÜNŞÎ Sanatlı düzyazı yazan kişiler. Münşilerin yazılarını toplayan dergiler münşeat’tır. MÜNTEHABÂT Seçilmiş şeyler. Çokluk aynı türde kaleme alınmış bir veya daha fazla yazarlara ait yazılar arasından yapılan seçmelerle meydana getirilmiş eser; seçmeler antoloji. MÜSTEŞRİK Doğulu milletlerin tarih din dil edebiyat ve kültürlerini araştırıp inceleyen Batılı bilginler. Şarkiyatçı oryantalist doğubilimci kelimeleri de aynı anlamda kullanılır. MÜŞAARE Karşılıklı şiir söyleme. Edebiyat araştırmacıları müşaareyi üçe ayırır: 1. Bir divan şairinin manzum eserine diğer bir şairin aynı vezin ve kafiyede nazire yazması. 2. Âşıklar arasında karşılıklı şiir söyleme. Bir âşığın okuduğu beyit veya kıtaya diğer bir şair aynı vezin ve kafiyede şiir söyleyerek cevap verir. 3. Edebiyat meraklılarının şiir okumaları herhangi bir mazmunu ihtiva eden beyitler okunur veya birinin okuduğu beyte karşılık onun son kelimesiyle başlayan bir beyti başkası okur. MÜŞAKELE Birden fazla anlamı olan sözcüklerin art arda gelecek şekilde iki anlamı ile kullanılması birinin söylediği bir sözü bir başkasının değişik anlama gelmek üzere tekrarlaması. Karşılıklı konuşan iki kişiden birinin gerçek veya mecazi anlamda söylediği bir sözü diğeri başka bir düşünceye yanıt olacak şekilde tekrarlar. Birinci anlamı gerçek olursa çoklukla ikinci kullanıştaki anlamı mecazidir. Örnek: "Tezer Yine mi kanmıyorsunuz sözüme Ne için bakmıyorsunuz yüzüme Beni bir kere okşasanız ne çıkar? Melik Sen çıkarsın... Demek ki fitne çıkar!" Abdülhak Hâmid Tarhan MÜTAKARRİN Kafiyeleri birbirinin peşinden gelen ve iki kafiyeli olan şiir. Örnek: Hangi âkıl der ki ancak râh-i gülşenden geçin Bir de gafiller şu nâilgâh-i şîvenden geçin Muallim Naci MÜTEKERRİR Murabba muhammes müseddes gibi nazım şekillerinde bendlerin sonlarında tekrarlanan mısra veya beyitler. MÜTELEVVİN Divan edebiyatında bir beytin okunuşu sırasında küçük bir değişiklikle veznin bir başka vezne çevrilmesi. MÜZDEVİC Murabba muhammes müreddes benzeri nazım şekillerinde bendlerin sonundaki mısraların birinci bend ile kafiyeli olması. | |
| | |
| | #14 (permalink) |
| NAKARAT Şiirlerde bendlerin sonunda tekrarlanan mısra veya mısralar. Bu bölüm anlam bakımından her bendi şiirin ana duygusuna bağlar. Şiirin nakarat bölümlerinde ifade olunan duygu ve düşünce etrafında gelişmesini sağlar. Nakarat halk şiirinde bağlama veya kavuştak diye bilinir. Sözlü musiki eserlerinde aynı söz ve ezgi ile tekrar edilen bölüm de nakarattır. NÂME Mektup kitap risâle ferman gibi anlamlar taşıyan Farsça bir kelime. Eskiden kitap türü olarak çok kullanılmıştır. Kıyafetnâme kâbnâme Hamzanâme gibi. Resmi nitelikteki kağıt ve mektuplar da nâme diye bilinirdi. NÂT Hazreti Muhammed’i övmek için yazılan şiirler. NAZIM Dizelerden oluşan vezinli ve kafiyeli anlatım şekli. Kelime "dizmek ipliğe inci dizmek" anlamlarını taşır. Nazımda sadece anlam değil seslerin musikisi de önemlidir. Akılda kolay kaldığı için ezberlenmesi istenen bilgilerin çoğu bu yolla ifade edilir. En küçük birim dizedir (mısra). Ayrıca beyit kıta bend gibi nazım birimleri de vardır. Şiirler de nazım şeklinde yazılır ancak her nazım şiir değildir. NAZİRE Bir şairin şiirine başka bir şair tarafından aynı şekil vezin kafiye ve redifle yazılan şiir. Divan edebiyatı nazım türüdür. Kelime Arapça "eş değer" anlamlarındaki nazir’den gelir. Nazire yazma tanzir tanzir etme diye anılır. Nazire geleneği Türk edebiyatına İran edebiyatından geçmiştir. İranlı şairler nazireye cevâb adını verirler. Alay ve şaka yollu yazılmış nazirelere tezhil veya hezl denir. Örnek: Fuzûlî’nin gazeli Hayret ey büt sûretin gördükte lâl eyler meni Sûret-i hâlim gören sûret hayâl eyler meni Mihr salmazsın mana rahm eylemezsin munca kim Sâye tek sevdâ-yı zülfün pây-mâl eyler meni Za’fı tâli mân-i tevfik olur her nice kim İltifâtın ârzû-mend-i visâl eyler meni Men gedâ şahâ yâr olmak yok ammâ neyleyem Ârzû ser-geşte-i fikr-i muhâl eyler meni Tir-i gamzen atma kim bağrım deler kanım döker Akd-i zülfün açma kim âşüfte-hâl eyler meni Dehr vakf etmiş meni nev-res civanlar aşkına Her yeten meh-veş esîr-i hatt u hâl eyler meni Ey Fuzûlî kılmazsam terk-i tarîk-i aşk kim Bu fazilet dâhil-i ehl-i kemâl eyler meni Fuzûlî Nedim’in Fuzuli’nin bu gazeline yazdığı nazire: Bûs-ı la’lin şöyle sîr-âb-ı zulâl eyler beni Kim gören âb-ı hâyât içmiş hayâl eyler beni Şâire söz bulmağa minnet yok amma neyleyim Âh kim hâyret seni gördükçe lâl eyler beni Sevdiğim câm-ı meye hâcet nedir la’l-i lebin Bir şeker handeyle mest-i bî mecât eyler beni Bağda zülf ü ruhun andıkça bu kimdür deyü Sünbül ü gül birbirinden sûal eyler beni Nükhet-î zülfünle geldikçe nesîm-i nev-bâhar Turra-i sünbül-sıfat âşüfte-hâl eyler beni Nâ-tüvânım şöyle çeşmin hasetinden kim gehî Sâye-i müjgân-ı âhü pây-mâl eyler beni Gerdişin gördükçe sâkî-mülâyım meşrebin Arzû ser-geşte-i fikr-i muhâl eyler beni Hasret-i çeşminle ben hâk-i siyâh olsam dahi Baht âhir sürme-i çeşm-i gazâl eyler beni Güldürür ya ağlatır ya lütf eder yâhud itâb Hâsılı neylerse ol ruhsâr-ı âl eyler beni Arz-ı hâlim çok efendim hak-i pây devlete Lütfun ammâ bî-niyâz-ı arz-ı hâl eyler beni Ben kulun lâyık değildir aslına ammâ yine İltifâtın ârzü mend-i visâl eyler beni Gûyyâ bilmez efendim bende-i dîrinesin Kim Nedîmâ bu mudur deyü suâl eyler beni Nedîm NESİR Duygu düşünce ve hayallerin dilgilgisi kurallarına uygun cümleler içinde anlatılması şeklindeki edebi eser. Edebiyatın iki anlatım yolundan biridir. Diğeri nazımdır. Nesirde aklın kontrolü altında duygu düşünce ve hayallere yer verilir. Nazımdan daha geç doğmuştur. Düşüncelerin fadesi için nazımdan çok daha zengin imkanlara sahiptir. Hikaye roman tiyatro masal hatırat makale sohbet deneme gezi yazısı biyografi gibi edebiyat türlerinde hep nesir kullanılır. Nesrin en küçük birimi tek başına bir anlam ifade eden cümledir. Nesir kullanılan üslûba göre sade nesir orta nesir ve süslü nesir olmak üzere çeşitlere ayrılır. NİDA Divan edebiyatımızda bir sanat türü. Şairin korku sevinç şaşkınlık acı ızdırap öfke gibi pekiştirilmiş duygu ve düşüncelerini okuyucuya hissettirebilecek şekilde işlemesi. Çokluk "ey! hey! vay!" gibi ünlemlerle seslenilir. Tekrîr ve teşhis sanatlarıyla birlikte kullanılır. Örnek: Ey mi’delerin zehr-i tekazası önünde Her zilleti bel’eyleyen efvâf kadide; Ey fazl-ı tabiatle en âmâde ve mün’im Bir fıtrata makrûn iken aç âtıl ve âkim Her ni’meti her fazlı hep esbâb-ı rehâyı Gökten dilenen züll-ı tevekkül ki... Mürâyî | |
| | |
| | #15 (permalink) |
| OTOBİYOGRAFİ Bir kimsenin kendi hayatını yazdığı eser. Biçim ve içeriğiyle bir edebi değer taşımalıdır. OTOGRAF Yazarın kendi el yazısı. Eskiden hatt-ı dest (el yazısı) deyimi kullanılırdı. OTTOVA RİMA Sekiz mısralı bir nazım şekli. Önce İtalyan edebiyatında kullanılmış sonra Fransız edebiyatında buradan da Türk edebiyatına geçmiştir. Batı edebiyatında kafiye şeması abababcc’dir. Bu şema bizde değişikliğe uğrayarak ababcccb şeklini almıştır. Aabbccdc şekli de görülür. Bu nazım şekli lirik tür için elverişlidir. Ottova Rima’yı edebiyatımızda daha çok Abdülhak Hamid kullanmıştır. Örnek: (MAKBER’den) Bu makberdir o bâba makdem Bilmem ne duyar girince adem? Sûzişlerimin budur esâsı Hep şüphelerin bu en fenâsı Benlik acebâ kalır mı ol dem? Sönmüş erimekte o nûr-i dîdem. Ben gözler idim bu hâli ey yâr Senden daha çok zaman akdem... Abdülhak Hâmid OZAN Kopuzla türkü söyleyen en eski Türk şairleri. Osmanlı döneminde halkı şairleri için kullanılırdı. Âşık sözünün karşılığı olduğu gibi meddah anlamını da taşıyordu. Ozanların toplumda önemli yerleri vardı. Beylerin huzurunda dini törenlerde elindeki kopuzunu çalarak kahramanlık destanları okurlar halk arasında kıssa söylerlerdi. Memluk ordusunun mızıka takımında ozan denilen çalgıcılar olduğu tarihi kaynaklarda yazar. Selçuklular’da da benzer durum görülür. ÖNSÖZ Eserin niçin ve ne amaçla yazıldığını belirtmek için kitabın başına eklenen yazı. Bu bölümde yazar ya kitabın özetini verir veya hangi nedenle yazdığını açıklar. Eskiden "sebeb-i telif-i kitab" (Kitabın yazılışının sebebi) sözü kullanılırdı. Tanzimat’tan sonra edebiyatçılar mukaddeme başlığı altında yazdıkları önsözlerde edebiyat anlayışlarını belirleyici açıklamalar yaptı. Namık Kemal’in Celaleddin Harzemşah Recaizade Mahmud Ekrem’in Zemzeme Abdülhak Hamid Tarhan’ın Makber mukaddemeleri bunlardandır. | |
| | |
| Bookmarks |
Sanat ve Edebiyat kategorisinde Edebiyat Sözlüğü.... konusu , KALB Sözle ilgili sanatlardandır. Arap harflerine göre bir kelimenin harflerinin yerleri değiştirilerek yapılır. Cinas sanatının bir çeşididir. Cinas-ı kalb tecnis-i kalb ve maklûb adlarıyla da bilinir. İkiye ayrılır: 1. Kalb-i ...
| Konu araçları | |
| Gösterim Modları | |
|
|
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Edebiyat Sözlüğü | hsmhan | Sanat ve Edebiyat | 2 | 10-08-2007 22:09 |
Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 12:36 .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)