İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz   Siz Sorun Biz Cevaplayalım!

Can Yücel || Hayatı - Fotoları - Şiirleri - Videoları ||

Sanat ve Edebiyat kategorisinde Can Yücel || Hayatı - Fotoları - Şiirleri - Videoları || konusu , HAYATI Şair yazar felsefe hocası milletvekili konservatuar ve köy enstitülerinin kurucusu Hasan Ali Yücel'in oğlu Can Yücel 1926'da İstanbul'da dünyaya geldi. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. 1950 ...


Geri Git   İzafet.com - Forumex.net Türkçe Forumunuz > Kültür ve Sanat Dünyası > Sanat ve Edebiyat

Üye Ol FlashChatBloglar Üye Listesi Forumları Okundu İsaretle
  reklam2 

 
LinkBack Konu araçları Gösterim Modları
Eski 19-11-2007, 14:05   #1 (permalink)
Standart Can Yücel || Hayatı - Fotoları - Şiirleri - Videoları ||



HAYATI

Şair yazar felsefe hocası milletvekili konservatuar ve köy enstitülerinin kurucusu Hasan Ali Yücel'in oğlu Can Yücel 1926'da İstanbul'da dünyaya geldi. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. 1950 'de yurda geri döndü ve aynı yıl babasının önerisi ve desteği ile ilk kitabı ''yazma''yı çıkarttı. 1956 yılında Güler Yücel ile evlendi. Bu yıllarda Che Guevera ve Mao'dan çeviriler yaptığı gerekçesiyle 15 yıla mahkum oldu. İki yıl sonra genel bir afla dışarı çıktı. Dışarı çıkışının ardından ''Bir Siyasinin Şiirleri'' adlı kitabını yayınladı. Şair'in bu kitabı için ilk kez yoğun ve ciddi şiirle ilgilendiği dönemin şiirlerini içerir diyebiliriz. "Bir Siyasinin Şiirleri" nin önsözünü yazan Refik Durbaş kitabı ''Can Yücel'i geniş okuyucu kitlesiyle buluşturan kişisel ve toplumsal yaşamın acı bir dönemini dile getiren öfkeli alaycı boyun eğmeyen siyasal şiirlere ağırlık verilen bir kitap'' olarak değerlendirir. Can Yücel ise yazdıktan seneler sonra "kişinin dış baskıların hışmı karşısında kendi özünü hırpalattırmamak için hatta yitirmemek için kullandığı bir savunma mekanizması baskının acının üstüne gidiş" olarak nitelendirir.

Şair 1973'de "Sevgi Duvarı" kitabıyla kitlelerle daha yaygın bir şekilde buluştu. Şiir kitapları ardarda gelmeye başladı : "Ölüm ve Oğlum" "Şiir Alayı" "Rengahenk" "Gökyokuş" "Gece Vardiyası" "Güle Güle Seslerin Sessizliği" ..... Bunlardan bazıları.

Can Yücel ayrıca Lorca Shakespeare Brecht gibi ünlü yazarların oyunlarından çeviriler yaptı. Bu kendine has çeviriler kimi zaman beğenilip ayakta alkışlanırken kimi zaman eleştiri konusu oldu. Son yıllarda her hafta "Leman"da her ay "Öküz" de yazıları ve şiirleri yayınlandı. "Mekanım Datça Olsun" demişti. 12 Ağustos 1999 gecesi yitirdiğimiz şair çok sevdiği Günebakan çiçekleriyle uğurlanarak Datça'ya gömüldü.



1988' de kendisiyle yapılan bir söyleşide bu ifadeyi kullanan Can Yücel müziğe geçişini şöyle anlatır : ''İlk şiirimi on yaşında yazdım. Babamın metresi olan hanımın yuvasındayken. Yuvada bir çocuk öldü. Çok üzüldüm arkasından bir şiir yazdim. Şiirime babamın yardımı çok oldu. Şiire elverişli bir dünya yaratmıştı babam bana... Hep şiir çevresindeydim. Dili iyi biliyorsan şiirin ne olduğunu biliyorsan yazmadan duramazsın.''

Şairin şiire bakış açısını düşündüğümüzde Octavia Paz'la ilişkilendirmekte zorlanmayız. Bu ilişkiyi kuran ortaklık ''Tek bir şiirin kendini bütün şairlere yazdırması'' düşüncesidir. Octavia Paz ''Şairler aslında bir tek şiiri yazar'' derken Can Yücel şunları söyler : ''Ben şiiri ciddiye almıyorum ki zaten yeter ki şiir beni ciddiye alsın! Davetsiz misafirdir...Pat diye gelir O ya bir afrika menekşesini ya ölen bir delikanlıyı bahane eder oturur karşıma kaldırabilirsen kaldır artık.''



Şiiri yaşamı çepeçevre saran bir bütünsellik olarak değerlendiren şairin şiirindeki temel öğeler bu bütünsellik anlayışıyla bağdaşır : Mizah alay yergi öfke sevecenlik lirizm eleştirel bir dünya görüşü siyasal bilinç...

Can Yücel'de mizah ve yergi başkasını küçük düşüren gülünçleştiren bir mizah değildir. Yalanı aldatmacayı haksızlığı toplumsal düzenin ürünü olması açısından ele alır ve zaman zaman bunların farkında değilmiş gibi kendisiyle de dalga geçer. O'nun şiirlerinde aldatanın da aldatılanın da gülünçlüğünü buluruz.



Can Yücel şiirlerinde var olan ironi için şunları söyler :

''Harika odur ki insanlar kendi adlarına değil kainat adına yazarlar. Bütünselliğin dışında bir şiir yoktur. Hayat ve ölüm de bir bütündür. Şiir bu bütünden çıkan çılgınlıktır. Çok ağır geçen hayatımızın içinde ironi bütünselliği bozmayacak ana çaredir. Bir direnç kahkahasıdır.''



Kendisiyle yapılan bir söyleşide şiir ve dil hakkındakı görüşlerini şöyle aktarmaktadır : ''Goethe der ya : dil orman gibidir. Ağaçlar çürür orman kalır. Bizde ağaçları kesmeye kalktılar.Bizde katıldık buna.Hala kahroluyorum.Yanlıştı. Sadeleştirme meselesi o bütünlüğün içinde sözcükleri tümceleri nereye oturttuğunun hesabını vermek meselesidir. Kelimeler bütünselliğin parçalarıdırlar. Şiir kelimeleri bu galaksiye hediye etmektir.'' Can Yücel şiirine bu sözler ışığında baktığımızda töresel dil anlayışına karşı çıkışı görürüz. Bu karşı çıkış şiirse sözcük dağarcığının genişletilmesi ile beslenir. Küfürler ve kaba sözcükler bu karşı çıkışla şiirin içine girmiştir.



Can Yücel'in şiirsel imgesini kuruşundaki kaynakları; doğa insanlar olaylarkavramlar heyecanlar duyumlar ve duygulardır. Şiirlerinin çoğunda sevdiği insanları buluruz. ''Maaile'' şairin kitaplarından birine koyduğu bir ad. Şair için ailesi çok önemlidir eşi çocukları torunları babası... Bu insanlarla olan sevgi dolu yaşamı şiirlerine yansımaktadır. ''Küçük Kızım Su'ya'' ''Güzel'e'' ''Yeni Hasan'a Yolluk'' ''Hayatta Ben En çok Babamı Sevdim'' bu sevgi şiirlerinden bazılarıdır.

Şairdeki imgeyi dönüştürme işlemi gerçeküstücülerin üzerinde durmuş oldukları bilinçdışını özgürleştirme çabasıyla bağdaşır.
benolmusumnick kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-11-2007, 14:50   #2 (permalink)
Standart




Fotoğraflar



Çocukluk



Gençlik







Can Baba









Can Baba Ailesi İle



benolmusumnick kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-11-2007, 15:04   #3 (permalink)
Standart



Kendi Sesinden


Sevgi Duvarı


Datça


Thedorakis'e



Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim



Belkim Bir Kertenkeleydim


Slayt

Can Yücel - Başka Türlü Birşey ( fotoğraflar eşliğinde yeni türkü yorumuyla )


Herşey Sende Gizli


Anladım

benolmusumnick kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-11-2007, 15:10   #4 (permalink)
Standart



Başka Türlü Birşey


başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz
havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun

bir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür
vardığın çimen yeşilliğince

nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..


Anladım

Bunca zaman bana anlatmaya çalıstığını
kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..

Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat okuyarak dinleyerek degil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.

Yüreğinde aşk olmadan geçen hergün kayıpmış
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..

Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden
Neden hiç ağlamadığını anladım..

Ağlayanı güldürebilmek ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş
Gözyaşımı kahkaya çevirdiğinde anladım..

Bir insanı herhangi biri kırabilir
Ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş
Çok acıttığında anladım..

Fakat hakedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terkettiğinde anladım..

Yalan söylememek değil gerçeği gizlememekmiş marifet
Yüreğini elime koyduğunda anladım..

''Sana ihtiyacim var gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak
Sana ''git'' dediğimde anladım..

Biri sana ''git'' dediğinde ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek
Git dediklerinde gittiğimde anladım..

Sana sevgim şımarık bir çocukmuşher düştüğünde zırıl zırıl ağlayan
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..

Özür dilemek değil ''affet beni''
Diye haykırmak istemekmiş pişman olmak
Gerçekten pişman olduğumda anladım..

Ve gurur kaybedenlerinacizlerin maskesiymiş
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..

Ölürcesine isteyenbeklemez
Sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..

Sevgi emekmis
Emek ise vazgeçmeyecek kadar
Ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...

Herşey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Hayatta Ben Ençok Babamı Sevdim

Hayatta ben en çok babamı sevdim
Karaçalılar gibi yardan bitme bir çocuk
Çarpı bacaklarıyla -ha düştü ha düşecek
Nasıl koşarsa ardından bir devin



O çapkın babamı ben öyle sevdim
Bilmezdi ki oturduğumuz semti
Geldi mi de gidici - hep hep acele işi
Çağın en güzel gözlü maarif müfettişi
Atlastan bakardım nereye gitti
Öyle öyle ezber ettim gurbeti


Sevinçten uçardım hasta oldum mu
Kırkı geçerse ateş çağırırlar İstanbul'a
Bi helallaşmak ister elbet diğ'mi oğluyla!
Tifoyken başardım bu aşk oy'nunu
Ohh dedim göğsüne gömdüm burnumu


En son teftişine çıkana değin
Koştururken ardından o uçmaktaki devin
Daha başka tür aşklar geniş sevdalar için
Açıldı nefesim fikrim canevim
Hayatta ben en çok babamı sevdim.

Sevgi Duvarı

Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
Salonlar piyasalar sanat sevicileri
Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
Yakanda bir amonyak çiçeği
Yalnızlığım benim sidikli kontesim
Ne kadar rezil olursak o kadar iyi


Kumkapı meyhanelerine dadandık
Önümüzde Altınbaş Altın Zincir fasulye pilakisi
Ardımızda görevliler ekipler Hızır Paşalar
Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
Çöpcülerin elleriyle okşardım seni
Yalnızlığım benim süpürge saçlım
Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi


Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
Bol çelik bol yıldız bol insan
Bir gece Sevgi Duvarını aştık
Dustuğum yer öyle açık seçik ki
Başucumda bi sen varsın bi de evren
Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

Beşik Dürtmesi

Kuzu gibi olun diyorlar
Büyüyüp ortaya çıkınca
Koyun gibi gütmek için sizi

İstemek de Güzel

Bugünlerde herkes gitmek istiyor. Küçük bir sahil kasabasına
bir başka ülkeye dağlara uzaklara...
Hayatından memnun olan yok. Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istedigi üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim
öteki de olmuyor
ani her şeyi yüzüstü bırakmak göze alınamıyor.
Böyle gidiyor iste.
Bir yanımız “kalk gidelim”
öbür yanımız “otur” diyor.
“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira.
İş güç sorumluluk çoluk çocuk aile güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık...

Alışkanlığın verdiği rahatlık monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz.
Kuş olup uçmak isterken ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum. Değil bu şehirden gitmek
iki sokak öteye taşınamıyorum. Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpegi olduğunun farkında.
Herkes onu o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
“Sırtında yumurta küfesi olmak” diye bir deyim vardır;
evet sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler.
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada. Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım. İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar. Ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe zaman keyif...
Denk olsa. Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün.
Sabah 09.00 akşam 18.00.
Sonra başka mecburiyetler.
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme içme barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani.
Ne saçma.
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.
Ben her bahar aşık olmam ama her bahar gitmek isterim.
Gittigim olmadi hiç.

Ama olsun... İstemek de güzel.

En Uzak Mesafe

En uzak mesafe ne Afrika’dır
Ne Çin
Ne Hindistan
Ne seyyareler
Ne de yıldızlar geceleri
Işıldayan…
En uzak mesafe iki kafa arasındaki
Mesafedir
Birbirini
Anlamayan…

Kim Özlerdi Avuç İçlerinin Kokusunu

O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler
arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar
bırakılmasaydı eğer.

Dayanılması o kadar da zor değildir
büyük ayrılıklar bile en güzel yerde başlatılsaydı eğer.

Utanılacak bir şey değildir ağlamak
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer.

Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık
çalınan birinin kalbiyse eğer.

Korkulacak bir yanı yoktur aşkların
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.

O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.

Daha çabuk unutulurdu belki su sızdırmayan sarılmalar
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.

Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla
öylesine delice bakmasalardı eğer.

Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı
belki de
kalp göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.

Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece
sohbetlerinin
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.

Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır
yaralamasaydı eğer.

Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.

Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.

O büyük o görkemli son ölüm bile anlamını yitirirdi
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.

O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.

Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.

Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.

Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.

Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından
dokunulası ipekten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.

Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.

Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.

İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir
ayrılık gizlendiğine
belki de kartvizitinde "onca ayrılığın birinci
dereceden failidir"
denmeseydi eğer.

Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.

Issızlığa teslim olmazdı sahiller
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle
avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.

Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da ya canım ellerini
tutmak isterse...

Evet Sevgili
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu kim
uzanmak isterdi ince parmaklarına
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık
etmiş olmasalardı eğer!!

CAN YÜCEL

Son Düzenleme benolmusumnick tarafından 19-11-2007 16:36 de yapıldı..
benolmusumnick kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 19-11-2007, 15:16   #5 (permalink)
Standart

pis gominist
halloween kişi çevrimdışı   Alıntı Yaparak Cevapla

Bookmarks
Etiketler
can yücel anladım slaytıcan yücel eğer kendi sesindencan yücel fotolarıcan yücelin hayatının slaytıcan yücel anladım kendi sesinden

Can Yücel || Hayatı - Fotoları - Şiirleri - Videoları ||

Sanat ve Edebiyat kategorisinde Can Yücel || Hayatı - Fotoları - Şiirleri - Videoları || konusu , HAYATI Şair yazar felsefe hocası milletvekili konservatuar ve köy enstitülerinin kurucusu Hasan Ali Yücel'in oğlu Can Yücel 1926'da İstanbul'da dünyaya geldi. Ankara ve Cambridge üniversitelerinde Latince ve Yunanca okudu. 1950 ...

Konu araçları
Gösterim Modları

Gönderi Kuralları
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smilies are Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Kapalı

Forum Seç

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Karacaoğlan-Hayatı ve Şiirleri StOrM Sanat ve Edebiyat 27 31-07-2008 12:47
Fuzuli- Hayatı ve Şiirleri StOrM Sanat ve Edebiyat 13 25-07-2008 14:40
Rıfat Araz Hayatı, Şiirleri Uraldan Biyografiler 0 12-06-2008 18:59
Hz.Muhammed (s.a.v)'in hayatı.Peygamber efendimizin hayatı. aragon12 Biyografiler 3 27-12-2007 22:27
Aziz Nesin Hayatı ve Şiirleri SaiNTCLoWN Sanat ve Edebiyat 1 15-12-2005 18:50


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +2. Şuan saat: 12:06 .
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)



Powered by vBulletin® Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0
izafet öğesini iGoogle sayfanıza ekleyin. UslanmaM | TEKplatform | Cep Telefonu | Web Hattı | Tedavin | araba | sagopa kajmer -